18.09.2020 / Deneme / Genel

Ne kadar şeyi biliyorum, bildiklerimin ne kadarı gerçek demediyseniz bu sorulara bir de ne kadar bilinen gerçekle muhatabım sorusunu ekleyin

Bilgi, insanlık için her daim ulaşılmak üzere en sık yola çıkılan hedef olagelmiştir. İnsanın hayatta kalma içgüdüsü ile edindiği, bu maksatla yol alırken karşılaşılan tecrübelerin verdiği, kendiliğinden edinilen daha serbest stil diyebileceğimiz bilgi ile birlikte, bu tecrübe ve bilgiye ulaşmak üzere araştırmalar ve deneyler yapılarak formal hale dönüştürülmüş bilimsel sıfatına sahip, insan hayatına yön veren, geneli itibarı ile hayatı kolaylaştıran ve düzen unsuru olan bilginin zafiyetlerinin en başında bilginin “gerçekliği” vardır.  Bu zafiyet bilim insanları için fiziksel şartlardan, ulaşılabilen kaynaklara kadar çok geniş bir yelpazeyi kontrol altına almak demekken, informal bilgi, sahibi için kimi zaman canına dahi mâl olabilecek öğrenme yollarına sahiptir. Tabii ki bilgiyi edinmek, doğrulamak ve içeriğini uygulanabilir hale getirmek üzere yola çıkan ve bu yolda hayatının kaybeden bilim insanlarını da rahmetle yâd etmemek olmaz.

bilinen gerçek

Bilgi her zaman hayatı kolaylaştırmak ve insanlığa fayda sağlamak için kullanılmayabilir. En bilinen tabiri ile içeriğine göre ‘bu bilgi kötü niyetli insanların eline geçerse’ ölümcül sonuçlar doğurabilir. Bir savaşı durdurabilecek doğru bir bilgi, yine aynı şekilde bir savaş çıkarıp milyonların ölümüne sebep olabilir. Ortaya çıkan bir bilgi birçok şeyi düzeltebileceği gibi sadece bilmesi gerekenlerin elindeki bilgi, açığa çıkarsa yine olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bir de bu bilgi ve gerçekliğin: “Neye göre ve kime göre?” gibi varyasyonları var ki bu da işi iyice içinden çıkılamaz hale getirir. Başta da söylediğim gibi ayrıca bu bilgilerin gerçekliği konusu var.

Gerçek, birçok şekilde tanımlanırken göze çarpan en temel iki özelliği ele alınır. Birincisi gerçek lafzının maddi manada kullanılıp kullanılmadığı, bir diğeri ise manevi anlamda olanı. Bu meyanda maddi gerçeğin yani elle tutulup gözle görülen, ölçülebilir özellikleri ile kabul edilebilir olması söz konusu iken, manevi gerçeğin ise muhatabında doğuracağı kavramsal sonuçlarla doğru orantılı olması söz konusudur. Maddi olarak tanımladığımız gerçek ile manevi gerçek ismen birbiri ile ne kadar aynı olsa da mana olarak birbirinden çok uzak tabirlerdir.

bilineng erçeklik

Tek bir isme sahip birçok kelime, misalen; sayı manasındaki “yüz” ile sima ya da yüzmek fiili olan “yüz” gibi ya da “yazmak” fiilinin emir kipi olan “yaz” ile mevsim manasındaki “yaz” kelimesi birbiri ile ne kadar aynı ise maddi olan gerçekle manevi olan gerçek de o kadar aynıdır. Daha kelimenin manası olarak izah ile malul olduğu ortadayken, gerçeğin günlük hayattaki tezahürü ne kadar nettir? Gerçekliği ile oynanan bilgi onu meta olarak kullanan ve üzerinden maddi kazanım elde eden özel veya tüzel kişi kişilerin elinde iyiden iyiye eğilip bükülerek muhataplarına sunulur. Bu durumla en sık karşılaştığımız ortam olan haber kaynaklarının, dönemine göre gazete, dergi, televizyon ve günümüzde internet versiyonlarıyla sürekli etkileşim halindeyiz. Aynı haliyle, münhasıran Şükûfe Hanım’ın komşusundan duyduğu dedikodu da bilginin insanlar arasında ne kadar hızlı ve etkili dolaştığına en tanıdık örnektir. Sayısız yolla elde ettiğimiz bilginin en güncel ve en dinamik mecrası sosyal medya… Sosyal medya, resmi hesaplarla çoktan kişilerin elinden alınmış ve birçok alanda tüzel kişiliğini de kazanmış ve hesabın köşesine konulan bir tik ya da herhangi bir ibare ile de kendini ispatlamıştır. Ansiklopedik, kitabi gibi tabirlerle adlandırılan kaynaklarına ulaşmanın çok daha meşakkatli olduğu yolların yeni versiyonu olan internet ansiklopedileri gibi açık bilgi kaynakları, insanların daha fazla elinin altında olmuş ve bilgiyi bu alanlardan almaya başlamıştır. Hız dünyasının etkileri özellikle bilgiye ulaşmada bize ciddi manada yardımcı olurken, aynı zamanda bu hızın bize en büyük maliyeti bilginin teyidi noktasında çok zayıf olmasıdır. Edinilen, bilginin gerçekliğinin alıcısına ulaştıktan ve yine aynı hızla yayılımından sonra, eğer bu bilgi eksik ve/veya yanlış ise bu hatadan geri dönmek (bu yanlışlığın kasten yapılmadığını kabul ettiğimizde) çok daha uzun süre alacak ve bıraktığı hasar da bazen geri dönülmez olacaktır.

