04.11.2022 / Genel

1990 yılında yaşanan hac faciasında kaybolan ve öldüğü düşünülen Fahire Kara, bir Arap tarafından kaçırılmış ve yıllarca saklanmıştır.

Batman Beşiri’li Fahire Kara, 1990 yılında eşi Abdurrahman Kara ile birlikte ikinci kez hacca gitmek istemiştir. Özel şirket aracılığı ile Suudi Arabistan’a giderler.

Şeytan taşlamaya giden hacılar arasında oluşan panik sonucu, birbirine zıt yönlerden ilerleyen iki büyük hacı kafilesi tünel içerisinde karşılaşıyor. Hac tarihinin en büyük faciası olan “El Muaysem” olarak da adlandırılan tünel faciası da o esnada yaşanıyor.

Ritüel gereği insanlar koşarak ilerlediği için on binlerce insanın tünelde karşılaşması ve arkadan gelen insanlarında tünele yığılması ile 1426 hacı adayı ezilerek, nefessiz kalarak ve diğer sebeplerden dolayı orada hayatını kaybediyor. Bu hacıların 447’si ise Türk vatandaşıdır.

Bir anda insan vücutları üç metre üst üste yığılmaya başlayınca kaçmaya çalışanlar yere düşenleri ezerek geçmeye başlıyor. Abdurrahman Kara da bu panik sırasında birkaç metre ötede eşi Fahire Kara’yı görmüş, Fahire Kara kelime-i şehadet getirmeye çalışıyormuş.

Abdurrahman Kara da eşinin yanına gitmeye çalışmış, fakat kendisi de ezildiği için başaramamış. Sonrasında gözlerini hastanede açan Abdurrahman tünele, eşini en son gördüğü yere gitmiş fakat bulamamış.

10 gün boyunca aramalarından bir sonuç alamayınca Türkiye’ye geri dönmeye karar vermiş. Abdurrahman Kara, Türkiye’ye döndüğünde herkese Fahire Kara’nın öldüğünü ilan etmiş, eşinin gıyabi cenaze namazı kıldırmış ve olay böylece kapanmış.

2017 yılına gelindiğinde çocuklarının kulağına bir takım duyumlar gitmeye başlamış. Bu duyumların kaynağı umre veya hacdan gelen kişiler. Bu kişiler orada yer tezgâhında eşarp, tesbih ve hediyelik eşya satan, düzgün Türkçe konuşan bir teyzeden bahsediyorlar.

Bu kadın zaman zaman Türk hacıları görünce ağlıyor, neden ağladığını yâda nasıl böyle Türkçe konuşmayı öğrendiğini soranlara ise şu hikayeyi anlatıyor:

Ben Türkiye’den geldim. Batman Beşiriliyim. 1990 yılında tünel faciası oldu kocamı kaybettim. Gözümü açtığımda hastanedeyim sandım ama bir evdeydim. Bir Arap çantamı, pasaportumu ve kimliğimi yaktı. 6 yıl güneş bile görmedim, odada esir tutuldum. Çocuğum olduktan sonra çıkmama izin verdi. Yıllardır buradayım, ne arayanım ne soranım var.

Bu hikâyeyi ilginç bulan vatandaşlarımız da ülkemize döndükleri zaman bu olayı eşe, dosta muhabbet arasında anlatıyorlar. Bu hikâye dalga dalga kulaktan kulağa yayılarak aileye kadar gidiyor. Aile de Müge Anlı’nın programına katılıyor ve ilk günden telefon yağmuruna tutuluyorlar. Fahire Kara’yı bazen Mekke’de bazen Medine’de gördüğünü söyleyen pek çok vatandaş programa katılıyor, video gönderiyor.

Kara, Türkçe ve Kürtçe biliyor. Arapçayı da orada öğrenmiş. Bu dil avantajı aslında onun sokağa çıkmasına neden oluyor. Çünkü bizim coğrafyamızdan gelen hemen herkesle diyaloga girerek satış yapabiliyor. Kara'yı kaçıran Arap da işini bırakıp ticarete yöneliyor.

