01.05.2020 / Din / Genel

İslâm kelimesinin çeşitli eserlerden derlediğimiz tariflerini vereceğiz. Önceden bildiğimiz gibi miymiş yoksa değil miymiş göreceğiz.

Allah’a teslimiyet ilk sorumluluğumuzdur.

Birbirimizle barışık yaşamak boyun borcumuzdur.

Selâmet velhâsıl kurtuluş, ancak bu ikisinin sonucudur.

İslâm kelimesinin çeşitli eserlerden derlediğimiz tariflerini vereceğiz. Önceden bildiğimiz gibi miymiş yoksa değil miymiş birlikte göreceğiz. Bugüne kadar yanlış anlamışsak, bugünden sonra hatamızı inşallah düzelteceğiz.

«İslâm, kelime anlamı itibariyle “teslimiyet / kendini Allah’a teslim etme” şeklinde bir içeriğe sahip olduğu içindir ki, bütün elçiler kendilerini Müslüman olarak isimlendirmektedir.[1] Çünkü Allah katında tek bir din, tek bir inanç sistemi vardır ve onun adı da İslâm, yani teslimiyettir (3/19).»[2]

«Selâm, “sulh” anlamına da gelir ki bu da İslâm’ın ta kendisidir. Dolayısıyla “slm” kökünden gelen Müslüman kelimesi de “barış seven ve zarar vermeyen” anlamındadır. Selâmdan maksat da yalnız “selâm” sözünün yayılması değildir. Zira peygamberimizin “Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların emniyet ve esenlikte olup zarar görmediği kimsedir” hadisi, Selâm’ın ne anlama geldiğini açıkça belirtmektedir.»[3]

«İslâm’ın tarifi: Kelime olarak teslim olmak, itaat etmek, bağlanmak, boyun eğmek ve selâmette olmak gibi manalara gelir. Terim olarak, Hz. Muhammed’in tebliğ buyurduğu şeylerin hepsini kalp ile tasdik, dil ile ikrar edip,[4] onları yaşamak ve hayatta uygulamaktan ibarettir.»[5]

«İslâm: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in Allah tarafından getirip tebliğ ettiği şeyleri kabul etmek, Allah’a ve Peygambere itaat ederek bunları kabul ettiğini göstermektir. İslâm, inandığını yaşamak demektir.»[6]

«İslâm, Allah’ın insanlar için seçtiği dindir.  Peygamberimizin bildirdiği her şeyi açık ve gizli olarak kabul eden, Allah’a itaat edip, emirlerine boyun eğen kişilere Müslüman denilir.»[7]

«İslâm: Hz. Muhammed’in dininden olduğu kesin olarak bilinen bütün hükümleri kabul etmek, Allah’a teslim olmak ve bunu dil ile ikrar ve itiraf etmektir.»[8]

«İslâm, Allah’ın istek ve emirlerine “teslimiyet” ve “itaat” dinidir.»[9]

«Hz. Peygamber (sav): “İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şahadet etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekâtı ödemek, Ramazan orucunu tutmak ve Kâbe’yi haccetmektir” buyurmuştur (Buhârî, İman, 1 (1/8); Müslim, İman, 21. 1/45).» [10]

«İslâm: Teslim olmak, Allah’a sığınıp korunmaktır. Kurtuluşa ermek, nizama uyup cezadan ve sıkıntıdan kurtulmaktır. Nizamın kurallarını uygulayarak, mükâfatını kazanmaktır.»[11]

«İman-İslâm: İman gönülden bir bağlanış, İslâm ise teslimiyet, itaat etmek, boyun eğmek demektir. Terim olarak, yüce Allah’a itaat etmek, Hz. Peygamberin din adına bildirdiği şeylerin hepsine inanmak demektir. İman içten inanış ve bağlanış, İslâm ise teslimiyet, itaat ve boyun eğiştir.»[12]

