29.05.2020 / Din / Genel

Geceleri bir miktar kalkıp Kur’an’ı tetkik etmiyoruz. Bu yüzden, gündüzleri nerede ve ne kadar yanlış yaptığımızı bilmiyoruz.

Bir kopya vererek mevzuya girelim:

Kadir Gecesi takvimle değil, vahiyle bulunur. Kişi ne zaman ki istiğfar eder, mağfirete erer ve Rabbine dönerse, işte ancak o vakit Kadir Gecesi’ne kavuşur. Kadir gecesine ermek için ille de Ramazan Ayı beklenilmemeli, senenin herhangi bir gecesi, bu eylemlerle Kadir gecesine çevrilmelidir.

Şimdi de mevzumuzu etraflıca öğrenelim:

«İstiğfar Allah’tan bağışlanma dilemektir; yapılan yanlışlardan pişmanlık duymak ve bir daha yapmamak üzere hatalardan vazgeçtiğini samimiyetle Allah’a sunmak, bu sayede günahlardan kurtulup aklanmaktır.»[1]

«Mağfiret kökünden türeyen istiğfar, “kişinin kusurlarının bağışlanmasını Allah’tan talep etmesi” demektir. Bu talebin hem söz hem de fiille olması gerekmektedir. Aksi takdirde istiğfar, kişiyi yalancı durumuna düşürmektedir.

Allah’ın, kendisine karşı işlenen hataları affetmesi, kişinin hayata bağlanmasını sağlamakta, ebedî âlem hususunda ümitsizliğe kapılmasını önlemekte ve onu yapıcı bir psikolojiye yükseltmektedir. Bu konudaki ayetlerin genel muhtevasından anlaşılacağı üzere affedicilik geniş kapsamlı ilâhî bir vasıf olmakla birlikte, gerçekleşmesi insanda bulunması gereken bazı niteliklere bağlıdır. Bu vasıfların en başında iman gelir. Birçok ayette buna sâlih amel de eklenir.

İstiğfar / affedilme isteği, bir nevi tövbedir. Tövbenin kabul edilmesi için de bazı şartların yerine getirilmesi gerekmektedir.»[2]

Bu şartları, Kur’an’dan tespit ederek öğrenmeye çalışalım:

Kitabımızdan öğrendiğimize göre, Âdem babamız ile Havva anamız, Şeytan’ın vesvesesi ve zellesi / her ikisinin ayaklarını kaydırma neticesinde, onlar da tutkularına uymuşlar ve bir ilâhî yasağı işleyerek Rablerine isyanda bulunmuşlardır (20/117-121). Neticesinde de cennetten kovulmuşlar ama akabinde Rablerinden aldıkları kelimelerle yeniden Allah’ın razı olduğu kullar arasına kabul olunmuşlardır (2/37. 20/122).

Önce, bu söylediklerimizi şu iki ayetle göz önüne koyalım. Sonra da ayetlerde geçen kelime kavramının üzerinde duralım:

Bakara/37

Âdem Rabbinden birtakım kelimeler[3] aldı;

[Bu bilgilerle, kendisini artık Rabbine adadı].

[Allah da], tövbesini kabul etti bu yüzden.

Odur zaten, yönelişleri çokça kabul eden;

Odur çokça acıyan, çokça merhamet eden.

Tâhâ 122

Ama sonra Rabbi onu [yine kulluğuna] seçti; (Kelimelerle amel ettikten sonra: 2/37)

Tövbesini kabul etti ve onu (doğru) yola iletti.

Madem ki ana-babamızı yeniden Rablerinin razı olduğu mevkie döndüren kelimelerdir. Öyleyse kelimeler, istiğfarda bulunacak kişinin ilk öğrenmesi gereken şeylerdir.

Tefsirlerde, kelimelerin neler olduğuyla ilgili rivayetler bir haylidir. Bizim aktaracaklarımız o rivayetler değil, kelimeler ifadesinin tarifini veren ayetlerdir.

KELİME, BAKARA 75’DE “ALLAH’IN KELÂMI” OLARAK GEÇMEKTEDİR.

Bu ifadeyle, Tevrat ayetleri kast edilmektedir. Ayetler ise genellikle Rabbimizin ya haramları ya helâlleridir.

Bakara/75

Şimdi siz, hâlâ umuyor musunuz onların size inanacaklarını?

İçlerinden bir ekip, duyuyorlar / iyi biliyorlar Allah’ın kelamını;

Sonra, akıllarına da yattığı halde çarpıtıyorlar [Tevrat’ın anlamını]. (2/89, 109)

BAKARA 124’DE KELİMELER, HZ. İBRAHİM’İN ZİRVE BİR SABIRLA YERİNE GETİRDİĞİ İLÂHÎ GÖREVLERDİR.

Bakara/124

Rabbi İbrahim’i bazı kelimelerle imtihan ettiğinde / bazı görevlerle denediğinde,

İbrahim de bu imtihanı tamamladığında / o önerileri harfiyen yerine getirdiğinde,

[Rabbi] buyurdu: “Elbette seni tayin edeceğim insanlara önder;”

[İbrahim] dedi: “Zürriyetimden de, [neslimden de imamlar gönder].”

Buyurdu: “Sözüm zalimlere ulaşmaz / onları kapsamaz;

[Senin neslin de olsa, zalimler ahdime asla nail olamaz].”[4]

Ayetteki kelimeler ile yine ilâhî buyruklar kast edilmektedir. Bizim gördüklerimiz arasında şu müfessirler, ayete doğru olan manayı vermektedir.

