11.06.2021 / Deneme

Günler öncesinden hazırladığım bavulum tüm soğukluğuyla karşımda. Birkaç kitap, biraz dua, çokça hayal kırıklığı ve alabildiğine keder. Tüm malvarlığım bundan ibaret. Yüklenmişim gönlüme sığdıramadığım ne varsa. Rota koskocaman, bilinmez bir istikamet.

Saat sabahın altısı. Ümit etmekten yorulmuş yüreğim sokağa atıyor kendini. Henüz hafif bir karartı var gökyüzünde. Koca şehir uykuda daha. Nisan sabahı değil. Lakin hüzünlü bir yağmur var inceden inceye. Hava adeta ruhumu okşuyor. Ne gökyüzünde dağılan birkaç bulut, ne bir sokak kedisi ne de bahçede sallanan yaşlı çınar. Mutlu olmam için hiçbir neden yok. Bir başka büyüğümün de dediği gibi’ beni bu havalar mahvetti.’

bu havalar beni mahvetti

Günler öncesinden hazırladığım bavulum tüm soğukluğuyla karşımda. Birkaç kitap, biraz dua, çokça hayal kırıklığı ve alabildiğine keder. Tüm malvarlığım bundan ibaret. Yüklenmişim gönlüme sığdıramadığım ne varsa. Rota koskocaman, bilinmez bir istikamet.

İstanbul’a veda etmeye karar veriyorum. Adalar’a gidiyorum önce. Hafif bir sonbahar yağmuru hâkim burada da. Yağmur bana ayrılığı hatırlatıyor. Hatırladıkça ağlayasım, ağladıkça gidesim geliyor. Adalar da zaten uzun süredir dargındı bana neden gitmedim diye. Oysa zordu ayrılık, zordu veda etmek. O nerden bilebilirdi ki. Kimse ondan gitmemişti. O, herkesin kendisine koşarak geldiğiydi. Güzeldi. Sevilendi. Şiirlere, şarkılara nakış nakış işlenendi. Açıyorum kollarımı. Bağrına basıyor Adalar beni. Karşılıklı ağlamaya başlıyoruz. Hakkını helal ediyor bana, barışıyor ve vedalaşıyoruz.

hakkını helal et

Üsküdar’ı, Kadıköy’ü, Samatya’yı, Pendik’i, Sarıyer’i… Hepsini bir bir dolaşıyoruz serseri yüreğimle. Kaybedecek hiç ama hiç vaktim yok. Onlar da şikâyet ediyorlar neden hala gitmedim diye ve siteme başlıyorlar:

Senin hayatında birer güzel hatıraydık her birimiz. Sen ve sevdiceğin ise sadece kendiniz için sevdiniz. Sonra ayrı düştü yollarınız. O bırakıp gitti bizi. Sense bize her gelişinde yaş döktün. İçindekileri paylaşmadın etrafındaki çiçeklerle, ağaçlarla. Her bir caddemizi ve sokağımızı adım adım dolaştın. Manasız boş gözlerle baktın yüzümüze. Oysa sizler tebessüm edince güneş doğardı kalbimize. Bir zamanlar dilinden düşmezdi şarkılar. Fakat şimdi tek kelime etmiyorsun bizimle. Martılarla selamlaşmıyorsun. Sahilde kimsesiz bir banka oturup manzaramıza bakmayı bile bıraktın. Bilsen nasıl yarım yamalağız şimdi. Aşkı siz yaşadınız. Kederiniz bize kaldı. Halden anlamaz taş toprak mı sandınız bizi. Kalbimiz var, ruhumuz var. Duanın ete kemiğe bürünmüş hali gibi dimdik ayaktayız işte. Ağlarız bazen. Bazen de güleriz. Hatta mutlu bir çift yürek görünce kahkaha atmışlığımız bile var. Sen kederlere saldın bizi. Şimdi bu vebali nasıl taşırız boynumuzda. Bir gün ayrılırlar korkusuyla gencecik sevenlerin yüzüne nasıl bakarız. Git artık. Git de adımız temize çıksın. Paklansın alnımıza kazınan bu kapkara leke.

adımız temize çıksın

Daraldıkça daralmaya başlıyor içim. Kalbimdeki hüzün yağmurunu bastıramıyorum. Gönlümde bir şeyler acıyor. Bu yarım kalan kaçıncı hikâye. Gerçek böyle değildi oysa biliyorum. Ah İstanbul varsın sonbaharla anılsın adım. Yangınım günahkârın korkusu kadar büyük ve ben sadece ona kıyamadım. Ne diyeyim böyle bilinsin hikâyemiz. Biz halden anlamayana İstanbul’u da ekleriz. Elveda yedi tepeli kent, elveda koca şehir. Artık bilirim ki sevdam sana da büyük gelir.