01.04.2022 / Sinema / Genel

Gerçekliğin kurguyla birleşmiş hali; Jean Baudrillard’ın “hiper-gerçeklik” kuramı bağlamında Truman Show filminin analizi.

Modern çağın getirileri kadar götürüleri de kendisini daima çarpıcı bir şekilde göstermektedir. Her yeni anlayış, her yeni politika ve her yeni ürün modern çağ içerisinde biçimlenerek, kendi yapısına oluşturmayı başarıyor. İçinde bulunduğumuz çağ her ne kadar “enformasyon çağı, bilgi çağı vb.” anlamlarda kullanılısada bunun aksine, kendi içerisinde eriterek medyanın sunmuş olduğu olanaklarla yeniden üretiliyor.

Web 2.0 ve sonrası için olağan üstü bir şekilde gelişen medya ve internet çağı kendi alanlarını oluşturmayı başardı. Özellikle renkli döneme geçen sinema sektörü daha da gelişerek hayatımızın merkezi halini aldı. Bir dönem hayatımızı hikâyeleştirip bize sunan medya; bu sefer de medyayı bizimle beraber hikâyeleştirip, bizi kendi gerçeğine uydurmayı başardı. Her şeyin yeniden üretilip tek tip halini aldığı günümüz çağı altın çağını yaşamaktadır. Özellikle medyada hergün görmüş olduğumuz programlar ‘Reality Show’ yani Türkçe adıyla  ‘Gerçek Şov’ haline gelerek; gerçek ve kurguyu birleştirdi. Anlamların bozularak yeniden inşa edildiği ‘TV endüstrisi’ bizi kendisine bağımlı bireyler haline getirdi.

Truman Show analizi, inceleme

Yalnızca tüketici konumuna geldiğimiz film ve TV programlarıyla; usta yönetmenlerin elinden çıkarak bizi saatlerce ekranlara kilitlemektedir. Çoğu zaman üzülerek ya da sevinerek içine içine abandığımız medya sektörü, bizi kara bir deliğin başucuna bırakarak hipnotize etmektedir. Artık ev kombinasyonlarıyla yapılan yemek programları, bir adada yaşamı anlatan Survivor programları tekrar tekrar üretilerek bizleri içine almaktadır. Medya kimi zaman bireyi kutsallaştırıp en üst tabakaya çıkartsa da, kimi zaman da kendisine bağımlı hale getirerek bireysel yığınları oluşturmaktadır.  

İçinde kaybolduğumuz bu sanal dünyayı eleştiri niteliğinde kendini gösteren kavramlardan Jean Baudrillard’ın  “Simülasyon Kuramıyla” ekran akranı olan nesilleri ve medyayı eleştirebiliyoruz. Bir diğer kavramı olan “Hiper-Gerçeklik” yani; gerçek ve kurgu arasındaki çizginin yok olduğunu belirten kavramla; film alanındaki kurgu ile gerçek arasındaki uçurumu eleştirmemize olanak sunmaktadır.  21. Yüzyıl içerisinde geliştirilen teknolojik aygıtlar yani; Sinema sektörü ve TV sektörüyle kamera-kurgu ikilisinin oluşturmuş olduğu yeni dünyayla; inançlarımızı, kültürlerimizi ve daha bir çok insani alanlardaki anlamlarımızın üzerini çizerek, bizi robotlaştırarak kör yığınlara dönüştürmektedir. Baudrillard’ın da dediği gibi:

Simülasyon gerçekliğin modeller aracığıyla yeniden üretilmesidir.

Baudrillard’ın Kavramları Işığında Truman Show Filmi

Truman Show’un Simülakr’ı, yani gerçek olarak algılanmak istenen görünüm Truman’ın kendi hayatıdır. Truman’ın hayatı tamamiylen sahtelik ve kendi gerçeğinden koparılarak bir bireyin hayatını yani; gerçeğinin elinden alınarak kurgu edilmesidir. Fakat filmin girişinden itibaren Truman Show’un yönetmeni aksini iddia ederek şöyle demektedir:

Oyuncuların TV’de bizlere sahte duygular vermesinden sıkıldık artık, görkemli sahne gösterilerinden ve özel efektlerden bıktık. İçinde yaşadığı dünya bazı açılardan bakıldığında sahte olsa da Truman’ın kendisinde yapay olan hiçbir şey yok. Ne senaryo ne replik. Her zaman Shakespeare olduğu söylenmez ama bu bir gerçek, bu bir hayat.

