11.3.2019 / Din

Reğâip, ısrarla yapılacak ve temelli kaçınılacak eylemler, Kur’an’da sıralanıyor. Buna rağmen dindarlar uydurma hadislerle oyalanıyor.

Dinen Hayat-Memat Meselesidir.

Reğâib, rağbet kelimesinin çoğulu olan bir kelimedir. Rağbet kelimesine sözlüklerde şu manalar verilir:

«Rağbet, A. i. 1. İstek, arzu. 2. İyi kabul edilme, iyi sayılma. Rağbet-i umumiyye, herkes tarafından istenme, beğenilme.»[1]

«Rağbet. /A.i./ İtibar, değer verme, ilgi, meyil, istek arzu.»[2]

NİSÂ 127’DEKİ RAĞBET, “İSTEMEK, TALEP ETMEK” ANLAMINA GELMEKTEDİR. ÂYETTE, YETİM KIZLARLA SIRF MALLARINA SAHİP OLABİLMEK İÇİN YAPILAN EVLİLİKLER YERİLMEKTEDİR. ART NİYETLİ BİR TALEP (RAĞBET) OLDUĞU İÇİN, BU EYLEME YELTENENLERİN YANİ RAĞBET EDENLERİN KADIN HAKLARINI İHLAL ETTİKLERİ, DOLAYISIYLA KUL HAKKI YEDİKLERİ BELİRTİLMEKTEDİR: 

               Kadınlar hakkında, [işlerine yarayacak yeni] fetvalar istiyorlar senden;

               De ki: Kadınlar hakkında, Allah [önceden beri] size hüküm veriyor zaten.

               Ama siz, Allah’ın kitabındaki o hükmün peşine, ömrünüzde düşmediniz;

               Yetim kadınlar konusunda [Kitap’ta] yazılan [haklar]ı onlara ödemediniz;

               [Mallarına el koymak için],[4] yetim / kimsesiz kızlarla evlenmeye rağbet ettiniz.

               Erkek çocukların zayıf / çaresiz olanları için de verdi [Kitap’ta Allah] fetvalarını;

               [İstedi Müslümanlardan] yetim konusunda insafı / dengeyi ayağa kaldırmalarını.[5]

               [Şu] hayırlardan hangisini işlerseniz,

               Allah, hepsini bilmektedir hiç şüphesiz.[6]            

RAĞIBE FİİLİ “AN” EDATI İLE BİRLİKTE KULLANILDIĞINDA, RAĞBET KELİMESİ “REDDETMEK, SIRT ÇEVİRMEK” ANLAMINA GELMEKTEDİR. BAKARA 30’DA, KENDİNİ BİLMEZLERİN İBRAHİM ALEYHİSSELÂM’IN ÖĞRETTİĞİ KURALLARA BURUN KIVIRMALARI ELEŞTİRİLMEKTEDİR. MÜ’MİNLERDEN, KÂFİRLERİN ŞU EYLEMLERİNİN TERSİ BİR EYLEM BEKLENMEKTE YANİ İBRAHİM ALEYHİSSELÂMIN MİLLETİNE RAĞBET ETMELERİ, ONUN PUTLAR VE PUTPERESTLER KARŞISINDAKİ MUAMELESİNİ (60/4) SAHİPLENMELERİ İSTENMEKTEDİR.  

Kim yüz çevirir ki İbrahim’in dininden[8]/milletinden?

                Başka birisi çevirmez elbet, kendini bilmez birinden.

                Andolsun dünyada seçtik onu / o katımızdaki seçkinlerden;

                O, âhirette de kesin sâlihlerden / cennete girecek kimselerden.

                RAĞIBE FİİLİ, MERYEM 46’DA DA YUKARIDAKİ ÂYETTE OLDUĞU GİBİ “AN” EDATI İLE BİRLİKTE GEÇMİŞ, PUTPEREST BABASI İBRAHİM ALEYHİSSELÂMI TEHDİT ETMİŞTİR. TANRILARINA TAPMAYACAK OLURSA, KENDİSİNİ RECMEDECEĞİNİ BİLDİRMİŞTİR. YERİ GELMİŞKEN SÖYLEYELİM: RECM FİİLİNDEN, KUR’AN’DA ZİNA FİİLİNE VERİLEN BİR CEZA OLARAK DEĞİL, KÂFİRLERİN MÜ’MİNLERE UYGULADIĞI BİR EZA OLARAK BAHSEDİLMEKTEDİR:

Dedi: Ne o İbrahim?[9] İlâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun sen?