Abdullah-Ahmet Akgül Meali: Emirler ve hükümler

Abdullah Parlıyan Meali: Buyruklar

Ali Fikri Yavuz Meali: Kelimelerle (emir ve yasaklarla)

Cemal Külünkoğlu Meali: Kelimelerle (emir ve yasaklarla)

Hasan Basri Çantay Meali: Kelimelerle (emirleriyle)

Hayrat Neşriyat Meali: kelimelerle (emir ve yasaklarla)

Mahmut Kısa Meali: Emir ve yasaklar içeren sözler

Muhammed Esed Meali: Buyrukları

Suat Yıldırım Meali: Emirler

Şaban Piriş Meali: Hükümler 

Ümit Şimşek Meali: Buyruklar ve yasaklar

Mustafa İslamoğlu Meali: İnsanı şiddetle sarsan ağır imtihanlar

«K-l-m kökünden türeyen tüm Arapça kelimeler “güç ve şiddet” ortak anlamına sahiptir (İbn Cinnî, el-Hasâis I, 13). Buradan yola çıkarak Hz. İbrahim’in sınandığı kelimelerin katlanılması güç, insanı şiddetle sarsan imtihanlar olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bunlar ateş, hicret ve kurban olarak sıralanabilir[5]

NİSÂ 46’DA KELİME, TEVRAT’TA YAZILI KUR’AN HAKKINDAKİ BİLGİLER VE KUR’AN KONUSUNDA YAHUDİLERE ÖNERİLEN TAVSİYELERDİR.

Nisâ/46

Yahudilerden bir kısmı: “Duyduk, [ama kulaklarımıza inanamayıp] isyan ettik;”

“Siz de dinleyin [lâkin pek de] kulak asmayın; [zira biz enine boyuna tetkik ettik].

“Gelin bize uyun / sizi biz güdelim” söylemleriyle, dil oyunlarına başvurarak,

Ve dine söverek / dinin içine çirkinlikler / üretimleri olan iftiralarını katarak,

Kelimeyi / ilâhî vahyi yerli yerinden oynatmaya / çarpıtmaya yeltenirler.

Oysaki: “Duyduk ve uyduk, gel sen de bu kitaba sımsıkı sarıl” deseydiler,

Kendileri için ne denli hayırlı ve ne kadar tutarlı olurdu; [keşke bilseydiler].

Lâkin onlar böyle söylemeyerek küfre daldılar;

Küfürleri sebebiyle de Allah’ın lânetine uğradılar.

Pek azı imanlıdırlar/çok azı bu lânetlenen kesimin dışında kaldılar.[6]

Bazı meallerden örnekler:

Abdullah Parlıyan Meali: Vahyedilmiş sözleri

Muhammed Esed Meali: [vahyedilmiş] sözleri

Cemal Külünkoğlu Meali: (Tevrat'taki) kelimeleri

«Yahudiler Allah’ın kendilerine gönderdiği kitabı tahrif etmiş, kelime ve cümlelerin yerlerini değiştirmiş, manalarını saptırmış, gerçekleri ve bu arada Hz. Peygamberin geleceğini müjdeleyen kısımları örtmüş, bozmuş ve inkâr etmişlerdir.»[7]

EN’ÂM 34’DEKİ “ALLAH’IN KELİMELERİ”, ALLAH’IN ÖTEDEN BERİ VERMİŞ OLDUĞU HÜKMÜ / BAZI OLAYLAR HAKKINDA ALMIŞ OLDUĞU DEĞİŞMEZ KARARI ANLAMINA GELMEKTEDİR.

En’âm/34. Bkz. Fâtır 4-10

Yalanlanmıştılar elçiler, senden evvelce de;                   

Yalanlanmaya ve ezaya sabrettiydiler yine de.

[Rasül ve müminler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diye beklediler inayet];

Erişti [en dar zamanlarında] yardımımız, [eziyet çeken kişilere] en nihâyet;

Yoktur Allah’ın kelimelerini değiştirebilecek biri, [Onu vazgeçirebilecek sözünden];[8]

Nitekim bir kısmı sana bildirildi zaten, elçilerin kıssalarından / bu tür öykülerinden.

Bazı meallerden misaller:

Ahmet Tekin Meali: Allah'ın sözlerini, kanunları

Bahaeddin Sağlam Meali: Allah’ın yasaları

Diyanet Vakfı Meali: Allah'ın kelimeleri (kanunları)

Edip Yüksel Meali: Allah’ın sistemi

Mahmut Kısa Meali: hiçbir güç, Allah’ın kanunları

«Ayette, daha önceki peygamberlerin de yalancılıkla itham edildikleri, fakat onların, Allah’ın yardımıyla zafere ulaşıncaya kadar bu yalanlamalara, hatta uğradıkları eziyetlere sabırla göğüs gerdikleri haber verilmekte, böylece Resûlullah hem teselli edilmekte hem de dolaylı olarak geçmiş peygamberlerin bu olumlu tutumlarını örnek alması istenmektedir. Ayetin “Allah’ın sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur” mealindeki kısmında geçen “kelimeler”den maksat, inkârcıların menfi ve haksız tutumlarına rağmen görevlerini sabır ve metanetle yerine getirmeye çalışan peygamberlere, sonunda Allah’ın “zafer” vereceği yönündeki vaadidir. Ayette, bu vaadin Allah’ın hiç değişmeyen bir kanunu olduğuna işaret edilmiştir.»[9]

EN’ÂM 115’DEKİ “RABBİNİN KELİMESİ” İFADESİ İLE KAST EDİLEN, KUR’AN-I KERİM’DİR.

En’âm/115

Rabbinin kelimesi, doğrulukça ve adaletçe tamamlanmıştır;

(Aslına sadık olarak yerine ulaşmış ve adaletle uygulanmıştır).[10]

Yoktur o kelimeleri değiştirebilecek;

[Bunların ayarında ilkeler getirebilecek].

O her şeyi duyan / işitendir;

Her şeyi iyiden iyiye bilendir.

Bazı meallerden misaller:

Ahmet Tekin Meali: Rabbinin sözü, Kur’an, şeriatın kuralları, Allah'ın koyduğu, sosyal, siyasî, ekonomik ve idarî düzen, haklar ve sorumluluklar, Allah'ın peygamberine yardımı ve zaferler, mükâfat ve ceza ile ilgili bilgiler, ibret verici kıssalar

Abdullah-Ahmet Akgül Meali: Rabbinin sözü (Kur’an’ın hükmü) … Kur’an O’nun kelâmıdır).

