03.10.2022 / Eğitim / Genel

Kitle iletişim araçlarına ilişkin kuram ve modeller, Birinci Dünya Savaşı’nda propaganda amacıyla kullanılarak günümüze kadar uzanmıştır.

Yirminci yüzyılın başlangıcıyla kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması ve Birinci Dünya Savaşı'nda propaganda amacıyla kullanılmasıyla birlikte kitle iletişim araçlarına ilişkin kuram ve modeller de ortaya çıkmaya başlamıştır.

Bu gelişmenin yaşanmasında teknolojik ve toplumsal koşullardaki değişimler etkili olmuştur. Radyo, televizyon, sinema, basın, internet gibi kitle iletişim araçlarıyla gerçekleştirilen iletişim biçimi kapitalizmin gelişimine koşut biçimde on dokuzuncu yüzyılın sonlarında ortaya çıkmış ve toplumsal yaşam ve yeniden üretimin ayrılmaz bir parçasına dönüşmüştür.

Gelişen kapitalist pazarın reklam ve tanıtım ihtiyacı, kitle iletişim model ve kuramların tasarlanmasında etkili olan bir diğer sosyolojik gelişme olmuştur. Basın ve sonrasında radyoyla ilgili kitle iletişim araştırmaları 1920’lerde Avrupa ve Amerika’da egemen olan propaganda ve kamuoyu bağlamı içerisinde ekonomik ve siyasal koşullarla şekillenmiştir.

Geliştirilen ilk iletişim modelleri iletişim sürecini yalnızca ileti aktarımına indirgeyen ve kaynak-kod-kanal-mesaj-hedef kitle şeklinde doğrusal süreci kapsayan modeller olmuştur. Doğrusal veya matematiksel iletişim modelleri iletişim sürecini iletilerin aktarımı olarak görmüş; diğer sosyolojik, psikolojik, ekonomik ve tarihsel parametreleri hesaba katmamıştır.

Güçlü etkiler dönemi adıyla bilinen ilk dönemde iletişim süreci tek yönlü ve doğrusal olarak kurgulanmıştır. Tek yönlü bu modellere etkileşim, tepki, feedback (geribildirim), algıda seçicilik ve psikolojik etkenler de sonradan eklenmiştir. Genel anlamda kitle iletişim araçlarına bakış açısı süreğen bir şekilde farklılık göstermiştir. Güçlü etki döneminden sınırlı etkiler dönemine değin medya sosyolojik düzeyde tartışmalara konu olmuştur.

Kitle iletişim araştırmalarının ilk örnekleri genellikle politika, sosyoloji, psikoloji gibi farklı bilimsel disiplinlerden gelen araştırmacılar tarafından yapılmıştır. Bu çalışmalar kitle iletişim araçlarının toplum üstündeki etkilerini ölçmeye dönük çabaları yansıtmaktadır. İletişim araştırmalarının ilk dönemlerinde davranışçı yaklaşımının hâkimiyeti görülmektedir. Bu bağlamda Avrupa’da gelişen sanayileşme ve kapitalizm olguları kitle toplumunun oluşmasında etkili olmuştur.

İlk dönem kitle iletişim araştırmaları yeni bir toplumsal formasyon olan kitle toplumu üzerine odaklanmıştır. Yirminci yüzyılla birlikte milyonlarca okur, yazar ve seyirci ticari amaçlarla üretilen kültürel ürünleri tüketmeye başlamış ve bu durum evrensel kitle kültürünün yaygınlaşmasına neden olmuştur. Kitle ürünlerinin standartlaşmasında ve tek tipleşmesinde kitle iletişim araçları etkin bir rol oynamıştır. Kitle toplumu ve medya arasındaki bu bağ, kapitalist sistemin güçlenmesinde ve yaygınlaşmasında etkili olmuştur.

Kitle toplumunun gelişiminin yanı sıra İkinci Dünya Savaşında propagandanın etkin bir siyasal aygıt olarak kullanılması kitle iletişim araçlarına olan ilgiyi de artırmıştır. Örneğin, İkinci Dünya Savaşında Almanya kitle iletişim araçlarını propaganda amaçlı kullanarak kitleleri manipüle etmiştir. Dolayısıyla kitleleri kolaylıkla etkileyen kitle iletişim araçları, siyasi figürlerin ellerinde tutmak istedikleri önemli bir güç haline gelmiştir.

Bununla birlikte dünyanın hemen hemen her yerinde siyaset, toplum ve medya ilişkisi görülmektedir ve kitle iletişimi ile ilgili teoriler bu ilişki perspektifinde şekillenmiştir. Tarihsel süreçte bu ilişki göz önünde bulundurulduğunda İkinci Dünya Savaşında kitle iletişim araçlarının propaganda gücü anlaşılmıştır.

Gutenberg’den dijital çağa uzanan kitle iletişimi olgusu beraberinde gerek topluma etkileri, gerekse toplumsal alanda oynadıkları rol bağlamında birçok fikrin ve tartışmanın ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bugün, iletişim kuramı olarak adlandırılan ve iletişim bilimciler tarafından konuşulan bu kuramlar, dijital çağı anlamak adına da önem taşımaktadır.

Ayrıca yaşanan internet devrimiyle hız, anındalık ve etkileşim faktörleri iletişimin niteliğini bambaşka bir hale dönüştürmüştür. İletişimin devingen ve değişken doğası günümüz toplum yapısının bilgi çağı olarak adlandırılmasına neden olurken; iletilerin hızlı akışı toplumsal değişimi de beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda tarihsel süreçte medya ve toplum ilişkisi pek çok boyutuyla tartışılırken; gündelik hayat pratiklerinde ve sosyolojik dönüşümlerde medyanın rolü merkezi bir hale gelmiştir.

Bu sebeple iletişim kuramlarını bilmek ve anlamak için gösterilen çaba aynı zamanda toplumsal, siyasal, psikolojik, ekonomik ve kültürel değişimde medyanın oynadığı rolü idrak etmek anlamını da içermektedir. Öte yandan neredeyse vücudumuzun bir uzvu haline gelen iletişim araçları, yaşamımızın ayrılmaz bir parçasına dönüşmüştür.