Yönetmen, Truman Show’un sahte olsa bile yapay hiçbir şeyin olmadığını belirtmektedir.

Truman Show nerede çekildi

Bir adada geçen Truman Show’da; kasaba görünümüyle her şey tamamıyla yapay bir şekilde gerçekleşmektedir. Uzak çekimde çekilen kasaba sınırları suyla çevrili ve deniz kenar havası veren plajıyla oradan başka bir yer olmadığına ve uçsuz bucaksız bir denizin içinde; yalnızca bulunulan yerde yaşamın olduğu inandırılıyor. Truman Show’un içinden yani o kasabada doğan herhangi biri yaşamın sadece orada olduğuna inandırılabilir. Hatta o kadar yapaylaştırılmış ki stüdyonun kontrol merkezi bile Truman’ın her gün ışıltılı olarak gördüğü ay görünümlü binada gerçekleştirmektedir.

Yönetmen, “İzleyicilerin huzur bulmak için televizyonu açık tuttuğunu biliyoruz.” diyor. Yani izleyiciler huzuru;  yalnızca medyanın sunmuş olduğu ve hayatın monotonluğu içersinde çıkarak ekranda gösterilen ancak yarı gerçek denilebilecek Truman Show’u izlerken bulabilmekteler. Burada günümüz toplumunda Baudrillard’ın “Hiper-Gerçeklik” kuramı kendisini göstermektedir.

İzleyiciler kendilerine sunulan içerikte gerçek ve kurgu tamamıyla yok olmaktadır. Truman’ın hayatıyla sevinip ve üzülen insanların oluşturdukları bireysel yığınlardır. Hatta o kadar bariz bir şekilde kendisini göstermektedir ki; kimi izleyici Truman’ın fotoğraflarını yastığına resmederken kimi izleyici ise Truman’ın hayatı üzerinde yaptığı öngörüleriyle olmayan senaryonun yapay gerçekliğini bilmektedir.

Anlamsal olarak Truman Show’a baktığımızda; Baudrillard’ın “Sıcak-Soğuk Olay” olarak kavramsallaştırdığı olayda; televizyonu sıcak medya, Truman’ın hayatını soğuk olaylara yani sıradanlaştırarak eğlence aracı haline getirmektedir. Burada oluşturulan kombinasyonla Truman’ın gerçek olarak hergün yaşadığı hayat, tamamıyla televizyonda yayınlanan ve kimi zaman insanların eğlenerek baktığı, kimi zaman ise ağlayarak izlediği bir eğlence aracına dönüşmektedir. Truman’ın eşi olarak gösterilen oyuncu, kendisi için televizyon ile özel hayat arasında bir fark olmadığını söylemektedir. Truman’ın eşi: “Benim hayatım yine benim hayatım, hayatım Truman Show.” diyerek, gerçek yaşamıyla herhangi bir keskin ayrımın olmadığını söylemektedir. Hatta izleyicilere o kadar hitap etmektedir ki; Truman Show bir yaşam biçimidir der. Gerçekten imrenilmesi gerektiğini belirterek adeta kadınlara hitap etmektedir.

Küçük yaşında itibaren Truman’la beraber olan ve ona arkadaşmış gibi davranan en yakın ve hatta tek arkadaşı ise Truman Show’dan bahsederken şöyle demektedir: “Hepsi doğru, hepsi gerçek, hiç bir şey sahte değil, bu yayında gördüğünüz hiçbir şey sahte değil. Sadece kontrol altında.”. Truman’ın yaşamı kontrol altında olabilir ancak sahte olmadığı iddia edilmektedir.

Truman Show

Truman Show’da sabah olduğu zaman kamera üst çekimde evlere odaklanmaktadır. Evlere baktığımız zaman tamamıyla tek tip olarak gösterilmektedir. Truman evin içerisinden çıkarken kamera, açısını zumlayarak Truman karşı komşularına hergün aynı şekilde söylediği şeyleri tekrar etmektedir. Truman’ın hergün tekrar edildiği günlük bir rutine dönüşmüştür. Sabah eşi kalkıp işe gitmesi gerektiğini, komşularına selam verip işe doğru giderken bir gazete ve bir dergi alması sıradanlaşmıştır.