Ali Fikri Yavuz Meali: Rabbinin emir ve yasakları

Bahaeddin Sağlam Meali: Rabbinin yasaları

Diyanet İşleri Meali (Yeni): Rabbinin kelimesi (Kur’an)

Hayrat Neşriyat Meali: Rabbinin sözü (emir ve yasakları)

Kadri Çelik Meali: Rabbinin sözü (dini

Mehmet Türk Meali 115. Ayet Açıklaması: Hiç kimse, Rabbin sözünü / Onun hükümlerini kaldırıp yerine daha doğru ve adaletli hükümler koyamadığı gibi, Onun hükümlerinin benzerini de getiremez. Öyleyse Onun hükümlerini bırakıp başka hükümler arama şaşkınlığına, düşülmemelidir.

Ahmet Varol Meali 115. Ayet Açıklaması: Rabbinin sözü / Rabbin Kitabı’nda bildirilen hükümler ve haberler hem kesinlikle doğrudur ve hem de adalete tamamıyla uygundur.

Ümit Şimşek Meali 115. Ayet Açıklaması: “Rabbinin sözü” Kur’an veya Allah’ın Kur’an’da bildirdiği haber ve vaatlerdir.

«Sıdk, “sözde ve işte doğruluk, dürüstlük, gerçeğe uygunluk”; adl de “bir sözün veya işin yerli yerince, hak ve hukuk kaidelerine uygun olması; hiçbir zulüm, haksızlık ve aşırılık unsuru taşımaması” demektir. Ayette, Allah’ın sözünün yani kelâmının, belirtilen değerleri eksiksiz taşıdığı ve bu niteliklerini değiştirmenin de mümkün olmadığı vurgulanıyor.

Nitekim Râzî de, “Kur’an bahislerinin haber bildiren ve yükümlülük getiren ayetler grubuna ayrıldığını ve bir ayetin konusu haber grubuna giriyorsa Allah’ın kelâmı doğruluk ve gerçeklik bakımından; eğer yükümlülük grubuna giriyorsa adalet bakımından eksiksiz ve mükemmeldir. Bu, son derece güzel bir tespittir” demektedir.

Ayette Allah kelâmının, diğer bütün üstün nitelikleri kapsayan şu dört temel niteliğine de işaret edilmiştir: Tam ve mükemmel oluşu, doğru ve gerçek oluşu, âdil oluşu, değiştirilemez ve tahrif edilemez oluşu.»[11]  

A’RÂF/158’DEKİ KELÂMÜLLAH / ALLAH’IN KELİMELERİ İFADESİ, ELÇİYE BİLDİRİLEN KUR’AN ANLAMINA GELMEKTEDİR.

A’râf/158

De ki: Ey insanlar! Ben kesinlikle Allah’ın elçisiyim;

Onun, hepinize birden gönderdiği [son nebisiyim].

O öyle bir Allah’tır ki, gökler ve yer Onun mülküdür;

Ondan başka hak ilâh yoktur; varlıkları O yaşatır, O öldürür[12]

İman edin hemen Allah’a ve Onun ümmî nebisi olan elçisine!

O ümmî nebi kendisi de iman eder, Allah’a ve her kelimesine.

[İnsanlar]! Uyunuz ki O’na,

Erişebilesiniz Allah’ın yoluna. 4/69, 80

TEVBE/6’DAKİ KELÂMÜLLAH İFADESİNİN, KUR’AN VE AYETLERİ OLDUĞU BESBELLİDİR.

Tevbe/6

O müşriklerden biri senden sığınma hakkı isterse, oluver ona sığınak!

Bir de bakmışsın ki o sığınmacı, Allah’ın kelâmına kesilivermiş kulak.

Sonra da onu, kendini güvende hissedebileceği bir yere bırak!

Böyle davran[13] [sığınmacılara ki, nasip olur belki hakikati kavramak].

Çünkü [henüz gerçeği] bilmeyen bir ekiptir kendileri;

[Hatalarından dönebilirler, edindikçe doğru bilgileri].

Bazı meallerden örnekler:

Abdullah-Ahmet Akgül Meali: Allah'ın kelâmı (Kur’an’ın hakkaniyeti, adaleti ve İslam’daki insan hakları ve hürmeti

Ahmet Tekin Meali: Allah'ın dini İslâm ile ilgili, hayır ve şer ile ilgili bilgi

Cemal Külünkoğlu Meali: Allah'ın kelâmı (Kur'an')ı

TEVBE 40’DAKİ KELİMETÜLLAH KELİMESİ DE KUR’AN’IN AYETLERİDİR. MÜFESSİRLER, ALLAH’IN HÜKÜMLERİ, DÜZENİ, DİNİ VE DAVASI OLARAK ÇEVİRMİŞLERDİR.

Tevbe/40

Yardım etmezseniz, [desteksiz mi kalır sanki peygamber];

Allah Ona mutlaka hep yardım etti, [yine eder, yine eder].

Kâfirler, iki kişiden biri olarak onu yurdundan çıkardıklarında,

Bu ikisi, [Sevr isimli] mağaranın içerisine sığındıklarında,

Demişti ki arkadaşına: “Üzülme,

Çünkü Allah bizimle!”

Derken Allah, O’na sekînetini indirdi / O’na iç huzuru verdi;[14]

O’nu, göremediğiniz [kendisine has][15] askerlerle destekledi. 9/26. 33/9.

Kâfirlerin kelimesini / ideolojilerini, pek değersiz bir hâle getirtti;

Allah’ın kelimesine gelince, ki o zaten en yücedir; [onu iyicene yükseltti].[16]

Allah’tır, tüm işlerinde mükemmel olan;

Her hükmünde, üstün hikmetler bulunan.

