14.01.2022 / Kültür / Sanat / Genel

Gerçeküstücülüğün kurucularından olan ve fantastik edebiyatın kraliçesi olarak bilinen Nazlı Eray’dan ayaklarınızı yerden kesecek bir eser.

Hayal Kadınların her gece sevdikleri erkeklerine geldikleri Taşhan, uğruna intihar ettiği kadını son kez görebilmek için mezarından çıkan çocuk ve cennet bekçisi İrfan, Gül Abla’nın hayatına giren her erkeğin ruhunun canlandığı Afrika menekşeleri, Casino Venüs ve Japon oyun makineleri, tüm gizemli yönleriyle gece ve kaybettiklerimizle yeniden görüşebilme imkânımız olan Uşak Dörtyol'daki İmparator Çay Bahçesi… Şöyle diyor usta yazar Nazlı Eray:

İmparator Çay Bahçesi’ni yol kenarında gördüğüm an, tüm yapıt çalkalandı ve her şey birden yerli yerine oturdu. Tıpkı bir mevsim gibi...

Genel manada kitabı çok sürükleyici ve ilgi çekici buldum. Dili gayet akıcı ve anlaşılırdı. Her ne kadar kendi içerisinde özel bölümlere ayrılmadan, bir paragraf boşluğunda bir anda başka anlara akıyorsa da hikâye, belli bir süre sonra kendimi o akışın içinde buldum. Keyifli bir yolculuk ve izlenimdi. Yine de birkaç hususa takıldım. Spoiler vermeden aktarmaya çalışayım.

Birincisi kitabın giriş kısmı. Kim olduğunu ve nerede olduğunu tam bilmeden, bir apartmana girip Mesut Bey ve Samime Hanımla karşılaşan yazarımız, kitabında o anı bir sır gibi saklamış. Yani hikâye neden böyle başladı, pek anlam veremedim.

Bu durum kitabın sonuna doğru gizeminin çözülmesini beklediğim ve heyecanımı artıran bir olguyken, kitabın sonunun tahmin bile edemeyeceğim bir şekilde bitmesi, açıkçası beni biraz hoşnutsuz etti.

Üçüncü olarak takıldığım şey bu ikisinden daha basit ama yine de garipsemeden edemedim. Kitapta bulunan "Gece" karakteri, yazarın ağzından çıkan betimlemeleri karşılayan bir yapıda değildi. Yani, her şeyi bilen, gündüz bilinmeyen sırları bile gören vesaire şeklinde tanımlanan gece, sorulan sorular ve görülen yerlerdeki tepkileri ile tipik bir ergen havası verilmiş, öyle çok da bir şey bilen bir karakter değilmiş izlenime kaptırdı beni.

Bunların dışında, hayal dünyanızda uzun metrajlı ve rengarenk bir sinema havası yaratacak “İmparator Çay Bahçesi” romanını hiç düşünmeden kütüphane raflarınıza eklemenizi ve vakit kaybetmeden okumanızı tavsiye ederim. Satın almak için tıklayabilirsiniz.

Nazlı Eray - İmparator Çay Bahçesi temsili çizim

Kitapta İlgimi Çeken Kısımlar

O anda aklımdan Luigi Pirandello'nun şu cümleleri geçiverdi: "Benim yaşamımı yaşayan birisi var ve ben onun hakkında hiçbir şey bilmiyorum."

Eski mezar taşlarının üstünde, zamanın acımasız elinin çatlattığı foto porselen resimler bana bakıyor. Genç ve güzel kadınlar, ince kaşlar, siyah dalgalı saçlar, düzgün bakışlar, saçları taranmış, ince bıyıklı, derin bakışlı erkekler… Ölülerin gençliklerinin en güzel çağında çekilmiş fotoğrafları... Yaşarken, umut doluyken, yarını heyecanla beklerken çekilen fotoğraflardan yapılmış bu porselen kabartmalar.

Bir ölünün yalnızlığı… Bunu anlayamazsınız. Aylar, mevsimler, yıllar geçer ve siz ölmüşsünüzdür artık. Öylece beklersiniz. Neyi beklediğinizi bilmeden…

"Ne tuhaf," diye mırıldandım. "O, burada yaşamı algılıyor. Oysa burada yaşam yok ki! Unutulmuş bir dünya burası. Hüzünlü ve sessiz."

"Sen bir de ona sor," dedi İrfan. "Yaşama adımını attı. Baksana, gökyüzüne nasıl bakıyor, karanlık geceyi yudum yudum içiyor sanki..."

"Zaman… Ürkütücü bir şey bu Gül abla. Her şeyi zamana nasıl bırakabilirim?" diye bağırdım. "Korkarım ben. Zamandan korkarım. Zaman unuttturur."

Etkilemişti bu dünya beni. Taşhan. Hiç kadın yoktu orada ama anlamıştım, "kalbinde kadın taşıyan erkekler birahanesi" idi orası. Orada gördüğüm her erkeğin beyninde, kalbinde, dudaklarında mutlaka bir kadın vardı; görünmeyen, ama sigara dumanı içinde, tavla sesinde, bira köpüklerinde var olan kadınlardı bunlar. Belki de kimi çırılçıplaktı, öylece, yumuşacık ve ılık duruyorlardı. Kimi gölgeli yüzleri ile bir fotoğraf gibi sessizdi, bazıları mutlu, bazıları hüzünlüydü.

"Hakkımda ne biliyorsunuz?" diye sordum. "Hemen hemen her şeyi." Büsbütün hayrete düşmüştüm. "O zaman yaşadığım olayları biliyorsunuz. Niçin onlar hakkında bilgi istiyorsunuz ki benden?" diye sordum. Metalik ses hafifçe güldü. "Olayları sizin nasıl anlatacağınız önemli. Nasıl algıladığınız, yorum biçiminiz," dedi.

Beni baştan aşağıya süzüyor, sanki saçımdaki, yüzümdeki, gözlerimdeki tüm ayrıntıları belleğine bir bir kazıyordu. Bana susamış gibiydi. Öyle bakıyordu, tüm görüntümü içer gibi.

"Çok zenginsin. İçinde sonsuz şeyler barındırıyorsun. Düşündükçe şaşırıyorum. Gün senin yanında fakir kalır. Gündüz hep yapılması gereken, ciddi işler yapılır. Oysa gece… Gece her şeyin her an olabileceği bir zaman dilimi," dedim. "Bazılarının aklına gece deyince uyku gelir," dedi Gece. "Onlar geceyi bilmeyenler..." dedim.

Nazlı Eray, İmparator Çay Bahçesi gece betimlemesi

"Yaşam… İnsan bir türlü içinde bulunduğu döngüden çıkamıyor. Sanki hiçbir şey değişmiyor, her şey aynı." "Evet, tuhaftır yaşam," dedi Gece. "Benim yaşamım da öyle. Herkesin yaşamı öyle. Çizilmiş bir çizginin üstünde yürüyoruz sanki. İnsan niçin birtakım şeyleri değiştiremiyor?" "Kim bilir... Alışkanlık, kader... Hepsi karmakarışık..."

Dikkat edilmezse en çabuk eskiyen duygu aşktır.

"Emir eri bir erkeğin ilkbaharı. Coşkulu, heyecanlı, tutkulu… Yeni tomurcuk vermiş bir ağaç gibi… General ise sonbahar. Yaprakları sararmış, toprağa bağlı kaim bir ağaç. Sakin, durağan, güvenilir, eski… Bir liman o. Beni anlıyor musunuz?" "Çok iyi anlıyorum," dedim. Erkeğin tüm mevsimlerini bir arada yaşamayı seviyorsunuz."

Kişisel yorumum: Burada geçen "erkeğin tüm mevsimleri" tabiri çok ilgi çekici ama iki cins için de geçerli olan ve karakteristik yapılarına göre sınıflandırıldığı zaman, birisini mevsimine göre sevmenin, sevdiğimiz kişileri mevsimine göre kategorilendirmenin içimizde oluşturacağı hazzı ve heyecanını yaşatacak cinsten bir betimleme.

"Bir insana yaşarken her şeyi, bütün söylemek istediklerini söylemelisin."