Truman Öğretilmiş Bir Tramvayla Korkutulmuş

Truman uzak yerleri ve Atlantis olarak baktığı kıta olan Fiji’yi düşlemektedir. Fakat çocukluğunda denizdeyken, kendisinin ısrarıyla fırtına olmasına rağmen kayıkla denize açılmalarını söyler. Daha sonra babasının fırtınada kaybeder. Bu nedenle hep kendisini suçlamaktadır. Truman’ı adada tutmak için babasını ölü olarak gösterildiğini söyleyen yönetmen, Truman’a korkuyu öğreterek suçluluk psikolojisine yönlendirilmektedir. Günümüz insanlarında çoğunluğu TV veya sosyal medya aracığıyla bireye öğretilmiş çaresizlikle bastırılmaktadır. Truman da hayatı boyunca yapay olarak oluşturulmuş olan bu tramvayla suçlu olduğunu kabul etmektedir. Hatta iş yerinde patronu ona bir belge vererek deniz yoluyla adanın dışında bir dosya götürülmesi gerektiğini belirtmektedir.

Truman işe gitmezse önündeki hafta içerisinde işten çıkarılmaların oluşacağını ve bunun için önlem alması gerektiğini belirtmektedir. Burada günümüzün en büyük sorunlarından biri olan “mobbing” yani psikolojik baskıyla iş yerinde uğranılan baskı çok bariz bir şekilde gösterilmektedir. Fakat asıl konuya gelirsek; Truman deniz yoluyla gemiye binmek için geldiğinde, kayığa yaklaşmadan başı döner ve çocukluğunu hatırlar. O kadar büyük bir müdahale vardır ki; Truman denize baktığında hemen giriş yerinde batmış bir gemi bulunmaktadır. Truman’a gösterilen kayıkla geçmişi ve öğretilen yapay travma hatırlatılır. Böylece Truman gemiye binemez. Onun Fiji’ye gitme kararından vazgeçilir.

Truman’ın etrafında olan biten her şey gözletilmektedir. Günümüz içerisinde her sokağın başında gördüğümüz kameralar gizli bir şekilde her taraftan Truman’ın hayatı içerisinde yer almaktadır. Çevresinde bulunan herkes birer figüran olarak görüyoruz. Yaptığı her hareketi izlenmekte ve çevresindeki herkes normal hayatmış gibi davranmaktadır.

Reklam Yerleştirilme

Truman’ın eşi reklam filmlerinden fırlamış gibi bisikletle işinden dönerken kamera birden ona zumlar. Truman’ın eşi kameraya bakarak aldığı yeni bıçağı eline alıp ve gülümseyen bir tavırla şöyle demektedir: “Şefin yardımcısı, doğruyor, dilimliyor, soyuyor hepsini bir arada yapıyor. Bulaşık makinesine atılabiliyor.Truman ise o arada yeşilliklerde temizlik yapmaktadır. Eşi reklamını yaptığı bıçaktan sonra çim biçme makinesine vurgu yaparak Truman’ın çalışmasını söylemektedir. Gerçek hayat ile reklam birbiri içine girerek sunulmaktadır.

Truman Show ürün yerleştirme, reklam

Truman tamamıyla araçsallaşmış bir nesne halini almaktadır. Aynı şekilde arkadaşı ise karanlıkta kameranın tam karşısında gülümseyerek “İşte bira bu.” diyerek biranın reklamını gerçekleştirmektedir. Yönetmen, sadece bira ve eşinin mutfak malzemeleri değil, Truman’ın giydiği ve diğer normal oyuncuların giydiği her şey satılık olduğunu söylemektedir. Hatta Truman katalogu olduğunu ve izleyicilerin oradan da satın aldıklarını belirtmektedir. Truman’a biçilen gerçekle dev bir para kazanma sektörü oluşturulmuştur.

Truman’a hayatın sadece bulunduğu adadan başka bir yer olmadığı benimsetilmişse de o daima bir yerleri keşfetme hırsıyla büyümektedir. Küçükken sınır dışını merak eder. Okulda iken kâşif olmak istediğini söyler. Öğretmeni her şeyin keşfedildiğini söyler. Fakat Truman ısrarla hayatın bulunduğu adadan başka yerleri de düşlemektedir. Burada aslında günümüz bireyinin sistem karşısında yalnızlığını vurgulayarak gözetim toplumunda bireyin aklının hiçe sayıldığını vurgulanmaktadır.

Truman Her Şeyi Çözümlemeye Başlar

Truman arkadaşına “Sen hiç işi bırakmayı düşündün mü? Bu adanın dışına çıkmayı?” diye sorar. Arkadaşı ise “İşin neyi var ki?” diyerek, masa başı bir işin olduğunu ve bir masa başı işi için her şeyi verebileceğini belirtir. Burada beyaz yakalı olan Truman’ın masa başı işine odaklanarak günümüze eleştiri yapılıyor. Truman’ın arkadaşı ise bir mavi yakalı niteliğinde bir markette çalışmaktadır. Burada bir yandan Truman’a vaat edilmiş gerçekliğin ne kadar iyi olduğunun altı çizilirken, bir yandan da kapitalizme sert bir eleştiri yapılmayı da ihmal edilmemiştir.