bilinen gerçekler

Buraya kadar bilgi, gerçek, bilgilin gerçekliğinden bahsettik. Bir de bu konunun diyalektiği açısından bakalım. Bilgi, hayatın pratikleri içerisinde ulaşmak istediğiniz yerin adres bilgisini semtin esnafından öğrenmekten evrilerek cep telefonu uygulamasının adres çubuğuna girilmesi şeklini aldı. Tabii ki bilgi sadece bu kadar basit bir etkileşimle nitelendirilemez ama gelişimin en temel ve el altındaki örneği olduğunu görüyoruz. Bilginin yine pratiğinde; bilgi, bilinen bilgi ve bilinen bilginin gerçekliğine ek olarak karşımıza doğum sancısında hatta başını göstermiş olan “bilinen gerçek” in sosyal bilimler terminolojisinde yer alacağı kanaatindeyim.

bilinmeyen gerçekler

Nedir bu bilinen gerçek?

İnsanlar öğrendikleri her şeye başta algı seviyeleri, bilgileri son olarak da hayat tecrübelerinin kendilerinde oluşturduğu idealde bakarlar. Bu durumda oluşan bakış açısı ile bilginin gerçekliğine ulaşılırken ortaya çıkan gerçeklik algısına “bilinen gerçek” denir. Bir örnekle açacak olursak, herhangi bir gazete haberinde sunulan, (tarafsız ve ideal olan hali ile bilgisel haber kabul edildiğinde), işlenen bir cinayette taraflardan biri ile özdeşlik kuran kişi, işin hukuki yansımasından ziyade kendisinde oluşacak kabul ile olayı alır ve aktarır. Aktarılan bu bilgi içine katılan kişisel bakış açısı bilinen gerçekle olayın içerisindeki gerçek birbirinden ayrılabilir. Bu durum gerçeğin çarpıtılması ile karıştırılmaması adına, kişinin anlattığı durum aslında temel hatları ve olayın özünü bozmak şeklinde değil, kabul ettiği şekli ile olayı dramatize etmesi gibi düşünülebilir. Bir başka örnekle, ekonomik bir verinin işlenişinde bir ekonomist ya da iktisatçının bildiği gerçekle analiz etmesi ile yine bir iş adamı ve ya maddi anlamda zayıf bir vatandaşın veriye yaklaşımı başka olacaktır. Aslında işlenen veri aynı ve kimse için değişmezken kişilerdeki gerçeklik algısı başkadır.

