01.02.2022 / Din / Genel

Ozanca Bal Meal’den Hz. Yusuf’un manzum hikâyesi...

BİSMİLLÊHİRRAHMÊNİRRAHIYM

(Yusuf 12/3)

Sana Kur’an’ı vahyetmekle kıssaların en güzelini / en doğrusunu anlatıyoruz; [1]

Bu Kitabı sana indirmeden önce sen de gafillerdendin; [seni de aydınlatıyoruz]. (42/53)

(Yusuf 12/4)                     

Yusuf dediğinde babasına: Babacığım gördüm / görüyorum

[Şüphem yok ama senin de görüşüne başvurmak istiyorum]

Gördüm ki on bir gezegen bana secde ediyorlar;

Görüyorum ki Güneş ve Ay da onlara ekleniyorlar.[2]

[Ben öncüleri oluyorum, hepsi bana boyun eğiyorlar].

(Yusuf 12/5)                     

Dedi: Yavrucuğum! Gördüğünü[3] kardeşlerinle paylaşma; sana tuzak kurarlar,

Şeytan, insanın aşikâr bir düşmanıdır; [onları ayartırsa senin kuyunu kazarlar].

(Yusuf 12/6)      

[Soyumuzdan daha nice nice elçiler gelecek];

İşte böyle, demek ki Rabbin [bu kez] seni seçecek.

Sana görüşlerin / sözlerin / hadiselerin yorumunu öğretecek; (Hadîs: 12/111)

Nimetini, seninle ve Yakup’un ehliyle / ailesiyle gerçekleştirecek;

Gerçekleştirdiği gibi evvelce iki atanla,

Büyükbaban İbrahim ve İshak amcanla.

Elbette Rabbin [seçilecek kişiyi] iyi bilendir;

[Yerli yerince ve tam gereğince] hükmedendir.

(Yusuf 12/7)                     

Nitekim var Yusuf’ta ve kardeşlerinde nihayetsiz[4] ayetler;

[Kapsınlar bu kıssadan o hisseleri], merak edenler / ilgilenenler.

(Yusuf 12/8)

Dediler: Birbirimize sargınız, [sayemizde kimse dokunamaz topluluğumuza];

Ne var ki her nedense, gene de Yusuf ile kardeşi bizden daha gözde babamıza.

Babamız, [cidden göz göre göre yanlış yapıyor];

[Doğru değil bu yaptığı], hâliyle haktan sapıyor.

(Yusuf 12/9)

[Birbirlerine] dediler ki: Yusuf’u ya öldürün!

Veya [babasından ayırın], başka bir yere sürün!

Babanızın yüzü / teveccühü size kalsın / babamız artık bizi sevsin;

Ardından da sâlihlerden olun [ki, Allah Teâlâ bu günahımızı affetsin].

(Yusuf 12/10)

Biri dedi ki: Yusuf’u öldürmeyin; koyun onu bir kuyunun dibine!

Yaparsanız kervanlar bulsun diye bunu yapın / geçsin onların eline.

(Yusuf 12/11)

[Önce Yusuf’a bunu yapacaklarına karar verdiler];

[Sonra babalarının yanına gidip ona şöyle] dediler:

Babamız! Yusuf hakkında, bize niye etmiyorsun emniyet?

Hiç kuşkusuz ki, hepimiz Yusuf’a karşı besliyoruz iyi niyet.

(Yusuf 12/12)

Yarın onu bizimle gönder de koşsun oynasın yanımızda, ona gözcü oluruz;

[Aman gözün arkada kalmasın, biz onu her türlü tehlikeden] özenle koruruz.

(Yusuf 12/13)

Dedi ki: Onu alıp götürürseniz beni üzersiniz;

Siz Yusuf’u unutursunuz, oyuna dalar gidersiniz;

Telaşlanmam şundandır ki kurda kuşa yem edersiniz.

(Yusuf 12/14)

Dediler: Biz güçlüyüz / kuvvetliyiz;

Onu kurda da kuşa da yem etmeyiz.

Onu kurt yerse / yem edersek kimselere,

O takdirde sahiden yazıklar olsun bizlere.

(Yusuf 12/15)

[Babasından izin koparıp] onu götürdüklerinde,

Onu kuyuya atmaya topluca karar verdiklerinde,

Bildirdik Yusuf’a, söyleyeceksin onlara bu işlerini;

Onlar kontrol dahi edemez vaziyette iken bilinçlerini.

(Yusuf 12/16)

[Plânlarını uygulayıp] yatma vaktinde [eve döndüler];

[Yalandan] gözyaşları akıtarak babalarının yanına geldiler.

(Yusuf 12/17)

Babamız! Biz yarışıyorduk, [piknik yerinden] epey uzaklaşmıştık;

Yusuf’u da eşyalarımızın / gıdalarımızın başına bekçi bırakmıştık.