Ama kendisi ile konuşanların ifadesine göre kadın sürekli baskı altında. Ne zaman Türkçe konuşmaya başlasa çarşaflı kadınlar veya ''Fahire'' diye bağırarak üzerine yürüyen kır saçlı bir Arap yanı başında bitiyor.

Otellerde çalışan bir Türk vatandaşı temizlik görevlisi kadın, odayı temizlerken ATV’yi açıyor ve Müge Anlı’yı izliyor. O sırada odaya giren Arap turist Fahire Kara’nın resmini televizyonda görüyor ve Kara’yı tanıdığını söylüyor. Arap turist aşağı yukarı şunları söylüyor:

Biz de onu fahriye olarak tanıyoruz, zorla tutulduğunu hissetmiştik çünkü doğum yapana kadar evden bile dışarı çıkarılmamıştı. Doğan kızının adı Zeynep, eşi ticaret yapan bir Yemenli ve Medine’de yaşıyorlar. Adamın adı Ahmet Attaullah, çocukluğunu geçirdiği yer ise Mehdildeheb Köyü.

Bundan sonra olaya MİT ve Interpol giriyor. Hatta Umreye gidenler gönüllü olarak her yerde Fahire Kara'yı aramaya başlıyorlar ama tüm aramalara rağmen bulamıyorlar.

Fahire Kara ile iletişime geçmeyi başarabilen bir kaç insan da onu Türkiye'ye getirmeye ikna edemiyor. İlerleyen zamanlarda olayla ilgili yeni bilgiler gelmeye devam ediyor. Gelen bilgilerin ışığında:

Tünel faciası olduğu zamanlarda adamın belediyede çöpçülük yaptığı, herkesten yardım isteniyor ve belediye personeli de çalışmalara katıldığı belirtiliyor. Kara'yı görüp beğenen adam, kadını alıp hastaneye diye evine götürüyor üstelik 2.karısı olarak. Adamın ilk karısı ise yatalak. Kadın iyileşince de eve kapatıp, yemek temizlik hasta bakımı vb işleri yaptırıyor. Bunun dışında (muhtemelen zorla) Fahire Kara'yı hamile bırakıyor.

Medine'de kime sorulduysa aslında hemen hemen herkes bu kadını tanıyormuş ama çekindikleri için, başlarına iş açılmasını istemedikleri için tanımadıklarını söylemişler. Fahire Kara kendi parası ile Medine'de 2 katlı bir ev almış. Oturduğu mahalle ise Yemenli aşiretlerin kontrolü altındaymış. O yüzden o mahallede herkes her şeyi biliyor ama kimse konuşmuyormuş.

Fahire Kara arandığını öğrenmiş, hatta çocuklarının resimleri de kendisine gösterilmiş ve kendilerini kurtarmışlar demiş. "Peki kendisine bu kadar yaklaşılmış hatta temas kurulmuşken niye dönmek için artık bir çaba göstermiyor?" sorusunun cevabı ise biraz karışık.

Kendisini kaçıran Arap, şuanda 80 yaşının üzerinde bir adam da olsa, 27 yıl önce işlediği suç hala geçerli. Hem hac kanunlarını çiğnemiş hem de başkasının nikâhlı karısını kaçırmış, üstelik zina yapmış.

Bu suçun cezası programa bağlanan hukukçulara göre, halkın gözleri önünde, kamuya açık bir alanda kafasının kesilerek idam edilmesi ve vücudunun bilinmeyen bir yere gömülmesi.

Kara ortaya çıkarsa artık kocası diyebileceğimiz adam ne olursa olsun idam edilecek. Kara "Ben onunla severek evlendim zorla alıkoyma yok" derse bu sefer de Fahire Kara bilerek ve isteyerek nikahlı kocasını bırakarak başka bir adamla birlikte yaşadığı için zina yapmış kabul edilecek ve vücudu sadece başı dışarıda kalacak şekilde toprağa gömülerek recm edilecek.

Fahire Kara, Ahmet Attaullah’tan 3 çocuk yapmış ve toplamda 12 çocuğu olmuştur.