26.07.2022 / Tarih / Genel

Araştırmacı-yazar Orhan Keleş, ortaya çıkardığı bir fotoğrafın 5 yaşındaki Atatürk’e ait olduğunu iddia ederek gündeme oturdu.

TV100 ekranında “Kayıt Dışı” programına katılan ve ailesinden birisinin kendisine ulaştırdığı bir fotoğrafı Atatürk’ün küçüklüğü diye lanse eden Orhan Keleş, bir anda tartışmaların odağı haline geldi. Bir kısım vatandaş fotoğraftaki çocuğun ve duruşunun Atatürk’ü çok andırdığını düşünerek gerçek olma ihtimali ile duygulanırken, diğer yandan bazı kesimlerden bunun inanılası bir şey olmadığına dair dikkat çekici noktalara değinildi.

Başta tarihçiler olmak üzere, bazı araştırmacılar ve ilgilileri tarafından detaylıca incelenen fotoğrafın, Orhan Keleş’in bahsettiği üzere 1885 tarihine ait olamayacağı yönünde aksi yönde iddialar ortaya atıldı. Sizler için bu iddialardan ayağı yere basan altısını derledik. İşte iddialar:

1) KALPAĞIN TARİHİ

Hepinizin muhtemelen şimdiye kadar duymuş bu iddia, kalpağın Osmanlı’da kullanımın 1910’dan sonra başladığı üzerine temellendiriliyor.

Kısaca bahsedecek olursak; yeniçeri ocağının kaldırılmasının ardından orduda radikal reformlar hazırlayan 2. Mahmut itibariyle Osmanlı’da kullanılmaya başlayan fes, 18.yy’a gelindiğinde üretimine yetişilemeyen bir ürün haline gelmişti. En ünlüsü Feshane fabrikası olmak üzere birkaç adet üretim tesisi kurulmasına rağmen yetişilemeyen talep karşısında, Avusturya’da üretilen fesler ithal edilmeye başlanmıştı.

1903 yılında 2. Abdülhamid orduda fes yerine kalpak kullanımını resmileştirmek istemişse de yenilikçilik düşmanları, din kisvesi altında baskı yaparak sultanı bu kararından vazgeçirmişlerdir.

2. Abdülhamid 1903 kalpak reformu

Fakat 2.Meşrutiyet sırasında Avusturya’nın beklenmedik bir anda Bosna’yı ilhakı sonrasında, yönetimi devralan İttihat ve Terakki, bu durumu Abdülhamid üzerinde bir baskı oluşturmak adına da protesto ederek, fes kullanımının yerine bir alternatif bulunması yönünde yayınlar yapmaya başladı.

Bu durum ve değişim yalnızca halk tarafından değil, Kurtuluş Savaşı’nın verildiği yıllarda Cumhuriyetin kurucu ekibi olan meclis tarafından bile kabullenilmekte zorlanıldı. Fakat bu dönemler itibariyle Kalpak kullanımı belirli bir kesim tarafından yaygınlaştırılmaya da başlanmıştı.

Konu ile ilgili daha detaylı bilgi için, Osmanlı tarihi araştırmacısı Doç. Dr. Mehmet Emin Elmacı’nın “Fes-Kalpak Mücadelesi” isimli makalesini okuyabilirsiniz.

Bu tarihi gerçeklikler baz alındığında, fotoğraftaki büyük küçük herkesin kalpak kullanımı, fotoğrafın 1885 yılına ait olduğu iddiasını zayıflatmaktadır. Her ne kadar bu iddiayı destekleyen araştırmacılar, kalpağın o tarihte giyilmesinin imkansız olduğunun da altını çizseler de böylesi bir kesinlik kabul edilemez. Sonuçta kalpak sıfırdan üretilmiş bir şey değildir ve her ne kadar yaygın olmasa da birilerinin bunu herhangi bir sebeple takmış olabileceği gerçeği göz ardı edilemez.

Atatürk olduğu iddia edilen 5 yaşındaki çocuğun kafasında neden kalpak olduğu sorusuna verilen yanıt ise şu şekildedir:

“O dönem Rumeli'de Çerkes mülteciler fazlalıktaydılar. Zübeyde Hanım da, Ali Rıza Bey'den sonra bir dönem Çerkes bir bey ile nikahlanmıştır. O sebeple, Atatürk’ün büyüdüğü çevrede bu tarz kullanımlar olabilir.”

Fakat bu iddiayı da destekleyen sağlam bir kaynak bulunmamaktadır.

2) AY-YILDIZLI KALPAK

Bu iddiaya göre de, 1885 yılında Atatürk’ün bir şekilde kalpak taktığı düşünülse de kalpağın üzerinde bulunan ay-yıldız yine de tarihi yalanlıyor. Bilindiği üzere tarihimizde kalpağına ilk ay iliştiren kişi Enver Paşa. Kullanılış tarihine bakıldığında ise fotoğrafın 1910’lardan sonra çekilmiş olabileceği iddiası güçleniyor.

İlk ay sembollü kalpağı kullanan Enver Paşa

3) DÖNEMİN GİYİM TARZI

Her dönemin ve her bölgenin kendine has modası olduğu bir gerçek. Bu iddia da, 1885 tarihli bir fotoğrafla, fotoğraftakilerin o yılın modasına uygun giyinmediği yönünde. 1885 yılında daha çok redingot ve yerel kıyafetlerin mevcut olduğunu söyleyen iddia sahipleri, kısa ceket, kravat, gömlek ve yeleğin bugünkü kullanımına daha yakın olduğunu ifade ediyor.

