13.07.2022 / Kültür / Sanat / Genel

Türk gazeteci ve yazar Mine Söğüt’ün son kitabı Başkalarının Tanrısı, adeta şehri kuranların ve yıkanların kimliğini sorguluyor.

Kafasında döndürdüğü sorgulamaların cevabını alabilmek için bir sabah kalkıp, kurulu tüm düzenini terk ederek kendisini sokaklara bırakan Musa isimli ana karakterin gözünden görüyoruz her şeyi. Ansızın ailesini, işini ve hatıralarını geride bırakıp yeni bir hayata başlamaya karar veriyor. Kendi gerçekliğini arıyor.

Ve yolu, kendisine satan adama olan aşkından kendi bacaklarını kesen Efsun ablayla; kim olduğunu hatırlamayan Adnan abiyle; melankolik bir hayat kadını olan Hülya’yla ve çöpte bulunan Matruşka bebekle kesişiyor. Farklı kederleri bir arada yaşamaya çalışıyorlar; normal saydığımız hayat onlara izin verdiği kadar.

fakir insanlar

Onlar her şeye karşın ayakta kalmakta inat ederken, okuru da kendi kimliğiyle yüzleştiren sorular denizine açılmaya davet ediyor. Biri bebek beş sokak insanının yarı hayal yarı gerçekçi hikâyesiyle Başkalarının Tanrısı kitabı, her gün gördüğümüz ama görmezden geldiğimiz insanlar üzerinden, medeniyetimizin temellerine dair acımasız bir sorgulamaya girişiyor.

Dram dolu ve hayatın ta kendisinin olduğu eserde, kendinizi suskun ama diğer karakterler için bir şeyler yapma isteğinde olan altıncı bir kişi olarak görürken bulabilirsiniz. Sanırım benim için tek eksisi, okurken de öyle olacağından korktuğum ve korktuğumun başıma geldiği son kısmıydı. Daha farklı bir bağlam beklerken keşke son sayfaları okumasaydım dediğim klişe bir bağlamla karşılaştım. Ama yine de okunması tavsiye ederim.

Kitapta İlgimi Çeken Kısımlar

Hepimizin geçmişinde yarım yamalak bir gerçeklik ve bolca hayal var.

"Kim olduğumu bilmiyorum ama şiir nedir hatırlıyorum. Kutsal kelimelerdir şiir! At elinden o kâğıdı kalemi, hiçbirini yazma, hep mırıldan. Hepsini kaybet, unut gitsin. Fark etmez. Bir kez ağzından çıkmaları hatta sadece aklından geçmeleri bile yeter. Bırak yazma istersen. Onlar ruhundan çıkar, havaya karışırlar, yele tutunurlar, denize düşerler, toza bulanırlar. Sonra da muhakkak biri bulur onları, duyar bir şekil. Bak şu koca şehrin uğultusuna. Sadece arabalar, insanlar, fabrikalar, hayvan sesleri değildir bu devasa uğultuyu yaratan. Şiir vardır o uğultunun içinde. Şiir!"

Sistem içine içine devamlı çöküyor. Yeryüzünde gördüğümüz her şeyin temelinde bir enkaz. Tüm medeniyetler kendilerinden önce yıkılmış başka medeniyetlerin üzerine kuruldu. Geçmişin kaderi gelecekte mütemadiyen tekrarlanıyor. İnsanlar baştan beri yeni şehirlerini hep yıkılmış eski şehirlerin üzerine kuruyor. O yüzden en modern yapının bile hücrelerinde yıkılmış eski bir yapının izi var. Yara gibi. İnsan, o yaraların ıslaklığında yaşayan parazittir. Hayal kırıklıklarıyla geleceğe dair umutlarının birbirine göbekten bağlı olmasını umursamadan, yenenle yenilenin aynı şey olduğunu kaale almadan, çökmüş hayatların üzerine çöke çöke kurduğu yeni hayatları kutsamak için uydurduğu metinlere tapa tapa geldiği şu medeniyet noktasında, tarihin asalağı olarak var olmaktan başka seçeneği yoktur.

"Matruşka, bir şairden korkunç masallar dinleyerek büyüyeceksin. Dünyanın tüm kötülüklerini bir şairin dilinden öğreneceksin. Şanslı bebek. Kıymetini bil, kimse korkunç gerçekleri çocukların yüzüne yüzüne anlatmaz. Kandırırlar çocukları Matruşka. Büyükler çocukları hep kandırırlar. Biz seni hiç kandırmayacağız.

Hepimizin kaderinde bir cinayet var. Ya işlenmiş ya da işlenecek. Başka birinin ölümü üzerine inşa edilen hayatların zehri akıyor genzimizden. Kutsal kitapların ilk hikayeleri boşuna cinayetle başlamaz.

"Bir gün benden adalet dağıtmam istense kasılır kalırım. Bilemem haklı kim haksız kim. Doğru ne, yanlış ne. İyi nerede, kötü nerede? Bunları bilmemek benim en vahşi hikayem şair. Belki de o yüzden bir parkta çırılpıklak buldular beni. En yalın halimle. Bedenimde de, beynimde de sıfır yükle. Şimdi ne o bedene ne de o beyne yeniden bir sorumluluk yüklemek istiyorum. Kimse benden adalet dilenmesin diye, başım önümde, hep ama hep yere bakarak yürüyorum."

Hadi, bir şairin yapacağı ve yapmayacağı şeyleri düşünelim. Şair her şeyi ama her şeyi yapabilir. Hırsızlık yapabilir, cinayet işleyebilir, yalan söyleyebilir, ailesini terk edebilir, olmayacak insanlara aşık olabilir, sevişilmeyecek insanlarla sevişebilir, gidilmeyecek yerlere gidebilir, dönülmeyecek yerlerden dönebilir, kurulmayacak hayaller kurabilir, görülmeyecek rüyalar görebilir. Bir şairin herhangi bir insandan tek fazlası vardır. Kelimelerle sadece büyü yapmayı değil kara büyü yapmayı da bilir. İnsanlığın aklı olsa, Ortaçağ'da kadınlardan önce şairleri yakarlardı.

"Bir çocuğu korumanın tek yolu onu doğurmamaktır."