[Hep birlikte yarıştan döndük, bir de gördük ki] bir kurt yemiş [yavruyu];

Şimdi sen bize yine inanmayacaksın, her ne kadar söylüyorsak da doğruyu.

(Yusuf 12/18)

Getirdiler Yusuf’un gömleğini, üzerine sahte kan bulaştırarak;

Yakup dedi: Hayır, [siz yapmışsınız bu] işi, nefsinize aldanarak.

Sabır ne güzel [şey! Allah sabretmemi istediği için buna katlanacağım];

Betimlemeniz üzerine, yardımı / kurtulmasını ancak Allah’tan umacağım.

(Yusuf 12/19)

Derken yolcular geldiler;

Sucularını suya gönderdiler.

Sucu kovayı kuyuya daldırdı;

Müjde! Burada genç bir erkek var [diye bağırdı].

Onu [sahipleri görüp istemesinler diye gözlerden] sakladılar;

[Bu civardan iyice uzaklaşınca, bir yerde] satmayı plânladılar.

Allah biliyordu yaptıklarını; [ama onlar kimse görmez sandılar].

(Yusuf 12/20)

Onu düşük bir değere, birkaç dirhemciğe sattılar;

Zaten onlar için değersizdi, (ellerinden çıkarttılar).

(Yusuf 12/21)

Mısır’da onu satın alan (Aziz) hanımına

Dedi: Kerem et / destek ol onun şahsına!

Umulur ki bize faydası dokunur;

Evlât ediniriz / belki oğlumuz olur.

İşte böyle, Yusuf’u o yerde yerleştirdik;

Ona olayların / sözlerin yorumunu öğrettik.

Kazanan hep Allah’tır / galip olan Odur işinde;

Buna rağmen insanların ekserisi cehalet içinde.

(Yusuf 12/22)

Yusuf fiziksel ve zihinsel olarak gelişince /

Muhakeme yeteneği, zekâsı kuvvetlenince, [5]

Verdik ona yasama yetkisi;

İlim de bahşettik, arttı bilgisi.[6]

Allah, Muhsinleri / otokontrollüleri işte böyle ödüllendirir/

İşlerini kaliteli yapan kişileri hikmete erdirir ve bilgilendirir.[7]

(Yusuf 12/32)

[Aziz’in karısı dert yanıyordu hiddetli hiddetli]

Ben onu defalarca arzuladım, hem de pek şiddetli;

Ama o her seferinde teklifimi reddetti, davrandı iffetli.

Ona emrettiğimi yapmamakta direnip benim olmazsa, zindana atılacak;

[Kendisine verdiğim değeri kaybederek, gözümde] küçülenlerden olacak.

(Yusuf 12/33)

Yusuf dedi: Rabbim! Zindan benim için bundan iyidir;

Bunların beni davet ettiği şeyden, bana daha sevimlidir.

Sen savmazsan bunların tuzaklarını benden,

Meylederim belki onlara, [kurtulamam ellerinden].

Ve [bu durumda], olurum muhtemelen cahillerden.

(Yusuf 12/34)

Rabbi onun duasını kabul buyurdu;

Savdı düzenlerini ondan / durdurdu.

Doğrusu Allah, [kendisine seslenenleri] işitendir;

 [İnsanların tahammül sınırlarını da en iyi] bilendir. [12/110]

(Yusuf 12/35)

Gördükleri halde bu kadar ayetleri / delilleri,

[Kadının kocası Aziz ile diğer hukuk otoriteleri],

Yine de onu bir süreliğine hapse tıkmayı uydun gördüler;

[Aziz’in karısını masum, Yusuf’u ise ırz düşmanı gösterdiler].

(Yusuf 12/36)

İki genç daha zindana atıldı onunla beraber;

[Üçünü, aynı çatı altında buluşturdu kader].

Biri dedi ki: Kendimi [gelecekte, krala] likör hazırlarken hayal ediyorum;

Diğeri dedi: Ben de o uğursuzu, başımda taşıdığım ekmeği yerken görüyorum.

Ey Yusuf! Bize, onun tevilini / ikincisinin yorumunu yapıver! [Dinliyoruz];

Zira seni, Muhsinlerden / özü sözü doğru olanlardan biri olarak görüyoruz.[8]

(Yusuf 12/37)

Dedi: Rızkınız olan yemek / başınıza gelecek olan işler gelmeden,

İkinizin de ileride ne ile geçineceğini, yorumlayayım size önceden;

Bu [yorumlama yeteneği], Rabbimin bana özel olarak öğrettiklerinden. (12/68)

[Biliyor musunuz, bu bilgileri Rabbimden hangi yollarla elde ettim];

Ben Allah’a ve ahiret gününe inanmayan kavmin milletini terk ettim; (8/29)

Onlar kâfirlerden [olduğu için, milletlerinden olmayı daima reddettim].