Meallerden bazı misaller:

Abdullah-Ahmet Akgül Meali: İnkâr edenlerin de kelimesini (inkâr sözlerini ve küfür-sömürü sistemlerini) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi (Kur’an kelâmı ve ahkâmı), en yüce olandır. Allah Üstün ve Güçlüdür, Hüküm ve Hikmet sahibidir.

Ahmet Tekin Meali: Allah'ın koyduğu düzen

Suat Yıldırım Meali: Kâfirlerin kelimesini / davasını alçalttı. Allah'ın kelimesi / dini ise zaten yücedir.

«Ayette, Allah’ın sözünün yani İslâm mesajının hep en yüce kalacağı ve inkârcıların iddialarının eninde sonunda boşa çıkacağı müjdesi verilerek İslâm meşalesinin söndürülebileceği endişesine mahal bulunmadığının altı çizilmiş, diğer taraftan da iman mücadelesinde asla gevşek davranmaksızın sorumluluk bilincinin daima zinde tutulması için çağrıda bulunulmuştur; bu iki husus, İslâmiyet’te Allah’a dayanıp güvenme ruhunu hiç kaybetmeksizin kul planında herkesin üzerine düşeni yapması ve bu dengenin daima korunması gerektiğine dikkat çekme açısından oldukça manidardır. “Allah’ın sözü” diye çevirdiğimiz “kelimetullah” tamlamasına, “Allah’ın dini, birliği, kelime-i tevhid” (Taberî, X, 137), “O’nun İslâm’a çağrısı” (Zemahşerî, II, 152-153) gibi manalar da verilmiştir.»[17]

KEHF 27’DE, KELİMELERİN, VAHYEDİLEN AYETLER / GELENEKLER / İLKELER OLDUĞU BESBELLİDİR.

Kehf/27              

Tilâvet et/izle ve ilet[18] Rabbinin Kitabından sana vahiy edilenleri!

Değiştiremez hiçbir kimse, Allah’a ait olan [şanlı şerefli] kelimeleri.

[Sakın ha! Kelimelerimizden bir nebzecik dahi ayrılmaya kalkarsın]; 17/73-75, 86

[Bunu yaparsan], Allah’tan başka sığınabilecek bir merci bulamazsın.

«Hz. Peygamber müşriklerin sorularına cevap verdikçe onlar yeni sorular sorup yeni isteklerde bulundular. Dinde, kendilerinin ve atalarının âdetlerini ve inançlarını destekler nitelikte bazı değişiklikler yapmasını istediler. Söz konusu ayet, onların bu tür isteklerini reddetmek üzere inmiş ve Resûl-i Ekrem’e, kendisine vahyedileni okuması ve ona uyması emredilmiştir. Böylece ona şu husus bildirilmiş oluyordu: Peygamber ancak kendisine vahyedileni okumak ve onunla amel etmekle mükelleftir. O, Allah’ın kelimelerini değiştirmeye yetkili değildir. Vahye uymaz ve onunla amel etmezse Allah’ın azabından kurtulup sığınacak bir yer bulamaz.»[19]  

KEHF 109’DAKİ VE LOKMAN 27’DEKİ “KELİMELER” İFADESİ, KUR’AN’DAN ELDE EDİLEN BİTMEZ TÜKENMEZ İLİMLERDİR.

Kehf/109

De ki: [Tamamen] mürekkep olsa [olan bilen tüm] deniz,

[Onların hepsiyle] Rabbimin sözlerini yazmak isteseniz,

Hatta bir o kadar mürekkebi daha üzerine ilâve etseniz,

Yine de tükenmezdi asla, Rabbime ait olan kelimeler;

[Ama] Rabbimin sözleri tükenmeden, tükenirdi denizler. 31/27

Bazı meallerden misaller:

Abdullah-Ahmet Akgül Meali: Rabbimin kelimelerini (sonsuz bilgi hazinesini, Kur’an’ın işaret ettiği hikmet ve hakikatleri

Cemal Külünkoğlu Meali 109. Ayet Açıklaması: Allah’ın sözlerinden maksat, O’nun ilmi ve hikmetidir.

Diyanet Vakfı Meali 109. Ayet Açıklaması: Bu ayette Allah’ın sözlerinden maksat, O’nun ilim ve hikmetidir.

Hayrat Neşriyat Meali: Rabbimin (ilim ve hikmetinin) kelimeleri

Mahmut Kısa Meali: Rabbimin sonsuz ilim ve hikmetini gözler önüne seren kelimeleri

Kur’an Yolu Tefsiri: «Allah’ın sözlerinden maksat O’nun ilim ve hikmetidir.»  

Lokman/27

Yeryüzünün tümünde ne kadar ağaç varsa hepsi kalem olsalar,

Deniz, arkasından yedi deniz daha mürekkep [olarak kullanılsalar],

Yine de tükenmez Allah’ın kelimeleri; [bu malzemeyle yazılmaya kalkışılsalar].[20] 18/109

Elbette ki Allah her işinde mükemmeldir;

Her kararında tam bir isabet kaydedendir.

Bir örnek:

Mahmut Kısa Meali: Allah’ın ilim ve hikmetini gözler önüne seren, yasa ve yazgılarını ifade eden kelimeleri.

FÂTIR 10’DAKİ “YÜKSELEN GÜZEL KELİMELER”, NEDAMETLER, TÖVBELER VE ARTIK TERK EDİLMEYİP İŞLENEN SÂLİH AMELLER OLABİLİR.

Fâtır/10. Bkz. En’âm/34.

Her kimin ki istediği şereftir / itibardır,

Şerefin başat kaynağı,[21] doğruca Allah’tır.