                Eğer (tanrılarıma dil uzatıp durmaktan derhal) vazgeçmezsen,

                Yemin ederim recmederim/öldüresiye taşlatırım seni;

                Kaybol gözümün önünden[10]/uzun bir süre bırak git beni.[11]

TEVBE 120’DE, MÜ’MİNLERİN KENDİLERİNE TERCİH ETMELERİ GEREKEN (33/6) ALLAH’IN ELÇİSİNE MUHALEFETLERİ / İZİNDEN GİTMEMELERİ, KİŞİLERİN “KENDİ NEFİSLERİNE RAĞBETİ / KENDİ NEFİSLERİNE DÜŞKÜNLÜĞÜ” OLARAK NİTELENDİRİLİYOR. BENCİLLİĞİN (MENFAATPERESTLİĞİN, EGOİSTLİĞİN, ÇIKARCILIĞIN, KENDİNE MÜSLÜMANLIĞIN), GERÇEK MÜ’MİNLERE YAKIŞMAYACAĞI BELİRTİLİYOR. MÜ’MİNLERİN, SÂLİHÂT VE HASENÂT DİYE NİTELENDİRİLEN AMELLERE RAĞBET ETMELERİ, BU HUSUSTA AÇLIĞA, SUSUZLUĞA VE YORGUNLUĞA GÖĞÜS GERMELERİ, ALLAH KATINDAKİ ÜCRETLERİ BU ŞEKİLDE ELDE EDEBİLECEKLERİ BİLDİRİLİYOR.

Yakışmaz Medine halkına ve çevresindeki Araplara [şu olumsuz tavrı takınmak];

                Ne Allah’ın elçisinden geride kalmak ne de canlarını O’nunkinden fazla sakınmak.

                Bu, [hakiki müminler için] böyledir.

                [Ayrıca şu husus çok iyi bilinmelidir]:

                Onların Allah yolunda çekecekleri her susuzluk,

                Her açlık ve her yorgunluk,

                Veya kâfirleri kızdıracak herhangi bir yeri ele geçirmeleri,

                Yahut düşman karşısında herhangi bir başarı elde etmeleri,

                Ancak sâlih amel olarak yazılır hanelerine; [sevapla dolar defterleri].

                Zira Allah katında asla zayi olmaz muhsinlerin ücretleri.

«Medine halkının ve Medine civarında yaşayanların, Resülüllah'a ters düşmeleri, ona aykırı davranmaları, O’nun kararlarının dışına çıkmaları ve onun önem verip bizzat katıldığı bir gazadan geri kalmaları doğru değildir. Onun çektiği zahmetlerde, katlandığı zorluklarda, karşılaştığı tehlikelerde hepsinin Peygamber'le beraber olmaları, onun emrinde bulunmaları ve ondan kopmamaları gereklidir.»[13]

«Âyette, Peygamber şehri Medine’ye özel atıfta bulunulması İslâmiyet’in daha çok orada şekillenmesi ve Hz. Peygamber’in yolunu izlemenin önemiyle ilgili olup, buradaki mesaj bütün çağları ve bütün mü’min topluluklarını kuşatacak mahiyette genel ve süreklidir (Derveze, XII, 338; Esed, I, 386). 120. âyetin “çünkü” diye başlayan kısmından itibaren 121. âyetin sonuna kadarki ifade akışı da bunu destekler niteliktedir.»[14]

ENBİYÂ 90’DA ZEKERİYYA ALEYHİSSELÂMIN, HANIMININ VE OĞULLARI YAHYA’NIN ALLAH’A İTAAT ETTİKLERİ, HAYIRLARDA YARIŞ ETTİKLERİ VE ALLAH’A KULLUĞU SEVE SEVE YANİ RAĞBET EDEREK İFA ETTİKLERİ BİLDİRİLİYOR. BİZLERE, BU SAYGILI KULLARI ÖRNEK ALMAMIZ, AYNI ONLAR GİBİ ALLAH’A KULLUĞA RAĞBET ETMEMİZ GEREKTİĞİ USULCA SEZDİRİLİYOR.