bilinen ve bilinmeyen gerçekler

Yukarı da bahsettiğimiz algı, bilgi ve tecrübe üçgeni ile sentezlenen “bilinen gerçek” toplumda ve toplumsal çatışmanın asli unsuru olarak karşımıza çıkar. Safi bilgi ile elde edilebilecek gerçek, fen bilimlerinin deneyleri ile uygulamaya aldıklarında çok zaman aynı sonucu verebilecekken, sosyolojik bir konu da aynı kelime her seferinde kişiden kişiye, çok farklı sonuçlar doğuracaktır. Dünya üzerinde bu gerçek kırılması medyanın, halkla ilişkilerinde bariz şekilde karşımıza çıkar. Günümüzde her birey neredeyse kendi başına bir medya kanalı ve her kişi yine kendi bilinen gerçeğinin süzgeci ile olayları anlayıp, aktarıyorken, oluşan karmaşa insanlarda bilgiye olan güvensizliği artırmış, bunun sonucunda herkesin kendi bilinen gerçeğine inanmasına ve yeni bir görüş, düşünce, bilgi hatta belgeye bile itimat etmemesine/edememesine sebep olmuştur. Eskilerin dediği “aklın yolu birdir” felsefesi, bilinen gerçeği idrak manasında çok zayıf bir argüman halini alırken, her aklın yolu ayrıdır ve bu ayrılık yine bireysel ya da toplumsal patinajın yoldaki gres yağıdır. Gerçek apaçık ortada da durmadığından ona ulaşmak da oldukça meşakkatli ve aykırı bir yol olduğundan, verileni almak onu ego süzgecimizden geçirmek, alter egomuzla dışa vurmak en kolayı olacaktır. Böylesi hem daha konforlu hem de âmiyâne tabiri ile daha havalıdır.

-Neden?

-Ben biliyorum.

Kendi diyalektiğini oluşturan birey artık bilgiyi kendi aldığı yine kendisi alıp yorumladığı ve hatta kendisi ürettiği için tartışılamaz şekilde içselleştirir ve halka arz eder. Ortada bu şekilde atom çekirdeğindeki kararsız parçacıklar gibi dolaşan bilinen gerçekler, bir süre sonra sıkça duyulup söylendiğin vakit her seferinde çürütülmesi için gereken zaman kayıpları ile her konuyu yer bitirir. Bilinen gerçekleri yorumdan temizlemeden hukuki, siyasi, iktisadi, edebi, tarihi, sosyolojik ve daha birçok konuyu işleyemez hale geliriz. Bu kuru temizleme işlemini yapanın, yorumu da işi iyice içinden çıkılmaz hale getirir ki burada başta iletişim üslubu olmak üzere genel kabul görmüş değerler noktasında da temiz biri olması şarttır.

akli bilim ve bilinen gerçekler

Hayatımızı kendimiz için de zorlaştırmadan bize birilerinin sunduğu ve kendi ürettiğimiz bilinen gerçekleri değil de akli düşüncenin ürünü olan ve ilmi verilerle desteklenmiş bilgiyi rehber almak en doğrusu olacaktır.

Şu ana kadar kendinize ne kadar şeyi biliyorum, bildiklerimin ne kadarı gerçek demediyseniz bu sorulara bir de ne kadar bilinen gerçekle karşı karşıyayım sorusunu ekleyin. Göreceksiniz her konuya daha anlamlı daha kapsamlı ve daha az kurgusal bakacaksınız. Böylece bize sunulan hali ile idealist olmanın, o ideale kimlerle ulaşmaya çalıştığınızla alakalı olduğunun yanında sunulan idealin sunucusunun da kim olduğunu soracak, hümanist olmanın madde ve mana kabilinden neye tekabül ettiğini görüp insan odaklı olmanın ne kadar arızalı olabileceğini anlamlandırabilecek, ilerici olmanın ileride nelerle karşılaştığınızla ya da nelerle karşılaşabileceğinizle alakalı bir istikamet olduğunu görecek, yine bunun köklerine bağlı kalmaktan alıkonan fezaya köprü bir ağacın ne kadar ayakta kalabileceğini de hesaplayacaksınız. Her işinizde sizden istenenlere hesaplayarak, faydasını gözetirken de sonucunun neler doğurduğuna bakarak hizmet verecek ya da alacaksınız. Dini, milli, manevi, ilmi, şahsi, toplumsal oluşturulmuş tüm karmaşalardan sıyrılarak bilinen gerçekliğin kabul edilebilirliğine orantılı analizler yapıp sentezler çıkarabileceksiniz. Böylece inandıklarınızın da, söylediklerinizin de  sadece sizin eseriniz olmaması gerektiğinin idrakine varabileceksiniz. Allah (c.c.)’nun bizi sağlıklı bir bebek olarak beynimizin fonksiyon bakımından en üst seviyelerde ama içerisinin tabiri caizse boş olarak halk etmesi de bundan olsa gerek. Hesap gününde bu beyin nimetinin nelerle ve kimler tarafından doldurulduğu, nihayetinde bu bilgiler ışığında “Sırât-ı müstakim”de kalmaktan ne anladığımızdan hesaba çekileceğiz kanaatindeyim. Aklımızda olsun, her an her konuda hareket kabiliyetimizin en dinamik motorlarından olan bildiğimiz gerçek, gerçekte bildiğimiz gibi olmayabilir!