(Yusuf 12/38)

Uydum hem atalarım İbrahim, İshak ve Yakup’un milletine;

Herhangi bir şeyi ortak koşamayız biz Allah’a / âlemlerin Rabbine.

Bize ve diğer insanlara Allah’ın lütfundan dolayıdır bu [türden millet oluş];

Lâkin insanların ekserisi şükretmiyorlar; [küfürdür İslam kimliğinden kopuş].

(Yusuf 12/39)

Ey zindan arkadaşlarım! Birbirinden bağımsız sürüyle Rabler olması mı iyidir?

Yoksa tek başına [ve herkesten] daha güçlü olan Allah mı [hakiki terbiyecidir]?

(Yusuf 12/40)

Allah’tan başkaları [var ya, sizin sürekli] kulluk ettiğiniz,

[Onlar bu sıfatlara sahip değiller]; sizler böyle nitelendirdiniz.

[Onlara tanrılık yakıştırmak, size ait bir kabahat];

Allah indirmedi onlara, [vermedi böyle bir] saltanat. 7/71. 53/23

Hüküm tek başına Allah’a aittir, [bitti gitti];

Allah, tek başına kendisine tapmanızı emretti.

İşte budur ayakta kalacak / ayakta tutacak din;

İnsanların ekserisi, bunu hâlâ bilmiyorlar lâkin.

(Yusuf 12/41)                   

Ey zindan arkadaşlarım!

[Öngörünüzü şöyle yorumlarım]:

Biriniz efendisine içecek sunacak / hancılık yapacak,

Diğeriniz idam edilecek / başı o uğursuza yem olacak,

Fetvasını sorduğunuz olay bu şekilde karara bağlanacak.

(Yusuf 12/42)

O ikisinden, kesin kurtulacağını zannettiği kişiye,

Tembihte bulundu: “Efendinin yanında beni an!” diye

Fakat onu anmayı [her seferinde] unutturdu ona şeytan;

[Unutunca da Yusuf’a] birkaç yıl daha mekân oldu zindan.

(Yusuf 12/43)

Bir gün Mısır’ın meliki,

[Danışmalarına] dedi ki:

[Dinleyin beni]! Yedi adet semiz inek var;

Yedi de sıska inek var ki, semiz olanları yiyorlar.

Ve yedisi yeşil, yedisi de kurumuş başaklar görüyorum;

Ey akıl küpü efendiler! Şu görüşümü [sizlere sunuyorum].

Ve sizden, öngördüğüm şeyin fetvasını / çözümünü istiyorum;

Şu görüşten ne netice çıkarabiliyorsanız, [cevabınızı bekliyorum].

(Yusuf 12/44)   

Bunlar, girift ve düşünsel bilgiler;[9]

Fikir cambazlıklarını çözemeyiz bizler.

(Yusuf 12/45)   

O iki kişiden ölümden kurtulan, geçtikten sonra nice zaman,[10]

Hatırlayıverdi [Yusuf’u, şu meselenin müzâkere edildiği bu an].

Dedi: Beni gönderin [hapishaneye, orada biri var görüp geleyim];

Bunun yorumunu [ondan öğreneyim, sonra dönüp] size bildireyim.

(Yusuf 12/46)   

Yusuf, ey özü de sözü de doğru olan!

Bize çözüm öner ey gerçeği konuşan!

Yedi sıska inek, yedi besili ineği yiyip bitiriyor;

Ve yedi taze, yedi de kurumuş başak [hangi anlama geliyor]?

Umarım, şu insanlara [senin yanından bunu öğrenerek] dönerim;

Belki onlar da [seni] bilirler; [bu sayede herkese değerini öğretirim].

(Yusuf 12/47)

Dedi: Siz yine bildiğiniz usulde yedi yıl ekersiniz;

Biçtiğinizi [hemen almaz], başağında terk edersiniz;

[Çoğunu biriktirir saklarsınız], ancak azcığını yersiniz.

(Yusuf 12/48)

Sonra onun ardından yedi yıl çok kurak geçecek;

Az bir miktar (tohumluk) yine başakta bekletilecek;

Bu gelen yedi yıl, başakta / salkımda sakladıklarınızı yiyip bitirecek.

(Yusuf 12/49)

Bunun ardından yeni bir sene daha gelecek;

O sene insanlara, bereketli yağmur verilecek;

O sene (meyveler) sıkılıp, suları bolca içilecek.

(Yusuf 12/50)

[Bunu duyan ve aradığını bulan kral],

Emretti: O kişiyi bana getiriniz [derhal]!