«İslâm kelimesi, insanların ve cinlerin haricinde göklerde ve yerdekilerin fıtratları gereği ister istemez boyun eğmeleri (20/50), insanların ve cinlerin ise bilerek ve inanarak Allah’tan başka tanrı tanımamaları, kendi arzu ve iradeleriyle Allah’ın iradesine kayıtsız şartsız boyun eğmeleri, emir ve yasaklarına içtenlikle uymaları, dini samimiyetle yalnız Allah’a has kılmaları anlamındadır. Allah katında geçerli din, ilk insan ve ilk peygamber Âdem’den beri İslâm’dır. Tüm peygamberler İslâm’ı tebliğ etmiş ve hem onlara hem de onlara inananlara Müslim adı verilmiştir. İslâm dışındaki din, Allah katında makbul değildir.»[13]

«Müslümanlık, zahiren mü’min görünmekten ibaret değildir. Dünyada ve ahirette kesin kurtuluş, hakkıyla iman edip, Allah katında geçerli olan (amel-i sâlih) ile mümkün olur (5/69).»[14]

«Müslümanlık, aynı zamanda bir kimliktir. Bu kimliği taşıyanlar, dil, renk, vatandaşlık, coğrafya, sosyal sınıf, milli kültür, etnik özellikler üstünde bir birliğin üyeleridirler. Bu birliğin adı, İslâm Ümmetidir. İslâm ümmetini, diğer din ve ideoloji mensuplarından ayıran ve tanınmalarını sağlayan işaretlere, sembollere, belliklere "şiâr" denir.

İslami şiarlar için verilen listelerde şunlar zikredilmektedir: Besmele, selâm, dini günler ve bayramlar, ezan, kıble, cemaatle namaz, cuma namazı, cami, minare, Kur'an, Hac ibadeti ve Peygamberin sünneti. Kur’an-ı Kerim'de, İslâmî şiarların korunması önemsenmiş ve emredilmiştir (2/158; 5/2; 22/32, 36).

Şiarlar, kimliklerdeki vatandaşlık sembollerine benzerler. Bir kimsenin kimliğinde T.C. kelimesi veya ay-yıldız işareti görüldüğünde onun nasıl Türkiye vatandaşı olduğu anlaşılıyorsa, kişide İslami şiarlar görüldüğünde de o kimsenin Müslüman olduğu anlaşılır.»[15]

«Kur’an-ı Kerim’de İslâm, şirk koşmanın karşılığı olarak kullanılmıştır (3/80). Diğer bir ayette, Allah’a olan ihlâs manasında kullanılmıştır (4/25). “Baş eğmek, boyun eğmek” manasına geldiği de varittir (39/54). Esleme kelimesi, “isteyerek Allah’a teslim olan kimse” hakkında kullanılmıştır. Bu takdirde Müslüman, Allah’a gönül hoşluğu ile İtaatte bulunan kimse demektir.»[16]

«İslâm lâfzının lügatteki manası boyun eğip itaat etmektir. Şeriattaki manası ise, Allah’tan gelen her emri kabullenmektir.»[17]

«Sözlükte “kurtuluşa ermek, boyun eğmek, teslim olmak; teslim etmek, vermek; barış yapmak” anlamlarındaki silm (selm) kökünden türemiş olan İslâm’ın etimolojisini yapan ilk âlimlerden İbn Kuteybe kelimeyi “boyun eğmek ve iradî olarak uymak suretiyle barış ortamına girmek”, İbn Manzûr da “boyun eğmek ve itaat etmek” şeklinde açıklamıştır.

Sonraki kaynaklarda genellikle bu açıklamalar tekrar edilmiş, “sulh ve selâmet gayesiyle boyun eğmek, tâbi ve teslim olmak” manaları öne çıkarılmıştır. İslâm’ın sözlük anlamındaki itaat her ne kadar mutlak ise de kelimenin örfteki kullanımı sadece “doğruya ve hakka uyma” manası taşır. Yanlışa ve kötüye boyun eğme şeklinde bir teslimiyet İslâm’a aykırıdır ve isyan olarak nitelendirilir.

Kur’an-ı Kerîm’de İslâm kelimesi fiil halinde geçtiğinde daha çok “Allah’a yönelmek” (meselâ bk. el-Bakara 112; Lokmân 22), “O’na teslim olmak” (el-Bakara 131; el-Mü’min 66), “tevhid inancına sahip bulunmak” (el-Enbiyâ 21/108), “Allah’a teslimiyetin gereğini yapmak” (ez-Zümer 54) manalarında kullanılmıştır.