4) KEMAL İSMİNİ VEREN ÖĞRETMENİ

Hepimiz bu hikayeyi biliriz: Selanik Askeri Rüştiyesi'nde, oldukça başarılı olan Mustafa (Atatürk), sınıf başkanıydı ve üstün zekâsıyla matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Efendi’nin de dikkatini çekiyordu. Bir gün yanına gidip, “Benim adım da Mustafa, senin adın da Mustafa… Bundan sonra senin adın Mustafa Kemal olsun.” diyerek Atatürk’e yeni bir isim verdi.

İşte burada geçen hikayeye göre, Atatürk’ün 12 yaşlarında olması gerekiyor. Dolayısıyla, bu olay yaşanmadan 7 sene evvel, Mustafa Kemal’in ve hocası Mustafa’nın nasıl bir araya gelip de fotoğraf çekinmiş olabileceği büyük bir soru işareti oluşturuyor. Ha keza, Harp Okulu mezunu bir subay olan Mustafa Efendi’nin gerek yaş gerekse kılık kıyafet olarak da, fotoğraftaki yetişkinlerden biri olmadığını söylemek zor olmasa gerek.

5) NEDEN AİLE FOTOĞRAFI DEĞİL

18.yy’ın sonları ve 19.yy’ın başlarında fotoğraf teknolojisinin henüz yetersiz olması ve her koşulda erişilememesi dolayısıyla genellikle şanslı ve varlıklı aileler fotoğraf çekinirlerdi. Ve bu fotoğraflarda da genelde tüm aile bireyleri yer alsın isterlerdi.

Dolayısıyla, Mustafa Kemal’e ait olduğu iddia edilen bu fotoğrafta, (bildiğimiz kadarıyla) ailesinden hiçbir kimsenin olmaması şüphe uyandırmaktadır.

6) FOTOĞRAF ÇEKTİRMEK LÜKSTÜ

Yine bir üstteki madde konu alınarak söylenebilir ki, tarihte bilinen kaynaklara göre Atatürk’ün ailesi çok varlıklı değildi ve çevresel olarak da çok zengin bir ortamda büyümedi. Dolayısıyla, henüz yaygınlaşmamış, genelde devlet erkanı tarafından kullanılan ya da zenginlerin ulaşabileceği bir hizmeti, bir şekilde Atatürk’ün çocukluğunda görmüş olma ihtimali çok düşük görülmektedir.

SONUÇ

İddiaların birçoğu göstermektedir ki, mevcut fotoğrafın Atatürk’ün çocukluğuna ait olması pek muhtemel gözükmemektedir. Yine de birçok kesim tarafından çok hızlı benimsendiği bir gerçektir.

Daha önceleri de bildiğimiz kadarıyla, Troçki’nin ve Necip Fazıl’ın çocukluğu ile Mısır Prensi Faika’nın bebekliği üzerinden de Atatürk adına çıkarımlarda bulunulmuş fakat o görsellerin kaynağı kolayca bulunabildiği için bu asılsız iddialar istenildiği kadar etkili olmamıştır.

Daha önce Atatürk olarak sunulan çocuk resimleri, Mısır Prensi Faika, Necip Fazıl Kısakürek ve Troçki

Fakat bu sefer kaynağının kolay kolay bulunamayacağı bir fotoğrafla karşı karşıyayız.

Peki öyleyse veya değilse ne olur?

Bu yazıyı yazarken yaptığım araştırmalar sonucunda öğrendim ki, yıllarca ilkokul kitaplarında gördüğümüz ve Atatürk’ün babası diye bildiğimiz Ali Rıza Efendi görseli de sahteymiş mesela. Hatta Atatürk’ün hatıratlarında yer alan bir kısımda da geçiyor: Cumhuriyetin ilanından sonra bir araştırılmaya girişilmiş, kayda değer bir şey bulunamamış. En yakın ihtimalli bir görseli Mustafa Kemal’e getirmişler, iyice incelemiş ama “bu peder değildir.” demiş.

Ona rağmen biz yıllarca o görseldeki adamı Mustafa Kemal’in babası bildik. Hayatımızda ne değişti? Koca bir hiç doğrusu. Sadece bu örnek mi!? Tarihi dokümanlarda binlercesi var böyle. Kasti, yanlış anlaşılmalarla oluşturulan ya da istemsizce tahrifatına sebep olunmuş bir tomar bilgi var. Evet, belki kimisi hayati öneme sahip ama kimisinin ne şekilde doğru olduğunun hiçbir önemi yok.

Atatürkün 5 yaşındaki fotoğrafı

Ha keza bu çocuğun da Atatürk olup olmaması büyük bir ehemmiyete sahip değil. Duygusal açıdan bir zenginlik ama şimdiye kadar olmamasıyla zaten hiçbir şey kaybetmedik.

Fakat olaya farklı bir pencereden de bakılıyor; “güvenilirlik” ve “enformasyonel suistimal”…

Doğruluğu kanıtlanmamış bilgilerle heyecanlandırılan bir güruhun, sonrasında aksi iddialar sonucunda yarın bir gün kanıtlanmış bilgilere dahi şüpheyle bakabilmesine sebep olabilir deniliyor.

Evet, bir nebze haklılık payı mevcut. Fakat bunu da çözmenin kolay bir yolu var. Her söylenilene hemen inanmamak!