(Yusuf 12/54)

Getirin Yusuf’u bana [bir göreyim]!

Onu kendime özel danışman edineyim.

Kendisiyle görüşünce dedi: Bundan böyle yanımda kalacaksın;

Hem makam ve mevki sahibi hem de güvenilen birisi olacaksın.

(Yusuf 12/55)

Yusuf dedi: Beni ülkenin hazinelerinin başına tayin et[meni isterim];

Çünkü cidden [maliyeyi] başarıyla yönetirim, [ekonomiyi] iyi bilirim.[11]

(Yusuf 12/56)

İşte böyle, Yusuf’u o yerde [yüksek bir mevkie] yerleştirdik;

O ülkede, dilediği gibi hareket etmek üzere ona yetki verdik.[12]

Rahmetimizi, dilediğimiz [muhsin kişiler]e nasip ederiz;

Gözetimimiz altında çalışan kulların ecrini zayi etmeyiz.

(Yusuf 12/57)

Ahiret ecrine gelince, o [dünyadakilerden] kat kat hayırlıdır;

Bu ödül, imanlıların [analarının ak sütü gibi helâl malları]dır.

Sebebi, Allah’tan korkmaları / günahlardan korunmalarıdır.[13]

(Yusuf 12/58)

Yusuf’un kardeşleri geldiler ve huzurunda toplandılar;

Yusuf ağabeylerini tanıdı; lâkin onlar onu tanımadılar.

(Yusuf 12/59)

[Yusuf], ağabeylerinin erzak yüklerini hazırlatınca,

Dedi: Getirin bana, şu bir olduğunuz kardeşinizi babaca!

Görüyorsunuz ki veriyorum ben [herkese] tastamam ölçek;

[Zahire almak istiyorsa, kardeşiniz de sizinle birlikte gelecek].

Hem görüyorsunuz ki, konuklarıma gayet iyi davranırım;

[Getirirseniz kardeşinizi, sizi yine en iyi şekilde ağırlarım].[14]

(Yusuf 12/60)

Getirmezseniz, benden zerrecik bile olsa zahire alamazsınız;

[Bırakın zahire almayı], bir daha yanıma dahi sokulamazsınız.

(Yusuf 12/61)

Dediler: Onu getirmenin son çaresine bakacağız;

[Çıkar yolumuz yok], hiç kuşkusuz bunu yapacağız.

(Yusuf 12/62)

Yusuf görevlilere emir buyurdu;

Sermayelerini yüklerinin içine koydurdu.

Ki ailelerine döndüklerinde bunu fark ederler;

Belki [o sermayeyle] yine erzak almaya gelirler.

(Yusuf 12/63)

Döndüklerinde babalarına dediler: Babamız! Yasaklandı bize [kişisiz] ölçek;

[Ya Bünyamin de bizimle gelecek veya hiçbirimize zırnık bile verilmeyecek]

Kardeşimizi de bizimle birlikte gönder ki, ölçtürüp alalım erzak;

[Sana bu sefer kesin söz veriyoruz]; koruyacağız onu muhakkak.

(Yusuf 12/64)

Dedi: Şimdi Bünyamin hakkında güvenir miyim gayrı ben siz[in sözünüz]e?

Önceki kardeşi Yusuf hakkında duyduğum güveni duymaktayım hâlâ size (!)[15]

Allah’tır koruyucuların en güvenlisi;

Odur merhametlilerin en merhametlisi.

(Yusuf 12/65)

Ne zaman ki yüklerini açtılar,

Ödedikleri bedelle karşılaştılar.

Meğerse o yiyeceklerin bedeli kendilerine geri çevrilmiş;

Dediler: Baksana babamız! Daha ne istiyoruz; sermayemiz iade edilmiş.

[Bu hazır sermayeyle yine gideriz];

Ailemize [daha fazla] yiyecek getiririz.

Kardeşimizi [hiç merak etme]! Onu kanatlarımız altına alırız;

Hem bu sefer alacağımız ölçeği, bir deve yükü daha artırırız;

Aldığımız zaten azdır; [bize yetmez de yarın öbür gün aç kalırız].

(Yusuf 12/66)

Dedi: Onu ömrümde göndermem sizinle, hepiniz bana sağlam bir söz vermedikçe;

Gönderirim ama onu bana geri getireceksiniz, hepiniz topyekûn zarar görmedikçe.

Ne vakit ki kendilerince babalarına böyle garanti verildi,

[Yakup]: “Şu sözleşmemize öncelikle Allah vekildir”[16] dedi.

(Yusuf 12/67)

Dedi hem: Oğullarım! [O ülkeye] bir tek kapıdan girmeyin!

