21.09.2020 / Deneme / Genel

Bitmemiş işler, sorumluluk alanımızdaki eylemleri yapmamak ya da olması gerekene aykırı davranışlarda bulunmaktan kaynaklanıyor.

Doğal olarak bitmemiş işler psikolojisi de bahsedilen hareket tarzının duygularımızda meydana getirdiği etkileri ifade ediyor.

“İş” bizim bir parçamız mıdır sorusuna “Hayır! İş ayrı biz ayrı, ancak çalışma noktasında birleşiyoruz” demek ilk bakışta çok normal bir cevap olabilir. Ancak, zihnimizde “yapılması gerekir” yargısı bulunan her şey bu algı sebebiyle bizim bir parçamız haline gelmekte değil midir?

Parçamız olan yargının temel özelliği “bağlayıcı” olması. Verilen bir söz, gerçekliğine kanaat getirdiğimiz değerler, sosyal roller itibariyle “üst merci” tarafından yüklenen mesuliyetler bağlayıcıdır. Birine şu işi filan zamanda teslim edeceğim demek, ailemizle ve insanlarla hoşça iletişimde bulunmak, kırmızı ışıkta durmak gibi. Kırmızı ışıklara ne kadar çok dikkat edersek hayatın bize o kadar çok yeşil ışık yakacağına inanıyorum.

bitmemiş işler psikolojisi

“Hatalı davranış, bitmemiş iş değildir!” diye düşünebiliriz. Ancak önceden belirli nizamların belleğimizde oluşturduğu doğru/yanlış kavramları doğrultusunda zihnimiz, yerli yerince yapılmayan davranışlar için, adeta düzelinceye kadar açık kalacak yeni bir “hata dosyası” açıyor. Açık dosya da bitmemiş işin ta kendisidir!

Varsayalım salonumuzdaki çekyatın birinin üstünde fırlatılmış bir kazak, diğerinin üstünde bir torba var, koltuğa paltomuzu atmışız, masada iş çantamız, halıda çocuk oyuncakları vs… Dağınık bir salon manzarası! Bunun zihnimizde olduğunu düşünelim; işte size dağınık bir zihin. Örnekte hiçbir eşya yerli yerinde değil, toplanması gerekiyor, bunun zihnimizdeki karşılığı ise işlerin zihnimizin ortasında değil tamamlanarak ait oldukları yere kaldırılması gerektiği gerçeği!

Bitmemiş işleri uzakta aramaya gerek yok! Yabancı dil öğrenmek istiyoruz, ancak yıllar var ki bu konuda bir girişimimiz olmadı mı? Başladık fakat devamını mı getiremedik? Ne zamandır bir “ek beceri” kazanmak istiyoruz, ama istemekle mi kalıyoruz? Birine iki-üç ay önce mektup yazdık ve hâlâ atmadık mı? Komşudan okumak için aldığımız kitabı geri vermedik mi, hatta okumadık mı bile?

Bitmemiş işler psikolojisi; huzurlu bir hayatla aramızdaki engeldir. Zamanla hem özgüvenimizin hem de insanların bize olan güveninin azalmasına sebep olur. Bunu da saygı ve özsaygı kaybı takip eder. Gittikçe artan stres ile depresyon riski artabilir. Oysa öz, söz ve davranışlarıyla güven atmosferini yaşamak, girdiği ortamlara da bu enerjiyi taşımak insanlık onurunun bir gereği değil midir?

Bitmemiş işler psikolojisine sahip bir insan psikolojisine sahip değildir aslında, psikolojisi ona sahiptir! Buna vicdan azabı dememizin önünde bir engel var mı?

bitmemiş işler psikolojisi gökhan gürel

Yaptıklarım… Yapmadıklarım!.. Yoluma ışık değil de gölge oluyorsa, sırtıma kuvvet değil de yük oluyorsa, hedefime ulaştırmak yerine ondan uzaklaştırıyor, geri bırakıyorsa, özgür bir insan olduğumu söylemem ne derece doğru olur? İç dünyamda gitgide hürriyet ufkuna yol alamıyorsam ya da gün be gün yerimde sayıyorsam, yaptıklarım beni rehin almış demektir! Oysa aynı şeyin küçük bir kısmına dair bir muameleyi bir başkasından görmüş olsam hak-hukuktan söz etmeye başlamaz mıyım? Haklı da olurum, ama ya şu kendime yaptığıma ne demeli?

Muhal farz düşünelim: “Meclisin çıkardığı yeni bir kanuna göre 1 Ocak 2021 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, 1 yıl süreyle Türkiye Cumhuriyeti uyruklu vatandaşlardan erkeklerin; 10, bayanların 5kg.’lık ağırlıklar takılı olarak yaşamlarına devam etmelerine karar verilmiştir. Yürürken, otururken hatta uyurken bile bu ağırlıkları çıkarmayacaklar, çıkaran veya çıkarmaya teşebbüs edenler hakkında yasal işlem yürürlüğe konacaktır!” Fe süphanallah! Bu saçmalık, halkta infial uyandırır değil mi? Peki… Kaç kilo fazlamız var?.. Kaç yıldır?

bitmemiş işler psikolojisi gökhan gürel

Sebep? Yürümek varken emekliyorsam, bebek adımlarını bile kendime çok görüyorsam, hep yerimde sayıyor hatta günden güne gerilemekte oluşuma bir dur demiyorsam, önce kendime, sonra sevdiklerime hatta geniş manada insanlık ailesine yazık etmiş olmaz mıyım? Dostu üzmüş, düşmanı sevindirmiş olmaz mıyım?

