16.02.2022 / Kültür / Sanat / Genel

Özellikle çocuk serüvenlerini anlatan romanlarıyla en çok okunan ve sevilen ABD'li yazarlardan biri Mark Twain’den bambaşka bir yapıt.

Yaşlı bir adam ve genç bir delikanlı arasında geçen diyalog şeklinde yazılmış olan kitap, gerek sunuluş biçimi gerekse içeriği açısından Mark Twain’in diğer eserleri arasında farklı bir yere sahip.

Hayata dair birçok tecrübe edinmiş alaycı bir ihtiyarla, gençliğinin baharında, henüz yeterli deneyime ulaşamamış ve heyecanlı genç arasında geçen diyalogda, tıpkı Platon’un meşhur diyaloglarında ya da diyalog biçiminde yazılmış başka birçok eserde olduğu gibi, mevzubahis edilen konuların farklı perspektiflerden değerlendirilmesine şahitlik ediyoruz.

Konu olarak “insanın” ele alındığı eserde, insana ve insanın ne olduğuna dair kendi fikirlerini ortaya koyan ihtiyara karşı bir süre itiraz halinde olan genç delikanlı, bir süre sonra kendi sorgularını sorgulamaya başlıyor ve belki de kendimizi içselleştirdiğimiz o karakterde bizi de sorgulamaya itiyor.

Mark Twain İnsan Nedir

Hangi açıdan düşünürseniz düşünün, kendinizi bir karakterde bulacağınız “İnsan Nedir?” kitabı, sade ve akıcı anlatımı ile bir çırpıda bitirebileceğiniz ve kesinlikle kendinize değer katacağınız, kendinize dair bir şeyler bulabileceğiniz bir eser. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Satın almak için tıklayabilirsiniz.

Kitapta İlgimi Çeken Kısımlar

Yaşlı Adam: Altın insanlar, teneke insanlar vardır. Bakır, kurşun, çelik… Böyle devam eder. Hepsi doğalarının, kalıtımlarının, öğrenimlerinin ve çevrelerinin limitlerine tabidir. Bu metallerin her birinden, çalışan makineler inşa edebilirsin. Fakat zayıf olanların güçlü olanlarla eşit şekilde iş yapmasını beklememelisin. En iyi sonucu elde edebilmek için her seferinde eritme ya da arıtma gibi işlemleri kullanarak ona engel olan ön yargılarından, metali kurtarmalısın.

Yaşlı Adam: İnsanı bir şeyler yapması için harekete geçiren dürtü. Onu, bir şeyler yapmaya iten tek dürtü. Kendi ruhunu tatmin etme dürtüsü. Ruhunu tatmin edip onayını kazanma gerekliliği. Davranışı ilk önce ona yaramalı, aksi halde onu yapmayacaktır. Sadece başkası uğruna yaptığını düşünüyor olabilir fakat yanılıyor. En başta kendi ruhunu tatmin ediyor. Diğer insanın menfaatiyse, her zaman ikinci sırayı almak zorunda.

…Kanun şöyle, aklında tut: Bir insan, beşiğinden mezarına kadar asla, ilk ve en önemli amacı, kendi iç huzuru ve ruhsal rahatlığı olmayan tek bir şey bile yapmaz.

Vicdanımız, bizim de acı çekmeye başladığımız noktaya varıncaya kadar diğerlerinin maruz kaldığı sıkıntıları umursamaz. İstisnasız tüm durumlarda, bu bizi de rahatsız etmeye başlayana kadar, diğer kişinin acısına kayıtsız kalırız.

Biz (insanoğlu), yanıltıcı isimler verdiğimiz bazı niteliklerle kendimizi etiketledik. Sevgi, Nefret, Hayırseverlik, Merhamet, Cimrilik, Cömertlik vesaire… Yani, isimlere yanıltıcı anlamlar ekliyoruz demek istiyorum. Hepsi kendini tatmin etme ve memnun etme çeşitleri olmalarına rağmen, dikkatimizi gerçekten uzaklaştırmak için isimleri onları gizliyor. Ayrıca, hiç orada bulunmaması gereken bir kelimeyi de sinsice sözlüğe soktuk: Fedakarlık. Var olmayan bir şeyi tanımlıyor.

Fikir dile getiren kişi, her zaman ikinci el bir fikri dile getiriyordur.

İnsan beşiğinden mezarına, tüm uyanık geçirdiği zamanlarda eğitim altındadır.

İdeallerinizi, davranışlarınızdan aldığınız en büyük zevki bulacağınız zirveye doğru özenle yukarı, daha yukarı eğitin ki bu hem sizi memnun edip hem de komşularınıza ve topluma yarar sağlasın.