Eş‘arî İslâm’ı “Allah’a tam teslimiyet, hükümlerine boyun eğme ve emirlerine uyma” şeklinde tanımlarken (İbn Fûrek, s.155; krş. Bâkıllânî, et-Temhîd, s. 392) Mâtürîdî “kişinin kendini bütünüyle Allah’a teslim etmesi, sadece ve tamamıyla O’na kulluk edip ortak koşmaması” diye bir tarif yapmıştır (Kitâbü’t-Tevhîd, s. 394; krş. Nesefî, II, 817).

Sonraki dönemlerde yazılan sözlüklerde ise daha kapsamlı tanımlara rastlanmaktadır. Meselâ Râgıb el-İsfahânî İslâm’ı, “kalpteki inancı dille ifade edip fiillerle gereğini yerine getirmek suretiyle Allah’a takdir ve hükmettiği her hususta boyun eğip teslimiyet göstermek” şeklinde tarif etmiş, Seyyid Şerîf el-Cürcânî de “Hz. Peygamber’in haber verdiklerini samimiyetle benimseyip onlara uymak” diye bir tanım getirmiştir (et-Ta’rîfât, “İslâm” md.).

İslâm’ın din olarak tarifinde Allah’ın birliği ilkesinin yanı sıra O’na bütün kuşkulardan arındırılmış bir teslimiyetle bağlanma vurgusu önemli bir yer tutmaktadır.

Bâkıllânî bedevîlerin imanı hakkındaki ayetle (el-Hucurât 14) iman, İslâm ve ihsan kavramlarının tanımlandığı Cibril hadisini zikrederek imanın “tasdik”, İslâm’ın ise “boyun eğmek” anlamına geldiğini, dolayısıyla bunların birbirinden farklı olduğunu söyler (el-İnsâf, s. 89-90).

İslâm kelimesinin semantik tahlilini yapan Toshihiko Izutsu’ya göre Cahiliye döneminin hâkim telakkisi olan şirk inancının aksine Kur’an’ın mesajıyla Allah kâinatın mutlak hâkimi ve tek rabbi olarak kabul edilmiş; O’na yapılan kulluk ise itaat, teslimiyet ve tevazu ifade eden terimler arasında en önemlisi olan, “kişinin bilerek ve samimiyetle kendisini Allah’a teslim etmesi” anlamına gelen İslâm terimiyle belirtilmiştir. İtaat ve teslimiyeti anlatan huşû, tazarru gibi diğer Kur’an terimlerinden farklı olarak İslâm, eskiden başlayıp devam eden bir şeye değil yeni başlayan bir dönüşüme işaret etmektedir. Bu durumda Müslüman da Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmak suretiyle bir atılım cesaretini gösteren kimsedir.»[18]

Konumuzla ilgili bazı ayetleri de verelim ve sohbetimizi bitirelim:

ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ

Ayet 64.              

De ki: Kitaplılar! Gelin, hep beraber birleşelim aramızdaki eşit kelimede

Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayalım, şirkte bulunmayalım kulluk etmede

Allah’ın yanı sıra birbirimizi de Rabler/otoriteler edinmeyelim

Yüz çevirenlere: Şahit olun, biz kesinlikle Müslümanlarız diyelim.[19]

Ayet 85.              

Kim İslam dışında bir din ararsa, bu ondan hiç kabul olunmayacaktır

İslam’dan başka bir din arayanlar ise, ahirette hüsrana uğrayacaktır.

Ayet 132.           

Allah’a ve elçisine itaat edesiniz

Edesiniz ki rahmete erdirilesiniz.

Ayet 136.           

Şudur o sakınanların mükâfatları:

Rableri tarafından bağışlanmaları,

 Ve ilelebet kalacakları cennete kavuşmaları,

Öyle cennetler ki, akıyor altlarından ırmakları.

Ne güzeldir çalışanların ecri/ne güzeldir mükâfatları!

Ayet 142.           

Yoksa siz, cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz [hemen],

Allah içinizdeki gayretlileri ve sabredenleri belirlemeden? 2/214; 3/179; 9/16; 23/115

Ayet 149.           

Müminler! Eğer kâfirlere itaat ederseniz,

Sizi [küfre] geri çevirirler de büsbütün kaybedersiniz. 3/144

Ayet 150.           

