31.01.2022 / Kültür / Sanat / Genel

Didaktik bir okuma yerine, felsefi karakterleri ve kavramları hikayeleştiren Markus Tiedemann felsefe öğrenimini eğlenceli hale getiriyor.

Felsefika: Düşünce Tarihine Fantastik Bir Yolculuk” ismiyle okuyucuyu büyülü bir dünyaya sokacağının sinyallerini veren eser bizi, Platonicus-Kanticus (Platon ve Kant), Prenses Metafizika (maddeci olmayan düşünce) ve Kalle Maks (Karl Marx) üçlüsü üzerinden maceradan maceraya sürüklüyor.

Temel düzeyde felsefe akımlarını ve temsilcilerini öğrenmenize de oldukça faydası olacak bu kitapla birlikte sizler de sorgularınızı sınıflandırabilir ve belki de güçlendirebilirsiniz. Kesinlikle tavsiye ettiğim Felsefika’yı satın almak için tıklayabilirsiniz.

Kitapta İlgimi Çeken “Bazı” Kısımlar

Kitapta ilgimi çeken o kadar çok yer oldu ki, -kimisi de sayfalar süren notlardı-, maalesef hepsine yer vermeyi doğru bulamadım. Fakat eminim sizler de okudukça benzer kısımlar ilginizi çekecektir.

Zorunlu varsayımlar, düşünce ve eylemlerimiz anlamsızlığa düşmesin diye önceden varsayılırlar. Ben, Tanrı ve Dünya, bu türden en önemli varsayımlardır. Kendimizden 'Ben' olarak bahsediyoruz ve büyüklüklerini ne anladığımız ne de kanıtlayabileceğimiz Tanrı ve Evren üzerine rahatlıkla sohbet ediyoruz.

"Eğer her şey kendiliğinden gerçekleşecekse, o zaman neden bu fikri gerçekleştirmek için o kadar çaba sarf edesin?"

"Açıklaması kolay," dedi Kalle. "Devrimi birlikte yapmak için. Gerçi insanların tarihin gidişatını değiştirebileceklerine inanmıyorum. Ama onu akıllıca hareketlerle hızlandırabiliriz."

Platonicus-Kanticus insanların hiç konuşmadan anlaşabilmelerinin güzel bir şey olduğunu düşündü.

Kişisel yorumum (K.y.): Etkili iletişim, çok konuşmak, farklı kelimeler kullanmak, ifadeyi güçlendirmek için sıkça örnekler vermekle olmaz. Az ve öz anlatım, karşınızda bulunan(lar) için düşünme ve geri dönüş fırsatı oluşturur. Detaylar geri bildirimle temelin üstüne oturtulur. Ama en etkili iletişim türü, hiç konuşmamanıza rağmen karşınızda bulunan(lar)a kendinizi ifade edebilmenizdir. Eğer karşınızda bulunan(lar)ın da ifadeye anlama iradeleri bulunuyorsa, ortaya en etkili sosyalleşme biçimi çıkar.

İnsanlar mutlu oldukları zaman kavga etmezler ve kavga etmediklerinde savaş çıkmaz. Savaşlar olmazsa bu kötü bir şey olur, çünkü savaş her şeyin babasıdır. Yalnızca savaşın olduğu yerde yüreklilik, şerefli dostluklar, gelişme ve ilerleme vardır. Bu nedenle uzun zamandır armama şu sloganı nakşettirdim: SAVAŞ HER ŞEYİN BABASIDIR.

K.y.: Silah ve savunma sanayi patronları

Hiç kuşkusuz savaş mücadele biçimidir, ama o bana (Prenses Metafizika) göre kötü ve gaddarca bir şeydir. Savaş daima bir şeye karşı mücadeledir. Atalarımızın bir şey için ya da bir şeyden yana mücadele dediklerini düşünüyorum. Bir şey için ya da bir şeyden yana olan bu mücadele biçimi savaş yapmaksızın da gerçekleştirilebilir. Örneğin bilgi, sevgi, özgürlük için mücadele edilebilir. Biriyle tartışmanın olanakları içerisinde zihinsel bir mücadele vermek bana mümkün görünüyor ve eğer bu zihinsel mücadelede hele güzel bir sohbet varsa, o zaman tartıştığımız kişiyi alt etmek için ona karşı mücadele etmez, aksine onunla birlikte bilgiye ulaşmaya çalışırız.

Belki de uğruna savaşmamız gereken şeyler vardır. Ama her ne olursa olsun, insanın neden böyle bir şey yaptığını tam olarak meşrulaştırmadan birine karşı savaş açmasını doğru bulmuyorum. Öncelikle ne için mücadele etmek istediğimizin açıklanması gerekiyor.

Yalnızca zayıf insanlar kindardır.

Eğer var olduğumdan emin olabilirsem, algıladığım şeylerin de varlığından emin olabilirim.

Her şeyden şüphe duyuyorsan, o zaman kendinden de şüphe duyman gerekir. Hiçbir yargıda bulunmamak gerektiğini söylüyorsan, o zaman bunun kendisi de bir yargı olur. Her şeyden şüphelenmek gerekiyorsa, o zaman bu öğretinin kendisinden de şüphelenmek gerekir.

Bu insanlar gerçeklik hakkında hiçbir fikre sahip olmadıkları için, bu dünyaya karşı ilgisiz kalacaklardır. İnsan, varlığı hakkında bilgi sahibi olmadığı bir şeyin, özlemini çekemez. Hakikatin yokluğunu duymuyorlar, bu yüzden de acı çekmelerine imkân yok.

Ne kadar az şeye sahip olursan, o kadar mutlu olursun.

Yaşadığımız sürece dünyadaki var olan şeyleri yaşarız. Öldüğümüzde artık yaşamıyoruz demektir, yani ölümü deneyimleyemeyiz. Biz var olduğumuz sürece ölüm yoktur. Ölüm varken de biz yokuz.

"Açık toplum kurmayı başarmanızı canı gönülden dilerim." dedi Metafizika.

"Biz de aynı şeyi istiyoruz," dedi Karl. "Aşılması gereken birçok güçlük söz konusu. Ayrıca muhaliflerimize karşı da mücadele etmemiz gerekecek."

..."O zaman açık toplum ve düşmanlarının ne durumda olduğunu görürüz."

K.y.: Açık bir toplum kuruyorsanız, açık topluma karşı olduğunu ifade eden bireyi de kapsarsınız çünkü açık olmak sınırı olmayan bir durumdur. Bir fikre sınır koyduğunuzda, ya da sınır koymadığınızı iddia ederken, sizden farklı düşünenleri "düşman" olarak nitelediğinizde açık toplum ideasını geride bırakmış olursunuz.

İnsan diyalektik bir varlıktır. İnsan mutsuzluğu yaşadıktan sonra, mutluluğu daha yoğun duyumsuyor.