19.12.2021 / Deneme

İnsan olmak erdemli olmaya mı, toplumsal kabullere mi, dinî kurallara mı bağlıdır?

Bir konuyu açıklarken örnek vermeye çalışmak konuyu çoğu zaman daraltan ve bazen de karmaşıklaştıran bir şeydir. Ama genelde muhataplarınız konuyu açıklığa kavuşturan örnekler duyabilmeyi de önemserler. 

İnsan olmanın tanımını yaparken insanlık tarihini oluşturan örneklerden bağımsız düşünceler kaleme almak pek de mümkün olmayacağı için az da olsa örnekler kullanmaya çalışacağım.

İnanç sistemleri ile başlayalım.

İnanç sistemleri toplum içi ve toplumlar arası ayrışmaların temelini oluştururlar. Birçok açıdan insan olmaya yardımcı değildirler. Kişilerin yapmaya mecbur hissettikleri birtakım ritüel ve yaşam davranışlarını biçimlendirirler ve bu davranışlar ilahî ödüle kavuşma ve sonsuz azaptan kaçınma gibi menfaatlere dayalı şekillenir. İnsanların birbirleriyle olan ilişkisinde yaratıcının hoşnutluğu ilkesi ön plandadır ve bu yüzden kendimiz dışında kalan insanları harcaması oldukça kolaydır.

yaratıcının hoşnutluğu

Yüzyıllar süren din ve mezhep çatışmaları ve bunların kanlı sonuçları konunun bu kısmına örnek olarak gösterilebilir. Dinî anlayışa sahip ailelerde aynı dinin farklı inanç yorumlarını benimseyen bireyler bile çatışmaya sebep olabilir ve çoğunlukla böylesi durumlara tahammül gösterilemez.

Erdemli olmak ise kişinin ruhuna yönelik yüce bir tatmin duygusu meydana getirse bile, toplumdan kendimizi soyutlamayı ve birçok açıdan geri kalmayı göze almayı gerektirir. Çünkü toplumlar için temel hayatta kalma dürtüleri genellikle ön plandadır ve bir şey sırf ahlaklı olduğu için tercih edilmez. Ekonomik, kültürel ve sosyal kazanımlara uymayan erdemli davranışları yadsıma eğilimi neredeyse tüm toplumlarda gözlenebilir. Hayat şartları erdemli insanları üzecek ve yoracak şekilde tasarlanmıştır, bu yüzden erdemli insanların kendi iç dünyalarında büyük bir çatışma yaşamaları kaçınılmazdır. 

yadsıma

Toplumsal kabullere gelince, işin içine asabiyet kültü, hemşehri dayanışması, yurttaşlık, vatanseverlik, ulusal çıkarcılık gibi kavramlar girmeye başlar. Ülkenizin ya da bulunduğunuz bölgenin ağırlıklı eğilimleri yönünde davrandığınız ölçüde insan yerine konma şansınız da artacaktır. Söz gelimi alkol tüketilen ve “özgür” tutumların prim yaptığı bir toplumdaysanız, kısıtlayıcı ritüellere bağlı bir kişiliğinizin olması dışlanma sebebi olabilir. Bunun tam tersi bir durum da örnek olarak verilebilir. Diğer bölgelerdeki ya da ülkelerdeki insanlar açısından hiçbir bağlayıcılığı bulunmayan normalara uygun yaşamanız ve yalnızca yaşadığınız bölge için geçerli bir insanlık tanımına sahip çıkmanız gerekebilir. Bu açıdan bakıldığında tüm dünyada insan olmanın ortak bir düşünce ve davranış biçimi yoktur diyebiliriz.

Sonuç olarak insan olmayı istiyorsak; ötekileştirme kültürüne göz yumma, toplumdan geri kalma ya da toplumsal kabuller neyi gerektiriyorsa ona uyma seçeneklerinden birini tercih etmek zorunda kalabiliriz.