Ona, anca hoş kelime tırmanır; (Takvâ kelimesi: 48/26)

Katına, safi sâlih eylemler varır.[22]

Çirkin entrikalar çevirenlere, şiddetli azap hazırlayacaktır;

Onların tuzakları hiçe çıkacak/Allah tarafından bozulacaktır. (8/30. 10/21. 13/42. 14/46. 27/50-51. 35/43)

«Birçok müfessir “güzel söz”den maksadın, başta kelime-i tevhit olmak üzere Allah’ı anma ve yüceltme manası içeren her türlü tespih, tehlil, Kur’an tilâveti, dua ve istiğfar gibi sözler [eylemler] olduğunu kaydeder (meselâ Zemahşerî, III, 270). İyiliği teşvik, kötülüğü engelleme gibi “iyi, temiz ve güzel” vasfına uyan başka sözleri de bu kapsamda düşünmek uygun olur (Şevkânî, IV, 390). “O’na yükselir” ifadesinden maksat, Allah’ın bunları kabul etmesi veya yazıcı meleklerin yazdıklarıyla yükselmeleridir (Şevkânî, IV, 390).»[23]

Kur’an yolu tefsirinden alıntıladığımız şu cümleler, “yükselen hoş kelime” ifadesinin, Allah’a yönelme, bağışlanmayı dillendirme ve kötü işlerden temizlenip iyi işlere yönelme olarak yaptığımız   tespitimizi desteklemektedir.

ŞÛRÂ 24’DEKİ “KELİMELER” İFADESİNİN DE ADRESİ DEĞİŞMEMEKTEDİR. 

Şûrâ/24. Bkz. Yunus 81-82

[Kendi uydurduğu] yalanı mı attı diyorlar, Allah’ın üzerine?

[Öyle olsaydı], Allah dilerse mühür basıverirdi senin kalbine. 69/44-47

Allah, bâtılı [hitabıyla] silip süpürüverir;

Hakkı, kendi kelimeleriyle gerçekleştirir. 10/82

Doğrusu O, göğüslerin en mahrem sırlarını bilir.

Meallerden bazı misaller:

Ahmet Tekin Meali: Hak kitap Kur’an

Ali Fikri Yavuz Meali: İndirdiği kitap

Bahaeddin Sağlam Meali: Kelimeleri (yasaları)

Mahmut Kısa Meali: Gönderdiği apaçık delilleri

Suat Yıldırım Meali: İndirdiği kitap

Ümit Şimşek Meali: Sözleriyle (vaatleriyle, vahiyleriyle, emirleriyle, kaza ve kaderiyle, hükümleriyle, yasalarıyla) gerçeği ortaya çıkarır.

FETİH 15’DE ALLAH’IN KELÂMI, BİR KONUDA ALDIĞI KARAR / VERDİĞİ HÜKÜMDÜR.

Fetih/15

[Müminler! Sizler artık] ganimet vaat eden bir savaşa çıktığınızda pek yakında,

[Evvelce] cephe gerisinde[24] kalanlar derler [o vakit]: “Peşinize takılalım, bizi bırakın da.”

Allah’ın kelimesini / emrini [bu şekilde] değiştirmek isteyecekler, [değişmez göreceksiniz].[25]

De ki: “[Evvelce bahane üretmiştiniz], bu kez sizler bizimle beraber asla gelemeyeceksiniz;

(Zira) Allah, (ganimet hususunda)[26] böyle buyurmuştu önceden.

Diyecek ki onlar: “Bizi kıskanıyorsunuz / çatlıyorsunuz hasetten.”

[Yoo! Mesele öyle çekememezlik meselesi değildir];

Aksine, kendileri pek kıt akıllı / anlayışsız kimselerdir.

«Hz. Peygamber Hudeybiye’den dönünce bir iki ay kadar Medine’de kalmış, hicrî 7. yılın başında, kuzey bölgesinin güvenliğini bozan Hayber Yahudilerini egemenliği altına almak üzere buraya bir sefer düzenlemiştir. Üslûptan anlaşıldığı üzere bu ayetler indiğinde henüz Hayber seferine çıkılmamıştı. Allah Teâlâ hem yakında düzenlenecek bir seferi ve bu seferin zaferle sonuçlanacağını, Müslümanların ganimet elde edeceklerini bildirmekte hem de Hudeybiye seferine, meşru mazeretleri bulunmadığı halde katılmamış olan gruplara bu sefere de katılamayacaklarını tebliğ etmektedir. Bu emir ve talimat ayette “Allah’ın sözü” olarak ifade edilmiş ve onlar istese de değişmeyeceği bildirilmiş; Hayber Savaşı’na, Habeşistan’dan dönen muhacirler dışında, yalnızca Hudeybiye seferine katılanlar iştirak etmişlerdir.»[27]  

TAHRİM 12’DE “RABBİNİN KELİMELERİ” İFADESİ, VAHYİ / EMRİ / HÜKÜMLERİ ANLAMINA GELMEKTEDİR.

Tahrîm/12

İmran’ın kızı Meryem de [teşkil eder müminelerin örneğini];[28]

O (Meryem) ki, korudu namusunu / korudu iffetini.

Biz de üfledik ona vahyimizden[29] / ruhumuzdan; 21/91

O da tasdik etti Rabbinin hem kelimelerini hem de ne varsa kitaplarından;

Zira idi o, Allâh’ın iradesini gerçekleştirmek için el pençe divan duranlardan.

Meallerden bazı örnekler:

Ahmet Tekin Meali: Rabbinin kanunlarını, mûcizelerini, kudretinin delillerini

Ali Fikri Yavuz Meali: Rabbinin bütün dinî hükümlerini

Bahaeddin Sağlam Meali: O, Rabbinin yasalarını

Hayrat Neşriyat Meali: Rabbinin kelimelerini (hükümlerini)

Mahmut Kısa Meali: Rabbinin buyruklarına

«Mukâtil, ayetteki "kelime" ile, Hz. İsa'nın kastedildiğini söyler. Evet Hz. İsa, Kur’an’ın birkaç yerinde ama tekil kiple "Allah’ın kelimesi" olarak adlandırılmıştır. Oysa buradaki ifade, “Rabbinin kelimeleri” şeklinde çoğul olarak kullanılmıştır.