Ayrı kapılardan girin / kente girmek için farklı yollar deneyin!

Allah’tan gelecek hiçbir şeyi gideremem sizden yine de;

Hüküm ancak Allah’ındır; [hem göklerde hem de yerde].

Ben işimi sırf Ona ısmarladım; [öncelikle Allah’tır babanızın vekili]

[Bana sorarsanız] tevekkül edecek olan herkes, sadece Ona etmeli.[17]

(Yusuf 12/68)

Babalarının onlara buyurduğu gibi hareket ettiler;

Ne zaman ki onun önerdiği şekilde [şehre] girdiler.

[Bu davranış], Allah’tan gelen hiçbir şeyi gidermedi;

Sadece Yakup’un kalbindeki dileğini yerine getirdi.

Doğrusu o, kendisine bizim öğretmemizden ötürü tam bir bilgi sahibidir;

Lâkin insanların ekserisi bunu bilmezler / etmezler Yakup’u gereğince takdir.[18]

(Yusuf 12/69)                   

Girdiklerinde bunlar Yusuf’un yanına;

[Tenha bir yerde] bastı kardeşini bağrına.

Dedi: [Yitirilen Yusuf] benim;

Ben senin [öz be öz] kardeşinim.

Üzülme artık onların yaptıklarına!

[İstikbali düşün, bakma sakın arkana].

(Yusuf 12/70)

Ne vakit ki, onların ihtiyacı olan şeyleri hazırlattı;

Sikâyeyi / özel tası, kardeşinin heybesine [kendi eliyle] attı. 12/76

Sonra bir çağırıcı / seslenici seslendi: Hey kervan[dakiler durunuz]!

Gerçekten siz, evet cidden [şu özel tası siz çaldınız], hırsız oldunuz.

(Yusuf 12/71)

[Giderlerken durup] bunlara döndüler;

[Kendilerinden emince] şöyle dediler:

Siz ne[yinizi] kaybettiniz [ey efendiler]?

(Yusuf 12/72)

Dediler: Melik’in suvâını / su tasını kaybettik;

[Siz oradaydınız, doğrusu sizden şüphelendik].

Getirene bir deve yükü miktarı bahşiş verilecek;

[Çağırtmaç dedi]: Ben kefilim, [bu ödül ödenecek].

(Yusuf 12/73)

Dediler: Tallâhi![19] Siz de anlamışsınızdır ki bu yurda fesat için ayak basmadık;

Biz hırsızlık da yapmadık / sizin çok değer verdiğiniz kralın tasını biz çalmadık.

(Yusuf 12/74)

Dediler: Peki, ya ortaya çıkarsa yalanınız,

Nedir [sizin hırsızlara uyguladığınız] cezanız?

(Yusuf 12/75)

Dediler: Cezası, çalıntı mal kimin yükünün içinde tespit edilirse,

Karşılığı bizzat kendisidir / hürriyetten mahrum bırakılır o kimse.

Zaimleri işte böyle cezalandırırız;

[Hırsızları, biz köle olarak kullanırız].

(Yusuf 12/76)

[Aramaya] kardeşinin heybesinden önce, başladı diğerlerinden;

Sonra çıkardı sikâyeyi[20] / o kıymetli tası, öz kardeşinin heybesinden. 12/70

Yusuf’a böyle bir plânı biz hazırladık / davrandı o plân gereğince,

Yoksa alıkoyamazdı kardeşini Melik’in dinince / yönetmeliğince;[21]

İllâ ki alırdı tabi, Allah almasını dileyince / alıkoymasını isteyince.

İstediklerimizi derecelerle yükseltiriz;

[Dilersek, her şeyi alt üst de ederiz].

Her bilginden daha baskın bir bilgin elbette çıkar;[22]

[Kulları içerisinde, Allah’tan en çok âlimler korkar]. 35/28

(Yusuf 12/77)                   

Dediler: Çaldıysa, [normaldir bizce];

Çünkü kardeşi de çaldıydı evvelce.

Yusuf şunu / şu sözleri gönlünde gizledi;

[Öfkesini] açığa vurmadan (içinden) dedi:

Siz var ya sizler,

Sizsiniz asıl şerliler!

En iyi bilen Allah’tır [kime neyi] yakıştırdığınızı;

[Ortaya dökecektir pek yakında sizin yalancılığınızı].

(Yusuf 12/78)

Dediler: Ey Aziz! Onun bir babası var;

Gerçekten çok yaşlı, cidden pek ihtiyar.

[Onu bırak da] onun yerine,

Alıver bizlerden birini rehine.

Görüyoruz ki iyilerdensin / iyi insanlardansın;

[Adamların bizden birisini alsın da onu bıraksın].