Onun niyazını da kabul eyledik;

                Yahya’yı armağan olarak verdik;

                Eşini de ona ıslâh ettik/ itaatkâr eyledik.[16]

                Onlar(ın üçü)[17] de hayırlarda yarışırlardı;

Bize kulluklarını, arzulayarak[18] ve elden kaçırma kaygısı taşıyarak[19] yaparlardı;

                Hâsılı bize karşı derin bir saygı duyarlar/ hürmetkâr / huşûlu davranırlardı.

TEVBE 59’DAKİ RAĞBET, “TEK DERDİMİZ, TEK ARZUMUZ” ANLAMINA GELMEKTEDİR. YANİ İLK GÖREVİMİZ / İLK ÖNCELİĞİMİZ ALLAH’IN RIZASINI ELDE ETMEKTİR.

MÜSLÜMANLAR, MALI-MÜLKÜ, ZEVKİ-KEYFİ, YANİ DÜNYEVÎ OLAN HER ŞEYİ İKİNCİ PLÂNA ATARLAR. İLKİN VE ÖNCELİKLE ALLAH’A RAĞBET EDERLER / ANCAK ALLAH’IN RIZASINI ARZULARLAR.

     58.     Kimisi sadaka/zekât (dağıtımı hususunda),[20] sana dil uzatırlar;

               Kendilerine sadakadan bir pay verildiğinde, seslerini kısarlar;[21]

               Gelgelelim kendilerine verilmezse, o vakit öfkelerini kusarlar.

     59.     Keşke onlar da: “Allah’ın ve elçisinin verdikleriyle yetinselerdi;

               “Allah bize yeter, yakında Allah bize kendi fazlından yine verecek;

               (Hem Allah elçisine verince), elçisi de (bize zaten yine takdim edecek);

               Tüm rağbetimiz[22] [servete değil], sırf Allah’a / Onun rızasınadır” deselerdi. 68/32

RAĞBET, KALEM SÛRESİ 32’DE, ALLAH TEÂLÂNIN RIZASINI ÖNCELEMEKTİR. ALLAH’I KENDİMİZDEN RAZI ETMEYİ, İLK HEDEFİMİZ HÂLİNE GETİRMEKTİR:

                Ama umarız ki, bize bunun yerine daha iyisini verir Rabbimiz;

                Zira biz, bundan böyle öncelikle Rabbimizin rızasını isteyenleriz.

«Kalem sûresinin 17-32’inci âyetlerinde geçen bu öykü, tefsirlerde şu şekilde anlatılmıştır: Geçmişte dindar bir adamın her türlü meyve, ekin ve hurma ağaçları bulunan bir bahçesi vardı. Hasat zamanı geldiğinde fakirleri çağırır, bahçenin ürünlerinden onlara ikramda bulunurdu. Adam ölünce oğulları, aile fertlerinin çokluğunu ileri sürerek yoksulların payını kesmeye ve bahçenin ürününü sabahleyin erkenden gizlice toplamaya karar vermişler, ancak gece gelen bir kıran ürünü imha etmiştir (bk. Râzî, XXX, 87). Oysa Yüce Allah, Kur’an’da birçok yerde, verdiği nimete şükredenlere daha fazla nimet vereceğini, nankörlük edenleri de cezalandıracağını haber vermiştir (Nisâ 4/147; İbrâhim 14/7; Lokmân 31/12 ).»[23]

YAPTIĞIMIZ İŞLERLE YARATICIMIZI RAZI MI EDİYORUZ YOKSA ÖFKESİNİ Mİ ÜZERİMİZE ÇEKİYORUZ? BU HUSUSA NE KADAR DİKKAT EDİYORSAK, RABBİMİZE DE İŞTE O KADAR RAĞBET EDİYORUZ.

BİR İŞE NİYETLENDİĞİMİZDE, RABBİMİZİN RAZI OLACAĞI BİR İŞ OLUP OLMADIĞINI KUR’ÂN’A BAKARAK KONTROL ETMELİYİZ. RAZI OLDUĞU BİR İŞ İSE O EYLEME RAĞBET ETMELİYİZ. YASAKLADIĞI BİR İŞ İSE, O İŞİ HİÇ BAŞLAMADAN TERK ETMELİYİZ. İNŞİRAH SÛRESİNİN SEKİZİNCİ ÂYETİNİ, HAYAT PRENSİBİMİZ EDİNMELİYİZ.

Her durumda ilkin Rabbine rağbet et / eylemlerinde en önce Rabbinin rızasını gözet!

«Bu âyette, kişinin gerek çalışmasında gerekse ibadetinde yalnız Allah’a yönelmesi, her işini öncelikle O’nun rızasını gözeterek yapması emredilmiştir.» [25]    

 «Tümlecin fiilden önce getirilmesi, “ancak” ve “sadece” manalarını ifade etmek içindir. Yani “ancak Rabb'ini iste ve arzula, her ne umarsan O’ndan um. Onun dışındaki sebep ve illetlerde veya gayelerde duraklayıp kalma, başka maksada bağlanma da bütün çalışmalarında ancak O’na yönel, durmadan O’na doğru yürü” demektir. Bu yüzden, sadece verilen nimetlere rağbet ile kalmamalı, nimeti vereni görüp hep O’na doğru yol almalı, onun için çalışmalıdır.» [26]

NETİCE:

Reğâib / rağbet işlemleri, yıl içerisinde sadece bir gecede olmamalıdır. Allah’a, Onun elçisine ve Onun dinine rağbetler, imanlı bireylerde, her gece ve her gündüz, her saat ve her dakika hatta her saniye bulunmalıdır.

Reğaib / rağbet işleri, bir geceye tahsis edilmemeli, Allah’ı razı etmeye çalışma, elçisine yardımcı olma, canı ve malı Allah’ın dini uğrunda harcama eylemleri geri plâna atılmamalıdır.

Cemaatler camilerde bu konuda aydınlatılmak için toplanmalı, minarelerde mahyalar bunun için yakılmalıdır.

Peygamber Efendimizin, Rabbimizin izniyle Allah’ın yoluna çağıran “aydınlatıcı bir kandil” olduğu (33/46), her gün ve her gece, düşünce ve eylemlerimizin temeli olmalıdır.

Her gündüz ve her gece,

Kandillerimiz olsun nice nice;

Nurlanalım / aydınlanalım iyice.

 


[1] Osmanlıca Türkçe Sözlük, 614, Mustafa Nihat Özön

[2] Büyük Türkçe Sözlük, 828, D. Mehmet Doğan

[3] www.hasenat.net

[4] [4/2-10]. * Bkz. [2/220. 6/152. 17/34. 89/17. 90/9-16. 93/9. 107/1-3]

[5] Allah, Müslümanlardan empati yapmalarını isteyerek, dengeyi / doğru davranışı bulmalarını ve uygulamalarını istiyor: 4/8, 9

[6] Salih Akdemir, “Âyet-i kerime, irab bakımından farklı anlamlara imkân vermektedir” diyor. Ben bu farklı anlamlardan, Konyalı Mehmed Vehbi Efendi’nin çevirisini tercih ettim.

[7] www.hasenat.net

[8] “İnanç sisteminden” {M. Yıldız}.

[9] Ali Ünal

[10] M. İslâmoğlu

[11] H. Uysal

[12] www.hasenat.net

[13] www.hasenat.net - Elmalılı - Hak Dini Kuran Dili - TEVBE SURESİ - 9.120

[14] www.hasenat.net - Diyanet - Kuran Yolu - TEVBE SURESİ - 9.120

[16] Bazı nebilerin eşlerinin küfrünün hatırlatıldığı gibi, Zekeriya’nın da eşinin imanı dile getiriliyor. * “Salâh”, “taat” anlamına da gelmektedir. {Kur’ân-ı Kerim’de Salâh Meselesi, 8, dipnot: 56, Ankara, 1992}

[17] (M. İslâmoğlu)

[18] Gönülden gelerek, yürekten severek

[19] Ruhbânen: Ruhbanca davranarak / kendini toplumdan / toplumun genel havasından arındırarak, kötü davranışlarından soyutlayarak.

[20] (S. Ateş; M. İslâmoğlu)

[21] M. İslâmoğlu

[22] TEK DERDİMİZ / TEK ARZUMUZ: 9/120

[23] www.hasenat.net - Diyanet - Kuran Yolu - KALEM SURESİ - 68.32

[24] www.hasenat.net

[25] www.hasenat.net - Diyanet - Kuran Yolu - İNŞİRAH SÛRESİ - 94.8   

[26] www.hasenat.net - Elmalılı - Hak Dini Kuran Dili - İNŞİRAH SURESİ - 94.8