08.08.2022 / Eğitim / Genel

Bilimsel düşünmede mantığın ilkelerinden yararlanmak her şeyden önce doğru biçimde düşünmek açısından zorunludur.

Bilim anlamsız bir uğraş değildir. Bir yöntem ve mantık çerçevesinde yürütülen bir etkinliktir. Mantıksız hipotez veya önermeler kurup bunları test etmek büyük zaman ve maliyet kaybına neden olacağı için bilim üretme sürecinin başlangıcında mantık ilkelerine uygun önerme veya hipotezlerden yola çıkmak gerekir. Bunun için Aristo’dan beri bilinen bazı mantık yasalarına uygun davranmak bilimsel yöntem bakımından zorunludur.

Bilim üretme sürecinde yararlanabileceğimiz dört mantıksal ilke vardır. Bunlar:

  • Özdeşlik (Aynılık) İlkesi
  • Çelişmezlik ilkelesi
  • Üçüncü Hâlin Olanaksızlığı İlkesi
  • Yeter Neden İlkesi

Özdeşlik ilkesi, bir varlığın değişmediği sürece hep aynı kalacağı ilkesidir. Çelişmezlik ilkesi ise herhangi bir varlığın aynı anda hem bir şey hem başka bir şey olamayacağı anlamına gelir. Üçüncü hâlin olanaksızlığı ilkesi, bir varlık ya kendisidir ya da kendisi olmayandır. Yeter neden (sebep) ilkesi, herhangi bir durumun gerçekleşmesi için belli bir durumun yeterli olması ilkesidir. Burada önce “mantık” kavramı, sonra da mantıklı düşünmenin temel ilkeleri üzerinde durulacaktır.

Mantık

Mantık, Arapça “söz”, “konuşma” anlamına gelen “nutuk” sözcüğünden türetilmiştir. Batı dillerindeki karşılığı ise “logic”tir. Eski yunanca logos sözcüğünden türemiştir. Logos; “akıl, düşünme, yasa, ilke, söz vb.” anlamlara gelir. Mantık, günlük yaşamda insanın ortak bir doğru etrafında uzlaşmalarının temel aracıdır. Doğru düşünmenin ilkelerini ortaya koyan pratik işlevleri olan bir disiplindir. Her şeyden önce doğru düşünmenin kurallarını belirleyerek, insanın tutarlı ve doğru düşünmesine yardımcı olur. İnsan mantık sayesinde zihninde birbiriyle çelişik düşünceleri düzenler. Mantık insana eleştirel bir düşünme kazandırır.

Mantık, doğru düşünmenin kaidelerini ortaya koyan formel bir bilimdir. Sadece zihin olayları üzerinde yaptığımız araştırmalarla, düşünmenin bilimini yapmış oluruz. Mantıkta ise gerçeğe ulaşmak amacı güdülür. Gerçeğe ulaşmak için zihnin gelişigüzel işlemesi yeterli değildir. Bunun için birtakım kaidelere uyması zorunludur. Bu kaidelerin dışına çıkınca yanılma riski kendini gösterir. İşte bu sebepten mantığa normatif bilim denir.

Mantığın iki bölümü vardır:

  • Genel mantık
  • Yöntem

Genel mantık, düşünülen şeyin aklın ilkelerine uygun olması için gerekli olan kaideleri araştırır.

Mantık olguların açıklanması ile değil, doğru düşünme kuralları ile ilgilenir. Mantık için düşünme, bir gözlem verisi olarak değil, bazı kurallara uygun yürüyüp yürüyememesi yönünden inceleme konusudur. Mantık, bilimdeki betimleme ve açıklama yerine bir tür değerlendirme işlemi kullanır. Başka bir deyişle düşünmenin geçerliliği ile ilgilenir. Hangi düşünme kalıplarının geçerli, hangilerinin geçersiz olduğunu gösterir. Mantık için önemli olan yargıların doğruluğu değil, yargılar arasındaki ilişkilerin doğruluğudur.

“Bütün insanlar ölümlüdür veya Sokrates bir insandır” gibi yargılarımızı dile getiren önermeler doğru veya yanlış olabilir; mantığın görevi bu önermelerin doğru veya yanlışlığını saptamak değildir. Bu tür olgusal önermelerin doğruluğunu saptama bilimlere ait bir iştir.

Mantık, böyle verilmiş bir veya birkaç önermeyi doğru sayarsak, başka ne gibi önermeyi daha doğru saymamız gerektiği sorusuna cevap verir. Nitekim mantık bize, yukarıdaki iki önermeyi doğru kabul ettiğimiz takdirde, “Sokrates de ölümlüdür” önermesini de doğru kabul etmemiz gerektiğini söyler. Bu tutarlılık yönünden zorunludur ve bu zorunluluk mantıksaldır. Bu sonuç mantığın bilim üretme yöntemi olmadığını, doğru düşünmenin anahtarı olduğunu gösterir.