Ebû Ali el-Farisî, (kelimeler) sözüne, sözün ötesinde, "konulan ilahî kanunlar" manasını vermiştir. Buna göre ayetin manası: "Allah'ın kanunlarını tasdik etti, onlara yapıştı; Allah'ın hitaplarını tasdik etti, yalanlamadı" şeklinde olur. Çünkü şeriat kanunları (kelimeler) diye adlandırılmıştır. Nitekim Hak Teâlâ Bakara, 124’de, "Hani Rabbi İbrahim'i birtakım kelimeler ile imtihan etmişti" buyurmuştur.»[30]

 

Mevzuyu mecburen çok uzattık. Kısaca toparlayalım:

İstiğfar / mağfiret / bağışlanma talebinde bulunmak için en elverişli zaman seher / sahur vakitleridir. Günahlara bulaşmak istemeyen veya bulaştıysa işlediği suçtan arınmak isteyen kişinin, kelimeleri bilmesi gerekmektedir. Kelimeler de, bize yapmamız veya bırakmamız gereken fiilleri bildiren ayetlerdir.

Ayetleri yani Allah’ın dinini / hükümlerini / helâllerini ve haramlarını öğreneceğiz. Öğreneceğiz ki, Rabbimizin bizden neler istediğini bileceğiz.  Bileceğiz ki, iyi olarak bildirdiği eylemlere yöneleceğiz. Kötü olarak bildirdiği tüm fiilleri ise terk edeceğiz.

Tövbeyi / Allah’a yönelmeyi, işte ancak bu şekilde böylece gerçekleştirebiliriz. Cenneti ancak bu şekilde elde edebiliriz ve Allah’ın cemaline ancak bu şekilde kavuşabiliriz.

Hakiki tövbenin nasıl olması gerektiğini yetkili ağızlardan öğrenerek sohbetimizi bitirelim:

«Tövbe, “geri dönmek, dönüş yapmak” anlamındadır ve “dinde yerilmiş şeyleri terk edip övgüye lâyık olanlara yönelme” biçiminde tanımlanır.

Kur’an-ı Kerîm’de tövbe kavramı seksen sekiz yerde geçmekte, otuz beş yerde Allah’a, diğerlerinde insanlara nispet edilmektedir (M. F. Abdülbâki, el-Mu’cem). Tövbenin ve anlam yakınlığı içinde bulunduğu rücû, inâbe, evbe, gufrân ve af kavramlarının kullanılışı göz önünde bulundurulduğunda?, tövbenin bezm-i elestte Allah ile kul arasında yapılan ahdin tazelenmesini veya her insanın fıtrat çizgisine dönmesini ve onu korumasını ifade ettiği anlaşılır. Çünkü kul, selim fıtratında mevcut ahit şuurundan zaman zaman uzaklaşmakta veya bunu tamamen unutmaktadır. Ahit ilişkisi, Kur’an-ı Kerîm’e göre güven, sevgi ve dostluk esasına dayanmaktadır (el-Bakara 30, 257; el-Mâide 54; el-Enfâl 34). Kişinin işlediği kötülükler Allah Teâlâ ile iman arasındaki bu bağı zedelemekte, her zaman vaadini ve ahdini yerine getiren yüce yaratıcıdan onu uzaklaştırmaktadır. Tövbe, işte bu uzaklaşmaya son verme çabasıdır.

İlâhî rahmetin genişliğini ifade eden birçok rivayet, tövbenin Allah ile mümin arasındaki dostluğun devamını sağlayan bir vasıta olduğunu gösterir.

Tövbe imanın bir tezahürüdür; bezm-i elestte Allah’a verilen sözün hatırlanması ve yapılan ahdin tazelenmesidir; Kur’an’da işaret edildiği gibi (eş-Şems 9-10) nefsini kirlerden arındırma çabasıdır.

Tövbenin ilk şartı nedamettir. İkincisi tövbeye konu olan günahı terk etmektir. Üçüncüsü bir daha işlememeye karar vermek, o kötü işe tekrar dönmemektir (3/135).[31] Dördüncüsünü de artık iyi ameller işlemek suretiyle geçmişteki hataları telâfi etmektir.

Tövbenin makbul olması için öngörülen sâlih / iyi ameller işleme şartı, çeşitli ayetlerde yer almaktadır. Günahtan dolayı pişmanlık duyularak yapılan tövbeler için bazı ayetlerde amel-i sâlih, bazılarında halini düzeltme (ıslah) şartı zikredilir (bk. el-Mâide 5/39; Tâhâ 20/82).

Kabul edilen tövbe nasûh tövbesidir. “Hâlis ve samimi tövbe” anlamına gelen bu terkip, İmam Mâtürîdî tarafından “kişinin yaptığı kötülüğe kalben pişman olması, bir daha işlememeye azmetmesi, elini günahtan çekmesi, diliyle Allah’tan bağışlanma talep etmesi, daha önce günahla zevk kazandırdığı bedenini bu zevkten uzaklaşma yolunda kullanması” şeklinde açıklanmıştır (Te’vîlâtü’l-Kur’ân, V, 181).

Amel-i sâlihin bir ayette günahları giderdiği ifade edilirken (Hûd 114) diğer bir ayette kötülükleri iyiliklere çevirdiği belirtilmiştir (el-Furkan 70).

Âlimler, işlenen günahların tövbeden sonra amel defterinden silinmesi için tövbekârın bazı telâfilere girişmesinin gerektiğini belirtir.

Günahlar kul hakkıyla ilgili? olmayıp sadece ilâhî haktan ibaretse ve bunların içinde kazası mümkün farz ibadetler varsa bunlar telâfi edilmelidir.