(Yusuf 12/79)

Dedi: Eşyamızı kimde bulduysak onu alırız;

Bir başkasını alıkoymaktan Allah’a sığınırız;

Allah saklasın, yoksa zalimlerin içine katılırız.

(Yusuf 12/80)

Yusuf’u ikna çabası fayda etmeyince, ondan ümidi kestiler;

Bir karara varabilmek için fısıldaşarak bir kenara çekildiler.

Büyükleri dedi: Bilmiyor musunuz, babanıza Allah adına söz vermiştiniz?

Daha önce Yusuf hakkında da [aynı konuda büyükçe bir] kusur işlemiştiniz.

Babam bana izin verinceye / beni affedinceye kadar buradan ayrılmam;

Veya Allah lehimde hükmedinceye kadar yerimden katiyen kıpırdamam.

O, hükmedenlerin en iyisidir/

Hâkimler içinde en seçkinidir.

(Yusuf 12/81)

Derhal babanız[ın yanın]a gidiniz;

Ve ona: “Ey babamız! Evlâdın hırsızlık yaptı” deyiniz.[23]

Biz neye tanık olduysak / ne gördüysek şimdi onu söyledik;

Yanımızda değilken onu koruyamazdık / kontrol edemezdik. 

(Yusuf 12/82)

Deyin ki: [İnanmazsan gel]; soruştur şu içinde bulunduğumuz kent[tekiler]den;

Ayrıca [öğrenebilirsin], memlekete birlikte döndüğümüz kervan[daki kişiler]den.

Bu kez kesinlikle doğru söyleyen kişilerdeniz [ey babamız! Şüphelenme bizlerden].

(Yusuf 12/83)

Babaları dedi: Yo! Nefisleriniz sizi aldatmış; [o kötülüğü emredicidir];[24]

Sabır ise ne kadar anlamlıdır / ne hoştur / ne kadar güzel bir şeydir.[25]

[Sabrı sil baştan kuşanmalıdır, bu derde de güzelce göğüs germelidir];

Allah’ın, onları / üç oğlumu[26] gene geri getirmesi kuvvetle muhtemeldir.

Çünkü her şeyi en iyi bilen Odur; [Onun her yaptığı elbette ki] hikmetlidir.

(Yusuf 12/84)   

[Onlar umarlarken babalarının teveccühünü],

[Babaları tastamam] çevirdi onlardan yüzünü.

“Vah Yusuf’um vah!” diyerek tasasından inledi;

Üzüntüsünden ak düştü gözlerine / gözleri köreldi.

O artık [onlara sevgi duymuyordu];

[Öfkesini][27] içine atıp yutkunuyordu.

(Yusuf 12/85)                   

Dediler: Vallahi sürekli Yusuf’u sayıklayarak hastalanacaksın;

Veya derde karacaksın, helâk olanların içerisine karışacaksın.

(Yusuf 12/86)

Dedi: Çekilmez derdimi ve hüznümü salt Allah’a şikâyet ediyorum;

Ayrıca sizin bilemeyeceklerinizi, ben Allah’[ım] sayesinde biliyorum. (7/61-66. 12/68)

(Yusuf 12/87)

Ey oğullarım! Gidiniz / varınız!

Yusuf’u ve kardeşini araştırınız!

Ümidinizi kesmeyin Allah’ın rahata erdirmesinden;

Umutsuzluğa düşmeyiniz size rızık bahşetmesinden.

Nedeni şu ki, kâfir olan toplulukların haricindekiler,

Allah’ın ruhundan / yeni bir hayat[28]  sunmasından umutsuzluğa düşmezler.

(Yusuf 12/88)                   

[Yine] Yusuf’un yanına girdiler;

Ey Aziz! [Ocağına düştük] dediler.

Zaruret dokundu bize ve ailemize;

Değersiz bir sermaye ile geldik biz [size].

Ölçeği tam yap, ayrıca sadaka da ver bize!

Çünkü Allah sadaka verenleri ödüllendirir;

[Bir sevaba, en azından on puan ecir verir]. 6/160

(Yusuf 12/89)                   

Dedi: Hatırladınız mı ne yaptığınızı, Yusuf’a ve kardeşine bir zamanlar?

Cehaletiniz yüzünden [neler çektiydi elinizden o masumlar / o günahsızlar].

(Yusuf 12/90)

Dediler: Sen misin yoksa? Evet, belli ki Yusuf sensin gerçekten;

Dedi: Ben Yusuf’um, bu da kardeşim; Allah lütfetti bize hakikaten.

Kim olursa olsun [hasetten] sakınan ve [kıskançlığına] sabreden,

Allah Muhsinlerin / hakkı gözetenlerin primini ziyan etmez cidden.