Mantıklı “düşünme”, aklın işleyiş kurallarına uygun düşen bir düşünmedir. Eğer aklın düşünme ilkeleri olmasaydı insanlar arası anlaşma, uzlaşma hatta iletişim olanağı ortadan kalkardı. Demek ki biz saçma ile saçma olmayanı, mantıklı ile mantıksız olanı aklın ve mantığın işleyiş kurallarına göre belirleriz. Klasik mantık (Aristo mantığı) düşünmenin ilkelerini; özdeşlik ilkesi, çelişmezlik ilkesi ve üçüncü hâlin olanaksızlığı ilkesi olmak üzere üç ilkede toplar. Leibniz sembolik mantığı geliştirerek bunlara bir dördüncü ilke olarak yeter neden (sebep) ilkesini eklemiştir. Bu ilkeleri kısaca aşağıdaki gibi açıklayabiliriz.

Özdeşlik (Aynılık) ilkesi

Bu ilke, bir varlığın değişmediği sürece hep aynı kalacağı ilkesidir. Örneğin, “A, A’dır” şeklindeki ilke bir özdeşlik ilkesidir yani “bir şey ne ise yalnızca odur” yargısı bir özdeşliktir. Bir akıl yürütmede her kavram ve önerme kendisiyle aynı anlamda olmalıdır. Varlık (ontolojik) anlamda her nesne kendi kendisiyle özdeştir. Mantıkta ise dört büyük temel önermeden biridir. Her kavram kendi kendisiyle özdeştir; formülü: A= A; bir önermenin doğruluk değeri olduğu gibi kalır. Özdeşlik ilkesine göre, akıl yürütme sırasında bir terime hangi anlam verilmişse sonuna kadar o anlam korunmalıdır. Bir nesne başka bir nesneye benzeyebilir ancak onunla özdeş olamaz. “İnsan taştır” ifadesi özdeşlik ilkesine aykırı olduğu gibi, insana ait bir özelliğin başka bir nesneye verilmesi de bu ilkeye aykırıdır.

Çelişmezlik ilkesi

Herhangi bir varlığın aynı anda hem bir şey hem başka bir şey olamayacağı anlamına gelir. “Ağaç yeşildir”, aynı anda “ağaç yeşil değildir” ifadesi çelişmezlik ilkesine aykırı karşıt önermelerdir “A, -A değildir” (A, A olmayan değildir) şeklinde gösterilir. Örneğin “bir şeyin aynı anda hem bir yerde hem de başka bir yerde olduğunu” ileri sürmek çelişmezlik ilkesine aykırıdır. Bu önerme kısaca bir şeyin aynı zaman diliminde ve koşullarda hem kendisi hem başka bir şey olamayacağını gösterir. “İnsan hem ölüdür hem canlıdır”, “taş hem katıdır hem sıvıdır”, “insan hem çalışkandır hem tembeldir” olamaz. Bunlar çelişmezlik ilkesine ters düşen önermelerdir.

Üçüncü hâlin olanaksızlığı ilkesi

Bir varlık ya kendisidir ya da kendisi olmayandır. İfadesi, “A veya -A”dır şeklinde gösterilir. Bunun dışında üçüncü bir durum söz konusu olamaz. Örneğin; ayva sarıdır ya da sarı olmayandır. Burada “sarı” ve “sarı olmayan” tüm evreni ifade ettiği için üçüncü bir durum imkânsız olmaktadır. Kısaca bir şey ya vardır ya da yoktur. Bunun ortasının olamayacağı ilkesi üçüncü halin yokluğunu gösterir. Örnek, Tanju ya ölüdür ya sağdır, bunun ortası olmaz. 13 ya tek sayıdır ya da çift sayıdır vb.

Yeter neden (sebep) ilkesi

Herhangi bir durumun gerçekleşmesi için belli bir durumun yeterli olması ilkesidir. “Hiçbir yargı yeter neden olmadan doğru değildir”, biçiminde ifade edilen yeter neden ilkesi, bir düşünce ilkesinden çok, bir varlık ilkesidir. Bu ilkeye göre yeterli görülen neden, yargının doğruluğunun dayanağı olmalıdır. Örneğin, “bu balık suda yaşar” yargısının nedeni yani dayanağı “bütün balıklar suda yaşar” şeklindeki olgusal önermedir. Burada olgusal bir dayanaktan mantıksal bir ilkeye varılmaktadır.

Mantık üzerine buraya kadar ifade edilenlerden mantığın doğru düşünmenin ve bilim üretmenin temel aracı olduğu ve aşağıdaki yararları sağladığı anlaşılmaktadır:

  • Dilin doğru kullanılmasını sağlar,
  • Doğru ve tutarlı düşünme yeteneği kazandırır ve muhakeme gücünü geliştirir,
  • Bilimsel bilgi üretim sürecine yöntem oluşturur.

Aristoteles'e göre düşünme, insanı hayvandan ayıran en temel özniteliktir. Düşünme aklın bağımsız ve kendine özgü eylemidir.