22.9.2018 / Spor / Tarih

Özellikle 1970 sonrası Western filmlerinde işlenen, yerlilerin, yani soyunu Türklere dayandırmaya çalıştığımız Kızılderililerin, Batılıların otomatik silahlarına karşı kullandıkları yay ve oklar, çocukluk dönemimizde ruhumuza işlemiştir. Ama bunun en büyük sebeplerinden biri, zaten kökenimizde bu aletlerin saygın bir yeri olmasındandır.

Türklerde okçuluk tarih öncesi zamanlara kadar uzanır. M.Ö. 5000 tarihine dayandırılan, Altay ve Tanrı Dağları ve çevresinde ortaya çıktığı düşünülen "Atlı Bozkır Kültüründe", atların ve okçuluğun önemini ortaya koyan kalıntılara rastlanmıştır. Tarihteki Türk atlı okçuları, dört nala giderken eyer üstünde dönüp arkaya ok atarak hedefe tam isabet ettirme ustalıklarıyla tanınmışlardır. Uluslararası literatürde "Part Atışı" olarak isimlendirilen at üzerinde geriye doğru yapılan ok atışının en başarılı ve en ünlü uygulayıcıları Türkler olmuşlardır. Anna Komnena bu konu hakkında şöyle demiştir:

"Bir Türk kovalamaya geçmişse, düşmanını ok atarak haklar. Kendisi kovalanıyorsa, okları sayesinde üstün gelir. Fırlattığı ok uçarak ata veya atlıya saplanır. Ok çok güçlü bir elle gerilmişse, gövdeyi delip geçer. Türkler gerçekten çok usta okçulardır.”

Türk destanlarında da sıkça rastlanılan ok ve yay, çeşitli anlamlara gelmekle birlikte özellikle Oğuz Kağan Destanı'nda hakimiyetin bir sembolü olarak işlenmektedir. Büyük Türk Hakanı Oğuz Kağan’ın, Gün, Ay ve Yıldız adlı üç büyük oğluna “Bozok”, Gök, Dağ ve Deniz adlı üç oğluna da “Üçok” demesi, Türklerin oka verdikleri önemi yansıtması bakımından büyük değer kazanır. Yine, savaşçılık, avcılık, sporculuk gibi alanların dışında sosyal alanda da karşımıza çıkan okçuluğun, Türkler açısından büyük bir önem teşkil ettiğini göstermektedir. Ok ve yay, askeri bayramlarda, dinsel törenlerde ve çeşitli sportif yarışmalarda kullanılmış ve sıkça toplumsal hayatta yerini almıştır. Avrasya coğrafyasında göçebe yaşayan Türklerin ok ve yay yapımında kullanılan özel malzeme ve teknikleri gizli bir şekilde usta-çırak yoluyla nesilden nesle aktarması, teknolojik fark sayesinde yerleşik halklara karşı Türklere üstünlük sağlamış ve silah üreticisiyle ailesine sosyal yaşamda seçkinlik kazandırmıştır.

Ayrıca ok ve yay, Büyük Selçuklular tarafından 1040’da Dandanakan zaferini kazanıldıktan sonra siyasi bir sembol olarak kullanılmış ve komşu ülkelere gönderilen fetihnâmelerin başına iliştirilerek, güç ve iktidar göndermeleri yapılmıştır. Bunun yanı sıra askerî ittifaklara çağrı olarak kullanılan "ok gönderme" geleneği de yine bu dönemde sürdürülmüştür.

15. yüzyılın ikinci yarısından itibaren okçuluk Osmanlı'da planlı ve düzenli bir spor faaliyeti olarak yapılmıştır, bu amaçla da "ok meydanı" isminde 34 büyük meydan tahsis edilmiştir. Ok meydanlarının kendilerine ait ödenekleri, idarecileri, hizmetlileri vardı ve buralarda sporcular ikamet etmekte, antrenmanlar ve yarışmalar düzenlenmekteydi. Ok meydanları arasında en bilineni İstanbul'daki Okmeydanı Okçular (Vakfı) Tekkesi'dır. Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul'un fethinden sonra, alan sahiplerinden alınıp resmî olarak okçuluk sporu hizmetine verilmiştir.

Günümüzde de halen etkin bir şekilde spor amaçlı kullanılan okçuluk, 1904 yılında ilk defa girdiği Yaz Olimpiyatları’nda olimpik programa dahil edilmiş ve 1972 yılından bu yana ara verilmeden aktif olarak faaliyetlerine devam edilmiştir.  Ülkemizde de bu alanda, özellikle son yıllarda çok değerli sporcular yetiştirilmiştir. Bu sporculardan biri olan Yasemin Ecem Anagöz, 2018 Avrupa Şampiyonası’nı altın madalya ile tamamlamıştır. Ve ülkemizin bu alanda zirvede olmasına büyük katkı sağlamıştır.



Bir Yorum Bırak

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekiyor.