16.07.2022 / Kültür / Sanat / Genel

Norveç’in en çok okunan yazarlarından Erlend Loe’un çok sevilen eseri “Doppler”, “Volvo Kamyonlar” kitabıyla birlikte serileşiyor.

Geyiği Bongo ve oğlu Gregus ile ülke sınırlarını aşarak komşu ülke İsveç’e geçen Doppler, birdenbire yaşamına giren yaşlı ve isyankâr bir kadın ile takıntılı ve titiz bir adam sayesinde, hayatı “doğal bir şekilde” akışına bırakmak ya da eski günlerdeki gibi sorumlu davranıp başarıdan başarıya koşmak arasında bir seçim yapmak zorunda kalır.

Sanayi toplumunun ve 20. yüzyıl demokrasisinin Kuzey Avrupa’daki çöküşünü şaşırtıcı ve eğlenceli bir üslupla anlatan Erlend Loe, Volvo Kamyonlar’da “bunu yazan kişi olarak” kendisi için de bir pencere aralıyor, “çalışkan” okurlara ve eleştirmenlere “bizzat” içini döküyor.

Erlend Loe 20th century north europe democracy crisis

Fakat itiraf etmeliyim ki kitap, serinin ilki olan ve ana karakterimizle aynı ismi paylaşan “Doppler” kadar sürükleyici ilerlemiyor. Yazar, okuyucu için farklı bir üslup belirlerken, kendince önemsediği birçok önemsiz detayı fazlasıyla betimleyerek hikayede kopuşlar yaratıyor. Ayrıca ilk anlatıda fazlasıyla benimsediğimiz Bongo, ikinci kitabımızda kayıplara karışıyor. Ve bir beklenti içerisine girdiğimiz Gregus da, maceraya erkenden pes ediyor.

Her ne kadar ilk kitabın ardından biraz olsun hayal kırıklığına uğramış olsam da serinin üçüncü kitabı olan “Bildiğimiz Dünyanın Sonu”nu okumayı dört gözle bekliyorum diyebilirim.

Kitapta İlgimi Çeken Kısımlar

Bu olaydan sonra yüz körlüğü nedir diye merak edenler çıkrsa http://www.choisser.com/faceblind/sayfasında bu hastalığa dair daha fazla bilgiyi kendi tempolarında okuyabilirler. Araştırmak istemeyenlerse başka bir şey okuyabilir ya da şu güzel havada bir yürüyüşe çıkabilir belki.

Kişisel yorumum (K.y.): Bir önceki sayfada bir karakterin yüz körlüğü olmasından bahsediyor ve hakikaten merak edip araştırma gereği duymuştum.

Maj Britt, bilgisayar yardımıyla, kendince zararlı faaliyet olarak nitelendirdiği bir internet sitesi hazırlıyordu. Yavaş gidiyordu ama beceriyordu, sayfayı güncelleniyor, onu bunu protesto eden yazılar yazıyor, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar insanlar devrime teşvik ediyordu. Diyelim ki bu insanlar Sri Lanka'daydılar; Maj Britt onları dağa çıkmaya, çay toplayanların yaşama ve çalışma koşullarından ne kadar nefret ettiklerini göstermeye çağırıyordu. Neredeyse bedavaya çalışıyorlar, kabul edilemez koşullar altında yaşıyorlardı, başka bir yaşamı seçme şansları yoktu ve bütün bunlar, bir dahaki sefere hülyalar içnde demli bir çayla keyif yaparken, aklımızın bir köşesinde olmalıydı. Birilerinin bu çayı bize sağlamak için çalıştığını bilmemizi istiyor Maj Britt. Bizim için günün sakin, ufak bir kaçamağı olan bu çay, başkalarının cehennemiydi; bunun farkında olmamızı istiyor.

Yaşamın özünde haksızlık olduğunda, çarpıklıkların sonunun gelmeyeceğinden, evrenin yavaş yavaş genişlemesi gibi, çok önceden belirlenmiş bir tempoyla bu çarpıklıkların da her an büyüdüğünden, daha da çarpıklaştığından derin bir şüphe duymaktadır Maj Britt. Ve gerizekalılığından utanmaktadır. Her şeyin nasıl da birbiriyle ilgili olduğunu anlayabilmek için bu kadar yaşlanması gerektiğine şaşmaktadır.

İnsan toprağını asla satmamalı. Aristokrat anne babalar aristokrat çocuklarına bunu öğretir: Yenilenebilir kaynaklar satılabilir. Yani kütükler, balıklar, geyikler ve tahıl. Ama toprağın kendisi satılamaz. Ne yaparsan yap, toprağı asla satma diye belletirler. Sahip olmak soylu, satmak utanç verici bir şeydir. Bu böyledir.

Bazen bazı şeylerin birbiriyle bağlantılısı eğlenceli oluyor. Bazen de bazı şeylerin birbiriyle bağlantısı daha az eğlenceli oluyor ya da hiç eğlenceli olmuyor.

Manpower: Geçici veya daimi personel istihdam ve insan kaynakları danışmanlık çözümleri sunan bir şirket.

K.y.: İsveç'in İŞKUR'u gibi bir şey. Tanım erkek üzerine. Avrupalı feministler buna bu kadar takıyor mu acaba? (ima değil!)

Ama dükkan sahibi demir gibi sağlam çıktı, hiç hastalanmadı. Sağlıklı besleniyor. Her gün spor yapıyor. Ayrıca vitamin takviyesi alıyor. Aslında pek çok gereksiz vitamin kullanıyor. Batı'daki pek çok insan, normal bir beslenmeyle yeterli vitamin aldığından habersiz.

Bir de evin insana ihtiyacı olduğu kanısı çok saçma. Evin hiçbir şeye ihtiyacı yok. İnsanın insana olan ihtiyacı dışında her şey hikaye.