Kul hakkına yönelik günahlara gelince, bu konuda asıl olan Hz. Peygamber’in şu talimatıdır: “Müslüman kardeşinin malına veya şeref ve namusuna yönelik günah işleyen kimse altın ve gümüşün bulunmadığı gün gelmeden önce ondan helâllik dilesin. O gün, dünyada kötülük yapan kimsenin sevapları varsa haksızlığı kadar alınıp mağdura verilir, yoksa onun günahından alınıp berikine yüklenir” (Müsned, II, 435, 506; Buhârî, “Rikak”, 48, “Mezâlim”, 10). Yapılan kötülükler helâllik sırasında hak sahibine haber verilir, rızasını alacak biçimde helâllik dilenir. Maddî veya manevi bir zarara yol açılmışsa o tazmin edilir. İşlenen kötülük kişinin haysiyet ve şerefine yönelik olup kendisinin haberi yoksa tercih edilen görüşe göre bunları bildirip onu üzmek yerine genel anlamda özür dileyerek bağışlanma istenir. Ancak kişinin gıyabında yapılan onur kırıcı konuşmaların aksinin aynı mecliste söylenip telâfi yoluna gidilmesinin gerekli olduğu şüphesizdir (Kadî Abdülcebbâr, s. 799; İbn Kayyim el-Cevziyye, s. 119-121). Hak sahibinin bulunamaması durumunda malî ödemeler vârislerine yapılır. Onların da bulunamaması halinde tercih edilen görüşe göre hak sahibi adına hayır yollarında harcanır veya devlete verilir. Gayri meşru yollarla işlenip şahsî hak niteliği taşımayan zina gibi günahlar da aynı hükme tâbidir (Kadî Abdülcebbâr, s. 799; İbn Kayyim el-Cevziyye, s. 216-220).

Tövbe konusu günahlar doğrudan insanlara, toplum hayatına yönelikse, bunların affa uğraması için mutlaka telâfi edilmesi gerekir. Meselâ bir yerde çalışan kişinin rüşvetle iş görmesi ya da yolsuzluk yapması durumunda haksız elde edilen bu kazancın hak sahibine iade edilmesi gerektiği gibi Hz. Peygamber’in şu beyanı da hatırlanmalıdır: “İslâm toplumunda güzel bir çığır açıp kendisinden sonra bu yolda iş görülen kimsenin amel defterine sonrakilere verilen sevabın aynısı yazılır; bunun yanında toplumda kötü bir çığır açıp sonraki dönemlerde ona göre davranılan kimse için de berikilere yazılan günahın aynısı yazılır (Müsned, IV, 357, 359-361; Müslim, “İlim”, 15, “Zekât”, 69).

İslâm’da kötü davranışlara ait cezaların bir amacı da ibret teşkil edip suç ve günahları ortadan kaldırmaktır. Tövbenin de böyle bir hedefi vardır. Buna göre sosyal hayatın bozulmasına yol açan günahların telâfisinin de sosyal bir nitelik taşıması gerekir. Tövbe edecek kimse haklarına tecavüz ettiği kişilerin haklarını iade etmeli, bu kişilerden alenen özür dilemeli ve kendisi gibi davranan kimseleri de uyarmalıdır. Emanet ve güven esasına dayalı olarak sosyal alanda ve kamu yönetiminde yetki ve sorumluluk üstlenen kimselerin suiistimalde bulunması Kur’an’da “hıyanet” kavramıyla ifade edilmektedir. Etkisi ve tahrip alanı çok geniş olan bu günahların tövbesi ve telâfisi imkânsız denecek kadar zordur.

Bazı İslâm âlimleri kısmî tövbe üzerinde durmuş, büyük günahlardan birinin terkedilip diğerinin sürdürülmesini zehrin birini bırakıp diğerini içmeye benzeterek bu konudaki tövbenin geçerli olmayacağını söylemiştir (Kadî Abdülcebbâr, s. 714-715).

Kur’an’da (Âl-i İmrân 90) iman ettikten sonra küfre saplanıp inkârda ısrar edenlerin tövbelerinin asla kabul edilmeyeceği belirtilir. Başka bir ayette (en-Nisâ 137) iman edip sonra inkâr edenler, sonra iman edip tekrar inkâr edenler ve nihayet inkârlarını arttıranların kesinlikle bağışlanmayacağı bildirilir.

Tövbenin kabulünü engelleyen hususlardan biri de onun yapılış anıdır. Kur’an-ı Kerîm’de Allah’ın kabul edeceği tövbenin bilgisizlik yüzünden işlenip hemen arkasından pişmanlık duyulan günahların tövbesi olduğu beyan edilmekte, ölüm sırasında yapılan tövbelerle imansız tövbelerin de bir işe yaramayacağı bildirilmektedir (en-Nisâ 17-18). Hz. Peygamber’den, ölüm sancılarının başladığı andan itibaren yapılan tövbenin kabul edilmeyeceğine dair hadisler rivayet edilmiştir (Müsned, II, 132, 153; İbn Mâce, “Zühd”, 30; Tirmizî, “Daavât”, 98).»[32]

«Fakihler tövbenin şartlarını şöyle sıralamıştır: Günahı hemen terk etmek, yapılan günahtan dolayı pişman olmak, ileride bir daha aynı günahı işlememeye azmetmek. Günah kul hakkını içeriyorsa hakkın sahibine geri verilmesi veya helâllik dilenmesi gerekir. Öte yandan bazı günah ve suçlardan tövbe etmek için kefaret şart koşulmuştur. Yerine getirilmemiş malî ibadetlerde tövbe, hakkın sahiplerine verilmesiyle gerçekleşir; meselâ ödenmemiş zekâtın veya kefaretlerin karşılığı ödenir. Kul haklarında hakkın sahibine iadesi imkân ölçüsünde yapılır. Çalınmış veya gasp edilmiş mal mevcutsa aynen iade edilir; mevcut değilse misli veya kıymeti verilir. Bu da mümkün değilse güç yetirildiği zaman hakkı sahibine ödemeye niyet edilmelidir. Eğer hak sahibi bulunamıyorsa fakirlere sadaka olarak verilip bulunduğu zaman sahibine kıymetini tazmin etmeye niyetlenmelidir. Kısas gerektiren bir suç işlenmişse fâil hak sahibine hakkını alma imkânını vermelidir. Zina ve şarap içme gibi Allah hakkı olan bir günahın işlenmesi durumunda pişmanlık duyarak bir daha aynı suçu işlememeye azmetmek yeterlidir.