Bilakis sizin itaat edeceğiniz otorite Allah’tır.

Ve O, yardımcıların [en üstünü], en hayırlısıdır. (3/126)

Ayet 162.           

Allah’ın rızasını gözeten kimse bir midir?

Allah’ın öfkesini celbeden kişiyle, eşit midir?

Onun gazabına uğrayanın yeri direkt cehennemdir;

Orası, gidilecek [yerler içerisinde] çok feci bir yerdir.

Ayet 186.           

Ant olsun ki, mallarınız ve canlarınız konusunda deneneceksiniz; (2/115)

Sizden önceki kitaplılar ve müşriklerden incitici (sözler)[20]  işiteceksiniz. 5/54

Eğer [bunların hepsine] direnirseniz / hiçbir ödün vermezseniz,

Ve [karşınıza çıkan insanlardan değil de Allah’tan][21] çekinirseniz,

Kararlılıkla sürdürülmesi gereken işler asıl bunlardır; iyi bilesiniz.

Ayet 200.           

Müminler! Sıkıntılara göğüs gererek direniniz

Direnişte dayanışma[22] içerisinde hareket ediniz. (8/45, 46)

Allah’a karşı gelmekten aman ha sakınasınız;

Sakınasınız ki, kesin zafere[23]/ felâha ulaşasınız.[24]



[1] Bkz. 2/128, 132, 133; 3/52, 64, 67, 80; 6/111, 163; 7/126; 10/72, 90; 12/101; 27/42, 91; 39/12

[2] Kur’an Anlaşılsın Diye, 26, YEKDER

[3] Esmâ-i Hüsnâ, 41-42, Dr. M. Selim Arık, Bursa 2006

[4] Kalp ile onaylayıp, dil ile tekrarlayıp…

[5] Dini Bilgiler Ders Kitabı, 67, D.İ.B. Yayınları, 13. Baskı 1985

[6] Temel Dini Bilgiler, 76, Seyfettin Yazıcı, 33. Baskı, D.İ.B. Yayınları, Ankara 2007

[7] Çocuklara İslâm Ansiklopedisi, 144, Ahmet Efe

[8] Büyük Şafii İlmihali, 11, Haydar Hatipoğlu

[9] İslâm Tarihi, 17194, Prof. Dr. Philip K. Hitti

[10] Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, 1/396-398, Fahruddin Er-Râzi, Akçağ Yayınları

[11] İslâmî Düşünüş ve Yaşayış Çevresinde, 7, Ali Nar, Gonca Yayınevi, İstanbul 1982

[12] İslâm Dini Esasları, 8, İ. Ö. Programı, Anadolu Üniversitesi Yayınları

[13] Beyânü’l-Hak, 3/148-149, Prof. Dr. M. Zeki Duman

[14] Allah, 105, Dr. Yakup Çiçek & Fahrettin Yıldız

[15] Hayatımızdaki İslâm, 1/22-23, 56, Hayrettin Karaman

[16] Kur’an ve Modern İlim, 17-19, Abdül Fettah Tabbara, Tercüme: Celal Yıldırım, Uysal Kitabevi

[17] Kırk Hadis, 95, İmam-ı Nevevî, Ter: Abdülkadir Akçiçek, Sağlam Kitabevi, 1980

[18] DİA, cilt: 23; sayfa: 2, Mustafa Sinanoğlu

[19] Ali Ünal: “(Ey Müslümanlar), siz şunu ilân edin: Şahit olun, şüphesiz ki biz, (Allah’a tam manasıyla teslim olmuş) Müslümanlarız.”

[20] (S. Ateş).

[21] 3/173

[22] M. İslâmoğlu.

[23] Beyânül-Hak.

[24] H. B. Çantay: “Müminler! Sabrediniz. (Düşmanlarınızla) sabır yarışı ediniz, (onlara galip geliniz.  Sınırlarda) nöbet bekleşiniz, (yurdunuzu çiğnetmeyiniz). Ve Allah’tan çekininiz. (Sırf bu sayede) felâh bulacağınızı umabilirsiniz.” Şaban Döğen: “Ey iman edenler! İbadette, musibette ve günahtan kaçınmakta sabırlı olun, sabır yarışında düşmanlarınızı geride bırakın; her an cihada hazırlıklı bulunun ve Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz”