02.11.2022 / Deneme

“Nazar deveyi kazana, insanı mezara sokar” derler…

Sözlük anlamı “bakış” olan nazar sözcüğü, ‘bir şeye özenti veya kıskançlıkla bakmak ve zarar verecek şekilde onu etkilemek” anlamında kullanılmaktadır. Bazen bir kişiyi, bir nesneyi ya da durumu kötü etkilediğine inanılır. Renkli gözlü kişilerin diğer insanlara göre daha fazla nazar verdiği de bu inanışlar arasındadır.

Nazara karşı alınan tedbirler kültürden kültüre farklılık göstermektedir. Çeşitli dua ve zikirleri söylemek, tahtaya vurmak, nazar değmesi istenmeyen kişiye tükürmek (Maşallah demek), onu kötülemek ve muska kullanmak gibi ritüeller bu tedbirlere örnek verilebilir.

İslam dini açısından ele alındığında; Hz. Muhammed’in nazar değmesine karşı koruyucu iki sure (muavvizeteyn) olan Felak ve Nâs surelerini okuduğu ve ashabına okunmasını tavsiye ettiği rivayet edilir. Halk arasında, Arapçası “euzü bi kelimâtillahittâmmâti min şerri külli şeytânin ve hâmmâtin ve min şerri külli aynin lemmâ” şeklinde olan ve “Her türlü şeytanın, zararlı şeylerin, kem gözlülerin şerrinden; Allah’ın tüm kelimelerine sığınıyorum” şeklinde tercüme edebileceğimiz, nazar duası olarak nitelenen bir metne de rastlanmaktadır.

Kuran-ı Kerim’de ise nazar ayeti olarak Kalem Suresi’nin 51. ayeti gösterilmektedir. Mealen şu şekildedir: “Kafirler, Kur’an’ı işittikleri zaman, yüreklerine inen kin ve nefret yüzünden neredeyse seni bakışlarıyla devirecekler! Bu sebeple ‘Muhammed delinin biridir’ diyorlar.”

Bu ayetin nazarla ilgili olduğuna dair yaygın kanaatin aksine, inkarcıların peygambere nazar değdirmediğini ve bu ayetin nazar konusuna delil olamayacağını ifade eden alimler de bulunmaktadır.

Nazar konusu elbette ki Hz. Muhammed zamanında ortaya çıkmış bir durum değildir. Ortaya çıkış tarihi net olarak bilinmemekle birlikte milattan önce 4000 yıllarında Mezopotamya bölgesinde izlerine rastlanan bir kavramdır.

Nazarı değen kişinin kıskançlığı ve nazara uğrayan kişinin korkusu esasına dayalı gerçekleştiğine inanılır. Burada belirleyici nokta nazara uğrayan kişinin bu konuyla ilgili inanç ve korkularının derecesidir. Dolayısıyla nazarın olup olmaması bunu deneyimleyen insanlarla birebir ilgilidir. Bu tıpkı kara kedinin uğursuzluk getirmesi örneğindeki gibidir. İnanırsan vardır. Çünkü inançlar insanların yaşadıkları her olayı kapsayıcı etkiye sahiptir. Bir şekilde doğru bağlantıları kurduğumuzu düşündürürler.

Yoruma kapalı bir konuda bile inançlar her şeyi alt üst edebiliyorken yoruma açık konularda halk inanışlarının bunu daha kolay bir şekilde yapıyor olması hayret verici değildir.

Tanrı inancı da böyle değil midir? Çeşitli delilleri kullanarak açıklamaya çalıştığımız inançlarımızı aynı delilleri kullanarak çürütmeye çalışan insanlar her zaman bulunmaktadır. Daha açık ifade etmek gerekirse, inançlarımızı açıkladığımız deliller bir başkası için o inancın çürütülmesine yarayan deliller olarak görülebilmektedir.

İslam inancına sahip olan bir insanın kabul ettiği dua sistemi (ruhsal, sözlü ve davranışsal dualar) içerisinde, bir kişinin kıskançlığı ya da özentisinin diğer bir kişiyi, nesneyi ya da durumu etkileyebileceğini kabul etmek gerekecektir. Bu açıdan düşünüldüğünde etrafımızdaki insanların iyi ve kötü dualarından ve bunların yaratıcı tarafından gerçekleştirilmesi ihtimallerinden de söz etmek yerinde olacaktır.

Bunların dışında Allah’ın bizlere imtihan vesilesi olarak yaşattığı; güzellikleri O’ndan bilmemizi sağlayan birtakım olumsuz durumları da nazar konusuna dahil edebiliriz. Bir kişiyi, sahip olduğu güzel bir şeyden ötürü övmek ve yaratıcıyı bu övgünün dışında bırakmak; söz konusu imtihanlardan biriyle sınanmakla sonuçlanabilir.

Sonuç olarak insanların bilimle açıklayamadığı birtakım etkiler (enerjiler, dualar ve beddualar vs) somut durumlarımıza etki edebilmektedir. Bilimsel açıklamalarına erişemediğimiz her şeyi yok saymak yerine bu etkileri (enerjileri, duaları) doğru kanalize etmeyi öğrenmemiz daha sağlıklı ve anlamlı bir hayatın kapısını açmamıza yardımcı olabilir.