Tövbenin hukukî sonuçlarının bulunduğu durumlarda tövbenin üzerinden bir müddet geçip kişinin halinin düzeldiğinin görülmesi de şart kabul edilmiştir.

Bazı fakihler tövbeyi üçüncü şahısların hakkını göz önüne alarak içten ve dıştan veya içsel ve hukuksal olmak üzere ikiye ayırmıştır. Birincisi Allah ile kul arasındaki tövbedir. O günahı işleyen hariç kimseye zarar vermemesi ve kul hakkını ihlâl etmemesi kaydıyla içki içmek ve yalan söylemek, namaz ve oruç gibi bedenî ibadetleri terk ve ihmal etmek gibi günahlardan tövbe bu kısma dahildir. Ancak yerine getirilmeyen namaz ve oruç gibi bedenî ibadetler tövbeden sonra kaza edilmeli, bazı durumlarda fidye ödenmelidir. İkincisi ise, kul hakkını ilgilendiren ve hukukî sonucu olan günahlardan tövbedir. Bu kısma giren tövbede ihlâl edilen hakkın iadesi, verilen zararın tazmini de şarttır. Meselâ fakirin hakkı olan zekâtı ödememek, başkasının malını gasp etmek gibi günahlardan tövbede hakkın sahibine iadesi gerekir.

Cinayetlerde, kısas ve diyet kul hakkı ağırlıklı cezalar sayıldığından, fakihler, öldürme ve yaralama suçlarının cezalarında, kısas yerine getirilmeden veya diyet ödenmeden sırf Allah’a niyazda bulunmanın tövbe hususunda herhangi bir etkisinin bulunmadığı konusunda ittifak halindedir.

“Kim bir mümini kasten öldürürse onun cezası, içinde devamlı kalmak üzere cehennemdir; Allah ona gazap ve lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır” ayetini (en-Nisâ 93) ve “Allah’ın bütün günahları affedeceği umulur; ancak kâfir olarak öleni veya bir mümini kasten öldüreni Allah affetmez” hadisini (Ebû Dâvûd, “Fiten”, 6) delil gösteren bazı âlimler, insan öldürmenin uhrevî cezasının dille yapılan tövbeyle düşmeyeceğini söylemektedir. Kul hakkı olan sövme ve darp etme gibi suçlar da hak sahibiyle helâlleşilmedikçe dille yapılan tövbe ile düşmez.»[33]

«Sûfîler yalnız dille yapılan tövbeye “yalancıların tövbesi” demişler ve bunun geçersiz bir tövbe olduğunu söylemişlerdir.»[34]

Nasıl istemiyorsak, sahte ürün tüketmek,

Öyle de istemeyelim, sahtekârca yönelmek.



[2] TDV İslâm Ansiklopedisi, 27. cilt, 313-314 MAĞFİRET, Müellif: ADİL BEBEK

[3] Kelime: Allah’ın mesajlarının her biri / bütün mesajları. Bkz: 3/39; 4/46; 5/13; 6/115. 14/24. 18/27, 109. 31/27. 42/24. 66/12. Ayrıca bkz: Kur’an Mesajı, 506, not: 36, M. Esed; Kur’an Yolu, 3/315.

[4] Bakara 134’ün dipnotuna bakınız

[5] Hayat Kitabı KUR’AN, Mustafa İslamoğlu

[6] Salih Parlak’ın yorumundan ilham alınarak, bu âyetin çevirisi 18. 10 2014’de tefsirselleştirildi.

[7] Diyanet Vakfı Meali 46. Ayet Açıklaması

[8] 10/64; 48/15; (6/114, 115; 22/15)

[9] Diyanet - Kuran Yolu - ENAM SURESİ 34

[10] (M. İslâmoğlu)

[11] Diyanet - Kuran Yolu - ENAM SURESİ 115

[12] İlâh kelimesinin anlamı, bu âyetle apaçık beyan ediliyor. Hak ilâh sadece Allah’tır. Zira şu güçler başkalarında yoktur.

[13] M. İslâmoğlu

[14] Âyet ve Hadislerle Meâl

[15] [48/4]

[16] Kelime için bkz: 3/39; 4/46; 5/13; 6/115

[17] Diyanet - Kuran Yolu - TEVBE SURESİ 40

[18] M. İslâmoğlu

[19] Diyanet - Kuran Yolu - KEHF SURESİ 27

[20] Ebû Osman Câhız, El-Beyân vettebyîn isimli 2 ciltlik hacimli bir eserinde, bütün boyutlarıyla [sadece] “Allah’ın insana öğrettiği beyân’ı (55/4) açıklamaya çalışır. {Kur’an’da Beden Dili, 200, Prof. Dr. Necati Kara}

[21] M. İslâmoğlu

[22] “(İzzet ve şerefe, ancak tevhid inancıyla, iyi ve yararlı işler yapmakla ulaşılır)” {Yüce Kur’an}.

[23] Diyanet - Kuran Yolu - FATIR SURESİ -10

[24] Ahmet Tekin

[25] Değişmez: 48/23

[26] İkisi de: (M. İslâmoğlu)

[27] Diyanet - Kuran Yolu - FETİH SURESİ - 48.15

[28] [43/57]

[29] 17/85

[30] Fahreddin Razi - Tefsiri Kebir - TAHRİM SURESİ - 66.12

[31] Günahı tekrar işlememe hususu, Allah’ın mağfiretine kavuşmak için Kur’an’da şart koşulmuştur (Âl-i İmrân 135).

[32] DİA, cilt: 41; sayfa: 280-283, [TÖVBE - Bekir Topaloğlu]

[33] DİA, cilt: 41; sayfa: 284, [TÖVBE - Emine Gümüş Böke]

[34] DİA, cilt: 41; sayfa: 285, [TÖVBE - Süleyman Uludağ]