Karşılıksız İyilik

28.11.2023 / Deneme

Herkesin iyiliği kendine.

Karşılıksız İyilik

İçine doğduğumuz kültür bize kullandığımız birçok kavramı ve ifade kalıplarını öğretir. Doğduğumuz andan itibaren öyle bir süreçten geçeriz ki yaygın kullanımlar zihnimizi ele geçirir. Hedefe ulaşan bir aracı yerinden kımıldatmaya ihtiyaç olmadığı gibi hedefine ulaşmış bir zihnin de çaba sarfetmesine gerek yok diye düşünürüz ve öğrendiğimiz kavram ve ifade kalıplarını sorgulamaktan kaçınırız.

Kavram bir şeyi kavramak anlamına gelir. Zihnimizde bağdaş kurmuş kavramları ise çoğu zaman anlayamayız. İçerdikleri manaları kavrayamayız. Onları çözdüğümüzü varsayarız.

“Karşılıksız iyilik” ifadesi de bu çözülememiş ifade kalıplarından yalnızca bir tanesi. Muhtemelen en önemlilerinden biri.

Hayat bize öğretmeye çalışsa da gözler karardığında, zihin bulanıklaştığında önümüzdeki gerçeği bile idrak edemeyiz.

Önce “karşılık” sözcüğünden başlayalım. Çünkü asıl kilit sözcük bu. İnsanlara fayda veya zarar sağlayan geri dönüşlere karşılık denir. Bir davranışa yönelik karşı davranış şeklinde de özetlenebilir.

Biz bir varlığa yönelik bir davranışta bulunduğumuzda fiziksel, metafiziksel yahut kuantum alemlerinde bir enerji oluştururuz. Enerji ise yok edilemeyen, yalnızca form değiştiren bir şeydir. İster kalpten geçen bir duygu ister sözlü bir davranış ister fiziki bir eylem olsun küçük ya da büyük bir enerjiye karşılık gelir ve bu enerjinin muhatabında gözlenebilen veya gözlenemeyen etkiler oluşturur. Bu etkiler kaçınılmaz olarak karşı davranışı tetikler ve faydalı-zararlı geri dönüşlere yol açarlar. Bir davranış sergilendiğinde tepkime de başlamış olur. Gönderdiğimiz davranış enerjisi mutlak bir şekilde canlı-cansız tüm varlıkları etkiler. Buna büyük ölçekte kelebek etkisi dediğimiz fenomeni de örnek verebiliriz.

Gelelim “iyilik” ifadesine. Bunu anlayabilmemiz için tabana inerek “davranış” sözcüğünden başlamalıyız. Davranış, varlıkların dış dünyaya karşı gösterdikleri her türlü içsel, bedensel ve refleks tepkilerin toplamıdır. Tüm bunlar etkileşimli bir şekilde davranışları oluştururlar. Birçok tanıma göre canlı varlıklara ait gibi algılanan bu sözcük aslında katı-sıvı-gaz cisimlerin belirli şartlarda nasıl davrandıklarını ifade etmek için de kullanılabilir. İnsanlar gibi olmasa da cansız varlıklar da kendilerine uygulanan eylemlere tepkiler vermektedir. Bunu genellikle fizik yasaları çerçevesinde inceler ve cansız varlıkların tepkilerini ölçmek suretiyle onlardan faydalanma yöntemleri geliştiririz.

Davranışları iyi ve kötü olarak ayırmak fizik yasaları çerçevesinde mümkün değildir. Bir volkan patlaması ya da bir deprem büyük sayıda insan topluluğuna zarar verse de fizik yasaları açısından bu olağan bir durumdur. Ahlaki anlamda iyi veya kötü olarak nitelendirilemez. Fakat insanların bilişsel durumları bir şeylere mana yüklemeye müsait olduğu için herhangi bir zarardan direkt olarak etkilenmeseler dahi doğanın yol açtığı zararları da mistik birtakım ögelerle birleştirerek iyi-kötü kategorilerine indirgeyebilirler. Herhangi bir dini inanca sahip insanlar için böylesi sınıflandırmalar çok daha olasıdır.

Evren düzeyinde tüm yıldız, gezegen ve diğer varlıklara ait davranışların tamamı yalnızca etkiler ve karşıt tepkiler olarak değerlendirilebilir. İnsanın algısal düzeyine indiğimizde ise etkileri de tepkileri de ahlaki düzlemde değerlendirme ihtiyacı ortaya çıkar.

