7.2.2020 / Deneme / Sinema

Youtube fenomenlerinin doyumsuzluğu sebebiyle işgal etmeye çalıştığı sinema sektörü, üretilen içerikler sebebiyle kan ağlar duruma geldi.

Özellikle son 10 yıl içinde dijital medyanın kullanımının artması ve paylaşım platformlarının çeşitlenmesi sebebiyle ortaya çıkan internet ünlüleri o kadar popüler hale geldi ki, mevcut takipçileri sebebiyle birer reklam alanı haline geldiler. Haliyle çok kısa sürede büyük paralar kazanarak statüsel anlamda da evrim geçirdiler.

Dünyada geçerli midir bilmiyorum ama ülkemizde geçerli olduğunu rahatlıkla söyleyebileceğim “parayı bulanın bozulması” tabiri, influencer diye tabir ettiğimiz internet fenomenlerinin de başına gelerek, çoğunun mayasını ekşitti. “Nasıl olsa sorgusuz sualsiz beni takip eden bir kitle var” güveni ve bu kitlenin kalifiye tüketiciler olmaması hasebiyle kaliteli içerik anlayışlarının da aynı oranda düşük olması, dijital dünyanın krallarının pasta paylarını büyütmek için hesaplar yapmasında en büyük etken oldu.

Aslında ilk atılım, köken itibariyle sinema-televizyon okumuş ama zamanında ellerinden tutulmadığı için hayallerindeki senaryoları bir kenara atmış ve internet üzerinden şans eseri meşhur olunca geride bıraktıkları içlerinde kalmasın diye sinema dünyasına girmiş influencerlardan geldi. 2012 yılında Batesmotelpro’nun çıkardığı Patlak Sokaklar ve 2015 yılında Oğuzhan Uğur’un çıkardığı Pişt filmi bunlardan bazılarıydı. Fakat bu iş sadece hayallerle ya da internette çekilen kısa amatör videolarla gerçekleşmiyordu. Sinematik evrenden aradıklarını bulamayarak sessizce kabuklarına dönüş yaptılar.

2012 Batesmotelpro Patlak Sokaklar ve 2015 Oğuzhan Uğur Pişt filmi

Fakat arkalarından gelenler, ki bunlar sinema eğitimi bile almamış çocuklardı, sorunun iki şeyden kaynaklandığını bulmakta zorlanmadılar. Bunlardan birincisi, herhangi bir internet ortamındaki herhangi bir içeriğin etkileşiminin, doğrudan platformlar tarafından kısıtlanmasıydı. Sponsorlu bağlantıları zorunlu tutan ve bu bağlantılarla dahi istenileni tam olarak vermeyen kuytu sistem, ellerindeki tüm bağlantılara ulaşmalarına engel teşkil ediyordu. İkincisi, hedef kitlelerinin çoğu, henüz reşit olmuş bireyler değillerdi, ailelerine bağlı olmaları onlara doğrudan ulaşımı da engelliyordu.

Birincisinin çözümü için bağlantılarını 10 katına çıkarmalarını gerektiğini ve bunun için de diğer influencerlarla bağlantılı paylaşımlar yapmalarının zorunlu olduğunu keşfettiler. Birbirlerinin programlarına çıktılar ya da birbirlerine göndermeler yaparak kesişim hedef kitleler oluşturdular. İkinci problemin çözümü ise, birincisiyle uğraşırken kendiliğinden çözüldü. Zaman bunun ilacı oldu da diyebiliriz. Yaptıkları bu çalışmalar esnasında hedef kitle boylandı poslandı ve en azından yüzde 44’lük bir kesimi reşit konuma geçti. Artık dünyanın fenomenlerini millenium gençleri belirleyecekti.

kafalar karışık, enes batur hayal mi gerçek mi, cumali ceber, ali kundilli

Velhasıl kelam, elde edilen güçle sinema dünyasına ikinci bir giriş yapıldı. Sihirbazlık Okulunda Bir Türk, Cumali Ceber, Oha Diyorum!, Ali Kundilli, Enes Batur: Hayal mi Gerçek mi?, Kafalar Karışık gibi niteliksiz filmler sadece yoğun takipçileri sebebiyle gişe hasılatlarında iyi sonuçlar alsa da sinematografik açıdan hiçbir tatmin edici niteliğe sahip değildi. Kendi platformlarında oldukça başarılı içerikler üreten bu başrollerin hepsi, “bizim filmimiz Recep İvedik’ten ne kadar kötü olabilir ki?” mantığıyla kendilerini savunsalar da maalesef Recep İvedik filmlerinin bile varlığına şükrettirdiler.

Özellikle değinmek istediğim Kafalar Karışık filmi, bahsi geçen konunun en güzel örneği. Baştan sona boş bir senaryoya sahip olan komedi filminde zar zor tebessüm edebiliyorsunuz. Normal şartlarda “Kafalar” adı altında internette şöhret basamaklarını tırmanan üç arkadaşın, vakti zamanında güzel dijital içerikler ürettiğini gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ama filmlerinin ne kadar kötü olduğunun kendileri de farkına varmış olacak ki, Enes Batur’dan Reynmen’e, Halil Söyletmez’den Veysel Zaloğlu’na, hatta CZN Burak’tan Ece Seçkin’e kadar piyasası olan herkesi üç beş saniye oynatmışlar ki, afişte küçücük bir yerde ismi bile gözükse üç beş takipçisi gelir izler diye.

kafalar karışıkta hangi youtuberlar oynadı

Tabi, her eleştirinin sonunda cevabını veremediğimiz bir soru var ki işte can alıcı nokta bu diyorum: “Madem bu kadar niteliksiz iş yapıyoruz; neden bu kadar seviliyor, takip ediliyor ve beğeniliyoruz?”. İşte tam bu sebepten, binlerce vatandaşı mağdur eden “Tosuncuk”a da kızamıyoruz. Çünkü biz, hak ediyoruz.