7.2.2019 / Din

“Her şeyin bir kalbi vardır. Kur’an’ın kalbi de Yâsîn’dir. Ümmetimin her ferdinin kalbinde Yâsîn’in yer edinmesine epeyce sevinirim." / Hz. Muhammed {İbn Mâce, Cenâiz, 4; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 26}

28.          Arkasından, soyunun tepesine semadan bir ordu indirmedik;

                Zaten indirecek de değildik.[1] [Zira bu eylemi gerekli görmedik].

29.          Gerekseydi,[2] sadece bir sesleniş (işlerini bitirmeye)[3] yeterdi;

                Yediden yetmişe hepsi bir anda küle döner/ savrulur giderdi.

30.          Yazıklar olsun şu kullara;

                Gark olsunlar pişmanlıklara!

                Onlar şunlardır ki, ille ve ille,

                Alay ederlerdi kendilerine gelen her elçi ile. 50/12-14

31.          Kendilerinden önce nice kentleri yok ettiğimizi görmüyorlar mı?

                Hiçbirinin kendilerine dönüp gelemeyeceklerini [bilmiyorlar mı]?

32.          Yarın hep birlikte huzurumuza çıkarılacaklarını (düşünmüyorlar mı)?[4]

33.          (Bu hususta) bir âyettir/bir yasadır[5] onlar için, ölü toprağın bizce diriltilmesi; 16/65

                Ve yalnız kendisiyle beslendikleri tanelerin,[6] o yerden / topraktan bitirilmesi.[7]

34.          Oradaki hurmalıklardan ve bağlardan oluşan bahçeleri biz yaptık;

                Oradaki gözelerden [kaynayan halis suları] biz fışkırttık/biz akıttık.

35.          Yesinler diye o toprağın ürünlerinden,

                Bir de o ürünlerden, kendi elleriyle imal ettiklerinden.

                Şükretmemeleri için, kaldı mı şimdi bir neden?

36.          Şânı ne yücedir, eşeyli yaratanın, yeryüzünde yetişen tüm bitkileri;

                Yanı sıra, bizzat kendilerini ve henüz bilmedikleri diğer her şeyleri.[8]

37.          Gece de onlar için bir âyettir;

                (Sınırsız kudretimize bir işarettir).[9]

                Gündüzün aydınlığını, sıyırıp çıkarırız biz o geceden;

                [O vakit], kendileri karanlığa gömülüverirler[10] aniden.

38.          Güneş de bir âyettir/o da öyledir;[11]

                Kendi yörüngesinde akıp gitmektedir.

                Onun bu seyri, En Yüce’nin ve her şeyi bilenin bir takdiridir;

                (Yani sınırlarını, ölçülerini ve kanunlarını, onun belirlemesidir).[12]

39.          Ay[13] da öyledir;

                [O da insanlar için bir âyet /bir işaret /bir mucizedir].

                Biz ona menziller takdir ettik;[14] (bu konakları dolaşır durur);[15]

                Sonunda o, eski ve eğri hurma dalı[16] gibi kavisli bir hâle kavuşur.

40.          Ne güneş, Ay’a kavuşup[17] ona çarpabilir;

               Ne de gece, gündüzü geçip onu örtebilir;

               Her biri, bir felekte[18] tesbih[19] / kulluk etmektedir /

               (Kendilerine özgü)[20] bir yörüngede yüzmektedir. 21/33. 55/5

 


[1] Gökten ordu ineceği haberinin gayesi için bkz: 8/9-10

[2] «Zımnen: ama bu olmadı. Yani işleri bitirilmedi. Çünkü buradaki in kâne kalıbının işlevi şu 43/81’deki “in kâne lirrahmâni veledün / eğer Rahman bir çocuk edinseydi” ibaresine benzer: Krş: 21/17, 35/41» {Hayat Kitabı. 876. Not. 2, Mustafa İslâmoğlu}

[3] (M. Öztürk)

[4] (M. Kısa)

[5] “Ölü toprağı canlandırmamız bir işaret, bir bilimsel yasa / bir ayettir. Ondan taneler çıkardık” {Kur’ân-ı Kerim’den Âyetler ve İlmî Gerçekler, Dr. Hâluk Nurbaki}.

[6] «Habbe, genelde küçük ve muntazam tanecikler anlamına gelir ki, bundan kasıt, tohum niteliğindeki bitkisel tanelerdir. Taneler, bir yandan bitkinin tohumlarıdır, bir yandan da komple canlı hücre maddelerinden, yani bir tanede canlının kullanacağı tüm organik maddelerden ibarettir. Eskiden bu gerçek bilinmezdi. Yani, bu tanelerde karbonhidrat, protein, yağ, vitaminler ve madenlerin tümüyle bulunduğu sanılmazdı. Buğday ve benzeri bitki besinleriyle yeterli beslenme olmaz sanılırdı. Hâlbuki bu habbeler/ taneler, hayatın tüm temel maddelerini bir bütün halinde temsil etmektedir.» {Kur’ân-ı Kerim’den Âyetler ve İlmî Gerçekler. 84… Dr. Haluk Nurbaki}. * «Hayatlarımız ne kadar muhteremse, tane / tohum da o kadar muhteremdir» {Hulâsatül-Beyan, 11/4646}. * [Öyleyse hem bizim hayatımızın hem de hayvanlarımızın hayatlarının can damarı olan tohumu, gözümüz gibi korumalıyız (2/205).]

[7] 6/95, 99. 7/57.10/31. 22/5. 24/50. 25/49. 29/63.30/19. 35/9. 41/39. 43/11. 50/11. 57/17.

[8] Bkz. 13/3. 20/53. 22/5. 31/10. 35/11. 36/36. 50/7. * «Bugün artık biliyoruz ki, bir toz zerresinden yıldızlara kadar bildiğimiz ne varsa, hepsinin yapıtaşlarını teşkil eden atom parçacıkları ve daha aşağı seviyedeki parçacıklar, yaratılırken daima anti maddeleriyle birlikte karşıt-çift olarak yaratılırlar» {Âyet ve Hadislerle Meâl, 2/1521, not: 30}. * «İnsanların Kur’an’ın indiği sırada bilmediği birçok şeyde de çift yaratılma özelliğinin bulunduğu, yeni yeni ortaya çıkarılmış olup, bu, ileride daha nice varlık çiftlerinin keşfedilebileceğinin işaretidir. Paul Dirac adlı bilim adamının, atom parçacıklarının da çift yaratıldığını yani elektron karşısında pozitronun bulunduğunu tespit edip, ‘Parite Kanunu’nu keşfetmesi ve bu sayede Nobel ödülü kazanması, bu ayetteki anlam derinliğine ışık tutucu bir gelişmedir» {Kur’an Yolu, 4/488}.

[9] (M. Öztürk)

[10] Ahmet Tekin

[11] M. Yıldız

[12] Ahmet Tekin

[13] «Ay, Güneş sisteminin diğer uydularıyla karşılaştırıldığında çok büyük bir uydudur. Ay'ın oluşumuyla ilgili farklı teoriler vardır. En yaygın teoriye göre Dünya'mız ile bir gökcismi çarpışmış, bu çarpışmanın etkisiyle Dünya'nın kabuğundan büyük bir parça kopmuş ve sonra bu parça Ay'a dönüşmüştür. Kesin olmasa da son zamanlarda Amerikan sonda aracı "Lunar Prospector" dan gelen bilgiler bu teoriyi desteklemektedir. Ay'ın küçük çekirdeği Dünya'nın dış kabuğuyla büyük benzerlik göstermektedir.