(Yusuf 12/91)

Dediler: Tuhaf vallahi, Allah seni bizim üzerimize tercih etmiş;

Gerçekten hatalı olan bizlerdik, [suç iliklerimize kadar işlemiş].

(Yusuf 12/92)

Dedi: Yok sizi paylamak / yok size bugün azar;

[Affedilmeyi dilerseniz], sizi Allah da bağışlar.

O merhametlilerin en merhametlisidir;

[Bağışlanma dileyenlerin tek adresidir].

(Yusuf 12/93)

Şu gömleğimi babama götürün ve verin [eline]!

Sürün yüzüne de fer gelsin babacığımın gözüne.

Toplanın sonra tüm aile fertleriniz;

Hep birlikte doğruca bana geliniz!

(Yusuf 12/94)

Derken,[29] kervan ayrıldığı sırada [Mısır’dan],

Şu sözler döküldü babaların[ın dudağın]dan:

İnanın Yusuf’un kokusunu duyuyorum cidden;

Bunadığımı söylemezsiniz umarım bu yüzden.

(Yusuf 12/95)

Dediler: Tuhaf ki sen hâlihazırda,

Direniyorsun yine eski şaşkınlığında.

(Yusuf 12/96)

Müjdeci geldiğinde,

[Gömleği getirdiğinde],

Bir de onu Yakup’un yüzüne sürdüğünde, hemencecik görmeye başlayıverdi gözleri;

“Demedim mi size, ben sizin bilmediklerinizi Allah’tan öğrenirim” oldu o andaki sözleri.

(Yusuf 12/97)

Dediler: Bizim adımıza günahlarımızın bağışlanmasını dile ey babamız!

Gerçekten de hatalı davranan kişilerden olduk / biz cidden çok günahkârız.

(Yusuf 12/98)

“Sizin için Rabbimden bağışlanma isteyeceğim” dedi;

[Oğullarının istiğfar dileğini ileriki bir tarihe erteledi].

Cidden Odur / öncelikle affedecek olan Allah’tır gerçekten;

Kuşkusuz ki Tanrıdır [zulme son verenlere] merhamet eden.

(Yusuf 12/99)

Nihâyet vardılar Yusuf’un yanına;

[Şehrin girişinde çıktı karşılarına].

Bastı annesini ve babasını bağrına.

Allah’ın izniyle Mısır’a /şehre giriniz!

Allah’ın izniyle burada güven içindesiniz.

(Yusuf 12/100) 

Ana-babasını arşın üstüne çıkardı / hürmetle başının üzerinde taşıdı;

Hepsi onun için secdeye kapandı / aile fertlerinden tek tek biat alındı.

Dedi: Babacığım! Budur önceden gördüğümün yorumu;

Rabbim gerçekleştirdi onu / meydana çıkarttı bu durumu.

Bana lütufta bulundu / bol bol iyilik etti;

Beni hapishaneden çıkarttı, sizi ta çölden getirtti;

Şeytan ağabeylerimle aramı bozmuşken, O düzeltti.

Doğrusu Rabbim latiftir / işi hoştur / incedir;

Şüphesiz ki bilgilidir, yapıp ettikleri hikmetlidir.

(Yusuf 12/101) 

Rabbim! Hakikaten bana [maddî-manevi] mülk nasip ettin;

Olayların [en doğru] yorumunu, [ayetlerinle][30] sen öğrettin;

Ey göklerin ve yerin fâtırı / açığa çıkarıcısı! Dünyada da ahirette de velim sensin.

Beni Müslim birisi olarak vefat ettiresin[31]  ve sâlihler zümresinin içerisine girdiresin!



[1] Bkz. 12/111: Kur’an, [insan tarafından] uydurulan bir söz / bir hadis değildir; Lâkin, kendisinden evvelki eserlerin düzelticisi / tasdiki / tashihidir.

[2] Raeytü> Linüriyehû: 17/1. Ürîküm: 40/29

[3] Görmek: Anlamak Akıl erdirmek Bilincine varmak Çıkarmak Sezmek Öğrenmek Akıl

[4] Biteviye Boyuna Sürgit Hep Muttasıl Kesiksiz Mütemadiyen Ardışık Aralıksız Fasılasız Limitsiz Kesintisiz. * Hayat Kitabı Kur’an, M. İslamoğlu Açıklaması: “Asla tüketip bitirilemeyecek kadar çok dersler vardır” anlamı, “Âyâtin” kelimesindeki belirsizliğin hedef metindeki karşılığıdır.

[5] «Eşüdd: Fiziksel ve zihinsel olgunluk; yaşam davranışı veya biçiminin doğruluğuna dair karine ortaya koyan olgunlukla birlikte rüşt; deneyimle ortaya çıkan muhakemenin sağlamlığı veya doğruluğudur.» {Kur’an Sözlüğü, Hasenat.net}.

[6] “Muhakeme yeteneği ve bilgi (yöntemi)” {M. İslâmoğlu}

[7] «Muhsin, “yaptığı her işi ve görevi en iyi şekilde yapan kimse” anlamına da gelmektedir.» {Dini Kavramlar Sözlüğü, 466, İsmail Karagöz}

[8] Veya: Zira seni, Muhsinlerden / Allah’ın gözetimindekilerden biri olarak görüyoruz. Bir soru: Mütercimler, bu cümledeki NERÂKE ifadesini niçin “düş” olarak tercüme etmemişler?

[9] Hulüm, 24/59’da “erginlik / olgunluk / akıllılık” anlamındadır: 52/32’deki Ehlâm da “akıllar” manasında olup, “tuğyân”ın zıddıdır.  Bkz. Ahlâmühüm: “Akılları” {N. Boleli & N. Beki}. Üst düzeyde: (24/59).

[10] Lâfzen nice “ümmet

[11] Ülkelerin maliyeleri, güvenilir şahıslara teslim edilmeli.

[12] Bevvee (li): Ağırlamak, misafir etmek. Bevvee mekânen: Bir yere yerleşmek. Bevvâb: Muhafız, hizmetli, emireri, bina bekçisi. {Tevakku Sözlük}

[13] 56 ile 57. âyette muhsin ve müttaki ilişkisi var. Bkz: 16/128

[14] Hayat Kitabı Kur’an, M. İslamoğlu: «(Gelecek sefer) baba bir kardeşinizi de birlikte getirin: Yusuf ve Bünyamin, Hz. Yakup’un Raşel'den doğma çocuklarıdır. Diğerleri baba bir anne ayrı kardeşlerdir.»

[15] “Onu size mi emanet edeceğim? Edersem eğer, bu vaktiyle onun kardeşini size emanet edişime benzer” {M. Yıldız’dan}

[16] Bu ifade, “Herkes verdiği sözü, aslında birbirine değil öncelikle Allah’a veriyor. Ahdinizi ona göre yerine getiriniz” anlamına gelmektedir. Bkz: 12/80

[17] Hayat Kitabı Kur’an, M. İslamoğlu: «Bu ayet, tedbir ve tevekkülün altın dengesini verir.» 

[18] Evlatları arasında, eşitliği sağlayamayan baba olarak tanırlar.

[19] Hayat Kitabı Kur’an, M. İslamoğlu: «Hayret vallâhi: Tallâhi, vallâhi’den farklı olarak, hayret ve şaşkınlık anlamını da içeren yemindir.

[20] M. İslamoğlu Açıklaması: 70. ayette sözü edilen kapla, 72. ayette sözü edilen kabın aynı olmadığı düşünülürse, burada kullanılan dişilik zamirinden yola çıkarak, bulunan kabın 70. ayette sözü edilen kap olduğunu kesin bir biçimde söyleyebiliriz.

[21] M. İslamoğlu Açıklaması: Kralın hukuk sistemine göre: Din'in terim anlamlarından biri de budur (Bkz. Kâfirun: 6, not 7).

[22] “Her âlimden daha allâme biri mutlaka vardır / her bilgiliden daha üst düzeyde bir bilgin elbette bulunur.” Atasözü: “Akıl akıldan üstündür.”

[23] M. İslamoğlu Açıklaması: Veya Kisâî'nin sürriga okuyuşuna dayanarak: "Hırsızlıkla suçlandı."

[24] [12/53]

[25] «Sabrun Cemilün: “Allah’ım Sabır Ver” Demektir. Musibet Anında Söylenir.» {Tevakku Sözlük}

[26] “Umarım ki Allah Yusuf’u, Bünyamin’i ve Mısır’da kalan diğer kardeşinizi bana getirir.” (Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl)

[27] Kezıym, “İçi öfke dolu, gamlı, kederli, öfkeli, öfkesine hâkim” anlamlarına geliyor (Tevakku Sözlük). Müfessirlerin ekserisi, kederini sakladığını söylüyor. Oysa Yakup, acısını hiç asla saklamıyor.  Sanılanın aksine, üzerinden yıllar geçmesine rağmen hâlâ Yusuf’u sayıklıyor. Gördüğümüz kadarıyla şimdilik sadece bir müfessir ayeti bizimle aynı doğrultuda anlıyor. Bkz. Suat Yıldırım Meali: Yaptıklarından dolayı oğullarına duyduğu kızgınlığını da belirtmiyor, öfkesini yenmeye çalışıyordu.

[28] Ravh: 56/89

[29] M. İslâmoğlu

[30] [Bkz. 3/101, 103. 4/175. 17/9. 27/76. 7/200-204]

[31] (2/132. 3/102)