01.12.2022 / Sinema

İktidar uğruna Ya Rab, ne güneşler batıyor!

Tarihteki son Kraliçe de öldükten sonra modern insanın taht merakı ve hanedan üyelerine gösterdiği sempati hiç bitmedi. Türk insanının “Bizim hanedanlık devam edecekti bak gör neler olurdu.” tarzındaki kahve muhabbetleri ile Osmanoğlu hanedanlığına gösterilen buruk vedalar bu konunun bizdeki örnekleridir. Bu şunu göstermektedir insanlık değişse de bazı şeyler değişmemektedir. Aydınlanma öncesi dönemin bir özelliği gibi görünse de Doğu-Batı fark etmez, padişahlar, sultanlar, krallar, kraliçeler, yönetenlerle yönetilenler arasındaki kopmaz bağları aynı potada eriten basketbol topu gibidir. Birbirine mecbur âşıklar gibi birbirlerinin yoluna kurban olurlar. Yeter ki düzen devam etsin. Yeter ki birileri hep kazansın birileri hep kaybetsin. Düzen bozulmasın. İçinde sorunları barındıran bu ilişki ne de olsa biraz gerçektir değil mi?

House of the Dragon, pek çok tutan ve ilgi duyulan dizi gibi hadiseleri geçmişten alarak Taht Oyunları (Game of Thrones) dizisinde geçenlerin üç yüz yıl öncesine ışık tutuyor. Hem bir devam dizisi hem de fantastik ve epik bir yapım. Taht oyunlarında birden çok hanenin iç içe geçmiş mücadelelerine tanık olduğumuz halde House of the Dragon’da ismiyle müsemma olmasından mütevellit Targaryen hanedanlığının hayatta kalma mücadelesini görmekteyiz. Onların ya da bir başka hanedanlığın iktidarını sürdürmek için verdiği mücadele talihsiz bir adamın başına gelebileceklerle hemen hemen aynıdır. Yarı yarıya şansları vardır. Ya ölürler ya da öldürürler.

Dizi görsel efektleri, ejderhaların muhteşemliği, oyunculuklar ve senaryosuyla Taht Oyunları dizisinin önüne geçmiş zaten. Çünkü bir önceki dizide herkes ejderhaları görmek için beş sezon bekledi. Bu dizide ise seyirciler, ejderhaların varlığından ziyade ortada dönen siyasi oyunları görmekte, satranç oyununda taşları tanımakta ve yerine oturtmaktadır.

Diziyi izlerken sezonun ortalarına doğru şunu düşündüm. Eğer dizinin adını değiştirirsek, Osmanlı devletindeki taht oyunları olsun; kardeşler, kardeşlerin çocukları şehzadeler olsun, hiçbir fark kalmıyor. Fark ettiğimiz şey şudur ki insan denen varlığın dünyaya hâkim olmak için soyu, sopu, dini, milliyetçiliği, özgürlüğü, eline geçen maddi gücü (ejderhalar) gibi menfaatine kullandığıdır. Barış ve düzenin devam etmesi için kontrolü sağlamaya çalışan liderler de vardır inşallah. Yani eskiden varmış öyle diyorlar! Peki, işin sonunda elimize geçen ne?

“İnsan insanın kurdudur.” şeklinde devam eden çıkmaz bizi nereye götürüyor? Tabi ki House of Dragondan bu soruların cevaplarını beklemiyorum. Bu dizi Targaryenların trajedisini anlatıyor. Tıpkı Osmanoğulları’nın trajedisi gibi… Aradığımız soruların cevaplarını dizinin ayrıntılarından çıkarabilmekteyiz. “İktidar uğruna Ya Rab, ne güneşler batıyor!” dedirtecek cinsten olaylar, olayları doğuruyor. Ejderhan olsa da acizsin olmasa da. Mutlak güç insanın sonunu getiriyor.