Kuran, Ay'a ve Ay'ın hareketlerine birçok ayetinde dikkat çekmiştir. Modern bilimin sağladığı verilerle Ay'ın varlığının Dünya'daki yaşam için ne kadar önemli olduğu anlaşılmıştır. Ay, bir uyduya göre oldukça büyük hacmi ve ayarlanmış uzaklığıyla Dünya'mızın dönme merkezini sabitleştirmektedir. Bu da gezegenimizin yaşam için elverişli iklim koşullarını milyarlarca yıldır korumasını sağlamaktadır. Bazı bilim adamları, Ay'ın çekim gücü sayesinde Dünya'nın merkez çekirdeğinin sıvı konumunu koruduğunu söylemektedirler. Bu da gezegenimizin manyetik alanını güvence altına almaktadır. (18. ve 19. bölümde de bu konuya değineceğiz.) Eğer bu manyetik alan olmasaydı kozmik radyasyonlar Dünya'ya doğrudan ulaşacaklardı. Bu da yeryüzünde yaşamı yok edecekti. Yine Ay olmasaydı Dünya'nın kendi çevresinde 10 saat içinde döneceği tahmin edilmektedir. Bu ise gece ve gündüzün tamamen değişmesi, yeryüzündeki yaşamın ciddi bir darbe yemesi demektir. Ay okyanusları kendisine çekerek, Dünya'nın dönüş hızını yavaşlatmış ve bugünkü şekline getirmiştir» {KUR’AN HİÇ TÜKENMEYEN MÛCİZE, 60, Kuran Araştırmaları Grubu, İstanbul Yayınevi 2005}.

[14] AY VE MATEMATİK: «Ay'ın kütlesinden dönüş hızına kadar ince matematiksel hesapların yapılabilmesi, Allah'ın yaratışlarını bu matematiksel hesaplarla gerçekleştirmesi sayesindedir. Nitekim Allah, Evren'de kullandığı matematiğe "kader" kelimesiyle dikkat çekmiştir. Kader kelimesinin din adına uydurulanların etkisiyle yanlış yorumlanmasına burada değinmek istemiyoruz. "Kader" kelimesi Arapça'da ölçüyü, ölçü konulmasını, yani matematiksel düzenlemeyi ifade eder. "Kader" kelimesi Türkçemizde bu anlamın dışında kullanılsa da "Kader" kelimesinden türeyen "miktar" kelimesi dilimizde "ölçü" anlamında kullanılmaktadır. Bu bölümde incelediğimiz Yasin suresinin 39. ayetinde de Allah'ın matematiksel düzenlemesi "kader" kelimesiyle ifade edilmiştir. Ay'ın Dünya'ya uzaklığından, kütlesinden, dönüş hızına, Dünya ile karşılıklı çekimlerinden, Güneş'e karşı konumu ve çekimlerine kadar her şey matematiksel olarak ince bir şekilde hesaplanmıştır. (Kaderi belirlenmiştir.) Bu hesaplardaki ufak bir oynama bile yeryüzündeki yaşamın yok olmasına sebep olurdu. Ay ile ilgili verdiğimiz örneklerde de Allah'ın planlı yaratışının, matematiksel düzenlemelerinin örneklerini görüyoruz. Ay, yalnızca romantik gecelerin aktörü, şairlerin ilham kaynağı değil, yeryüzü yaşamının olmazsa olmaz dostu ve şartıdır da. Ay, Dünya'nın çevresinde çok sayıda kuvvetlerin birbirini dengelemesi ile dolanır. Dünya'nın, Güneş'in çekimleri kadar, diğer gezegenlerin çekimleri de burada etkili olmaktadır. Ay'ın hareket denklemindeki ölçü yüzlerce ayrı parametre arasından ayarlanmıştır. Dünya'daki yaşam için ise binlerce gerekli parametrenin art arda gelmesi şarttır. Ay, bu parametrelerden sadece biridir. İşte Allah öyle bir sistem yaratmıştır ki Dünya'da yaşamın var olması için gerekli unsurlardan sadece biri olan Ay'ın, Dünya'daki yaşamı sağlayacak şekilde varlığı ve yörüngesinde dolaşımı yüzlerce parametreye büyük bir matematiksel incelikle bağlıdır. Bunun sonucundaki oluşum ise yaşamamız için gerekli binlerce unsurdan sadece biridir» {KUR’AN HİÇ TÜKENMEYEN MÛCİZE, 61, Kuran Araştırmaları Grubu, İstanbul Yayınevi 2005}.

[15] (M. Öztürk)

[16] «Ay'ın yörüngesine "urcun" kelimesiyle işaret edilir. "Urcun", "hurmanın eğri, salkım dalı"nı ifade eder. Ayette bu eğri salkım dalı, "eski" ifadesiyle de tasvir edilmiştir ki hurma çöpünün eskisi daha ince ve daha eğri olmaktadır. Bu çok hoş, çok güzel tasvir edici bir benzetmedir. Bu benzetmeyle Ay'ın evrelerindeki ilk ve son şekliyle beraber, Ay'ın Dünya etrafında katettiği yörüngenin şekline de işaret vardır. Ayetin matematiksel ölçülendirmeye dikkat çekmesi kadar, eğri ve eski hurma dalıyla yaptığı benzetme de mucizevi niteliktedir ve o dönemin bilgi seviyesiyle ne Ay'ın yörüngesindeki matematiksel inceliklerin ne de Ay'ın Dünya'nın etrafında dolanırken çizdiği yörüngenin şeklinin bilinmesi mümkündür» {KUR’AN HİÇ TÜKENMEYEN MÛCİZE, 62, Kuran Araştırmaları Grubu, İstanbul Yayınevi 2005}.

[17] M. İslâmoğlu; A. Tekin

[18] «Felek, gök cisimlerinin yörüngeleridir (Müfredât). Felek kelimesinin nekre / belirsiz olarak buyrulmasından dolayı, gök cisimlerinin yörüngelerinin, birbirinden değişik oldukları anlaşılır. Yörüngeleri değişik olan cisimlerin, mutlaka şekilleri de değişik olur. Bu neticeye göre ayetin tefsiri şöyle olur: “Gök cisimlerinin yörüngeleri çeşitli olmaları itibarı ile şekilleri de ayrı ayrıdır”. Lügatin verdiği manalardan elde edilen sonuç budur. Modern bilim de izleyerek çektiği filmlerden bu sonucu elde etmiştir» {Kur’an Işığında Kâinat ve Göklerin Fethi. 75. Mehmet Eminoğlu}. * «“Yuvarlak cisim, daire” anlamına gelen felek, “gezegenlerin yörüngesi” için kullanılmaktadır. Gemilerin seyri sefer rotasına benzediği için, gemi manasına gelen “fülk”ten türetilmiştir (Râğıb, Müfredât)» {Hayat Kitabı, 877, not: 10. M. İslâmoğlu}.

[19] [“Tesbih”, “kibr”in / Allah’a karşı çıkmanın / Ona isyan etmenin zıddıdır. Bkz: 2/32. 24/41; 32/15; 38/18. * A’râf 206, “kibr”in, Allah’a kulluktan yüksünmek; itaatin ise “Allah’ı tesbih etmek” olduğunu söylüyor. Allah’tan yüz çevirmek yerine, Mevlâ’ya gönül vermeyi, zatımızı Ona hapsetmeyi / özümüzü Ona teslim etmeyi öneriyor]. * «Sebh’ten türeyen tesbih, “hareket etme, işini yapma, çaba gösterme” anlamına gelmektedir.» (Hayat Kitabı, 1247, not: 2). * «Asıl tesbih, fiilî tesbihtir. O da; kalben itikat, fiilen de onu ifade eden yaşayış ile ibâdetlerdir. Yani esas tesbih, Allah’ın tüm emir ve yasaklarını hayata taşımak ve bunların yaşanması yolunda azimle çalışmaktır» {Bkz. Allâh’ın Kelâmı, 11, not: 1, Mehmet Türk}.

[20] (M. Sağ)