Bitmemiş işler psikolojisinin ayakta durmasını sağlayan ana kolon, ümitsizliğe varan yılgınlık-bıkkınlık olarak gösterilebilir. Meselenin önemini kavramada bilinç düzeyine ulaşamamak, yapılması gereken şey konusunda yeterliğe sahip olmamak, odaklanma eksikliği bu psikolojinin diğer taşıyıcı kolonlarıdır.

Sorumluluklar; imtihanlarımız. Ancak, imtihanları aştıkça dersleri geçip, üst sınıflara çıkabiliriz. Hayat okulunda başarılı olmak istiyorsak, dersleri dert haline getirmek doğru olabilir mi? “Mihneti Kendine Zevk Etmekmiş Alemde Hüner” diye bir mısra hatırlıyorum.  Hayat bir okulsa bizler öğrenciyiz imtihanları da “öğretmen” yapar. “Hocam sağolsun!” diyerek karşılayabilmek imtihanları ne de güzel olurdu.

Meselenin diğer bir örneği de sorumlulukların “hayat yokuşu”nda “merdiven” işlevi görmeleri. Birden bire tırmanmamız gerekmiyor, basamak basamak yeterli! Alın yazımız yokuşlarda susamak bile olsa, ağır ağır çıkabiliriz bu merdivenlerden!

Bitmemiş işler psikolojisinin, gördüğünde dörtnala kaçtığı “sorumluluk bilinci” de hedefimize yaklaşmak için adeta muhtaç olduğumuz kudret!

Varsayalım ki sorumluluk bir otobüs! Yerine getirdiğimiz sorumluluk ile bir bileti hak ettik, otobüse bindik ve diğer durağa yol aldık! Ya yapılacak işi yapmamakla, kendimize yük haline getirirsek? Otobüse bineceğimize, onu halatla çekmeye çalışmış olmaz mıyız?

bitmemiş işler psikolojisi gökhan gürel

Peki, yol almak varken, yerinde saymak -ki geri gitmek sayılır- Niye? Bitmemiş işlerin ağırlığını daha ne kadar sırtımızda taşıyabiliriz ki? Bu yükle nereye kadar gidebiliriz? Hadi gittik! Vardığımız yerde “Seni misafir etmek isteriz ancak şu sırtındaki dağ ile buraya giremezsin. Ayrıl da gel!” denirse?

Üzerine düşünülmeye değecek bir konu olduğunu düşünüyorum! Engellerimizle mücadele edecek gücümüz var!

İnsan “birikmiş” sorumlulukları görünce altından kalkamayacağını düşünürse, bu tereddüttün, ümitsizliğe dönüşme riski var! Önce ümit depomuzu doldurmanın yollarını bulmalıyız!

Bitmemiş işler psikolojisinden kurtulmak için en etkili metot “hemen yapmak!”  En önemli iş şu an yaptığımız iş. Hemen başlayan, işin önemli bir bölümünü bitirmiş gibidir. Çünkü hemen başlamazsa “Yapayım mı yapmayayım mı? Acaba sonra mı yapsam? Daha vakit var! Şu eksik, bu yok! Ama, fakat, lakin!!!”ler ile gelen kuruntulara cevap aramakla enerji ve vakit kaybedecek, bir kez bu sözlere kulak verdik mi de muhtemelen işin içinden çıkamayacak, neticede ya işe başlayamayacağız ya da üç kilogramlık işi yapıp bitirivermek varken, günlerdir sırtımızda taşıdığımız için daha başlamadan yorulmuş olacağız. Tabii ki insanlara danışmak, ölçüp tartmak gibi, süreç gerektiren işler için değil, faydası, hayrı tespit edilmiş davranışlar için geçerli bu durum.

bitmemiş işler psikolojisi

İyi bir başlangıç noktası aramak hakkımız, ancak ilk adımı atmak için mükemmel bir başlangıç noktası ve zamanı arayanlar bunu asla bulamayabilirler! Yine de en iyisi başladığımız noktadır!

Günlük ve haftalık planlar yapmak da bitmemiş işlerle mücadele için çok etkili olabilir. Böylelikle önce gün bazında kısa vadeli işlerde tam bir muvaffakiyet sağlanır, günler düzene girdikçe daha uzun vadeli hedeflere yelken açılır!

Merhum üstat Ali Fuat Başgil’e ait olduğu söylenen “Üşenme! Erteleme! Vazgeçme!” sözü, bir zihin parolası olarak bugün dahi geçerliliğini korumaktadır.

Bu arada, insan için mümkün olduğunu ilk kimin ortaya attığını bilmediğim “mükemmellik” literatürüne minik, subjektif parantezle katkıda bulunmak istiyorum. Mükemmellik… O bir “Kızıl Elma”, o bir ideal, o gaye edinilmiş bir hayal, o bir mefkure. Varabilmekten çok, yolunda olabilmeye bir ömür adanacak cinsten bir şey. Her zaman iyiden daha iyinin olduğu bir dünyada daha fazla ne beklenebilir ki zaten?