Her ne kadar öznel bir kavram olsa da “iyilik”; iyi olma niteliğine sahip birçok kavramı kapsayan, olası eylemler arasında tercih edilmesi gereken olumlu davranışı ifade eden, birincil anlamlarından biri “karşılıksız yapılan yardım” olan, basit haliyle kötülüğün karşıtı diyebileceğimiz her şeydir.

İyiliğin saptanmasının zor olduğu durumlarla ilgili “tramvay ikilemi” gibi klişeleşmiş örneklerin yanı sıra, devletlerin kendi öz varlıklarını güçlendirmek, korumak ya da geliştirmek amaçlarıyla diğer bir devletin vatandaşlarını sözde “savaş kurallarıyla” yok edebilmesi örneklerine kadar uzanan detaylı bir serüvenden bahsedebiliriz. İkinci dünya savaşı sırasında Manhattan Projesi’nin bilimsel lideri olan Fizikçi Julius Robert Oppenheimer’ın atom bombasını geliştirme hikayesinin işlendiği malum filmde de buna örnek bulabilirsiniz. Amaç daha iyi bir dünya olduktan sonra her şeyi allayıp pullayıp “iyi” gösterebilirsiniz.

Meselenin tüm detaylarına bakmadan konuyu “kavrayamayacağımız” için uzun yazıyorum. Atom bombasını sakince bir kenara koyalım ve meseleyi sonlandırmaya yaklaşalım.

Herkesin kabul edeceği, nesnel standartları olan bir iyilikten bahsedemesek bile insanları iyiye yönelten şey alacağı karşılıklardır. Bazen iç dünyamızda bizi motive eden bir enerji, bazen toplumda kabul edilme ihtiyacı, bazen yaratıcının emrine uyup puan kazanmak, bazen mutlu hissetmek, bazen işe yarar hissetmek, var olmak, görünür olmak, dikkat çekmek için iyilik yaparız. Sonuç olarak ihtiyacımız olan her ne ise ona ulaşmaya çalışırız. İç huzurumuzu yakalamak isteriz.

Bazı iyiliklerin ücreti (karşılığı) düşüktür, bazısının büyük. Bazısını hemen bekleriz, bazısının karşılığını erteleriz. Karşılığını alamadığımız iyiliğe üzülürüz.

Bir daha karşılaşma şansımız olmayan insanlara, mesela memleketimizi ziyaret eden bir turiste yardım ettiğimizde kendimizi kanıtlamak, ona ne kadar iyi olduğumuzu göstermek, belki kendi ülkesine döndüğünde bizden bahsetmesini dileriz.

Düşkünlere iyilik yaptığımızda gücümüzle iftihar eder, yaratanın verdiği nimete şükretmenin lezzetini tatmak isteriz.

İyilik yaptığımız kimselerden bir tebessüm, minik bir teşekkür bekleriz. En azından nankörlük yapmamasını ve bize bir zarar vermemesini dileriz. İyilerin içinde olmayı isteriz. Bir gruba ait olmanın güvenli ortamını isteriz.

Karşılıksız sandığımız her durumda gizliden gizliye iyi bir şeylerle karşılaşmayı umarız. Cansız varlıklara iyi davrandığımızda daha uzun süre bize hizmet edebilmelerini bekleriz. Doğanın yüzümüze gülmesini, cömertçe nimetlerini sunmasını arzularız.

Her ne yaparsak kendimiz için yaparız. Tüm davranışların geri dönüşü olduğunu içten içe biliriz. İyi şeyler ekip iyi şeyler toplamak isteriz. Yaptığımız hiçbir iyiliğin boşa gitmesini istemeyiz.

Bunların hiçbirisi iyiliğimizi örten ya da iyilik olmaktan çıkartan şeyler değildir. Bunlar iyiliğin dinamosu gibidir.

Yanlış bir tanım sebebiyle çoğu zaman kendimizi sorgularız. Kötü hissederiz. Durduk yere kendimize haksızlık yaparız. Hayattan beklediğimiz faydayı beklemiyor gibi davranırız. Kendine faydası olmayan insanın hiçbir şeye faydası olamayacağını unuturuz. Karşılıklar olmazsa dengemizi kaybederiz. İçimizde kocaman bir kara delik oluştururuz.

Tüm iyilikleri yutan bir kara delik.