Fakat arkadaşı “Gidilecek neresi var ki?” diye sorarak hayatın bulundukları yapay dünyadan başka bir yer olmadığını ve kendi gerçeğini dile getirmektedir. Truman’ın arkadaşı gibi eşi de onu vazgeçirmeye çalışmaktadır. Truman yapay dünya içerisinde olduğunu yavaş yavaş anlamaya başlamıştır. Dünyayı keşfetmesini söylemektedir. Eşi ise sıradan bir şeymiş gibi geçiştirerek; “Tatlım, kâşif mi olmak istiyorsun. Yakında geçecektir. Arada sırada hepimiz böyle şeyler düşünüyoruz.” demektedir.

Truman hergün aynı şekilde hayatının bir döngü olduğunu ve insanların sürekli dönüp dönüp aynı şekilde davrandıklarını karısına söyler ve kaçmak ister. Fakat katı sistemleri yünden Truman durdurulur ve geri getirilir.  Fakat o kendi gerçeğini artık anlamıştır. Karıştırılan radyo frekanslarıyla normalde oyuncuların dinlemesi gereken şeyleri Truman radyoda duyar. Tüm hareketlerini ve ne yaptığı bütün oyunculara aktarılır. Böylece Truman kendi gerçeğini armaya ve var olanı reddederek arayışını gerçekleştirmeye koyulur.

Tek Gerçeği

Truman için tek gerçek vardır ki senaryoya dâhil edilen Sylvia, yani sevgilisidir. Sırf Sylvia’nın fotoğrafını yapmak için hergün dergilerden fotoğraf kopartarak birbirine yapıştırmaktadır. Tek bir gerçeği varsa Sylvia’nın daha erken gençlik döneminde senaryoya dâhil edilip sonradan çıkarılmasıdır. Truman tek gerçeğinin yine sevgisidir. Her ne kadar kurgulanmışsa onun hayatına giren tek gerçek varsa ona âşık olan Sylvia’dır.

Truman Show Sylvia

Gözetim Toplumu Bağlamında Truman’ın Hayatı

Gerçekliğin yeniden üretilerek tüketim nesnesi halini alan TV vb. günümüz sektörü her şey simüle edilerek yeniden yaratılmış bir kopya halini almaktadır. Gözetim sistemiyle otoriter yapıları da eleştirilebilen Truman Show yönetmeni adeta kendisini Tanrı olarak gösterilmektedir. Truman’ın babası yeniden senaryoya dâhil edildiği zaman, TV sektörü yönetmenle röportaj gerçekleştirilirken, seyircilerden biri kaç kamera olduğunu sorar. Yönetmen 5 bin kamera olduğunu belirtir.

Ay görünümlü stüdyoda üstten Truman’ın hayatını komutlarıyla yönetebilmektedir. Günümüzün otokontrol ve despot yönetimlerde bireyler kameralar tarafından hatta kredi kartlarından ve telefonlardaki uygulamalarla sürekli takip edilmektedir. Truman’ın hayatı da Fucoult’un panoptikonuna benzemektedir. Yani birey üstten biri tarafından gözetlenmektedir.  

Truman’a bir hayat bağışladığını dile getiren yönetmen; Truman’ın 5 istenmeyen doğum içerisinde seçildiğini söylemektedir. Hatta bir şirket tarafından yasal olarak evlat edilen ilk çocuk olduğunu da belirtir. Truman tamamıyla bir ürün, bir araç haline getirilerek, bir eğlence nesnesi olarak hiç bilmeden şirketlere ve televizyona milyon dolarlıklar kazandırmaktadır.

Programa bağlanan Sylvia yani Truman’ın sevgilisi, yönetmenin yalancı ve sahtekâr olduğunu belirtir. Daha sonra yönetmen, asıl kötü olan yerin dış dünya olduğunu ve Truman’a normal bir hayat verdiğini belirtir. Truman günah keçisi olarak dünyaya sunulmuş bir nesne gerçeğidir. O bir deneyin ürünü olmaktan başka bir konuma gelmemiştir. Fakat kendi gerçeği için yapay dünyasına karşı sonuna kadar karşı çıkar hatta çıkışı bulduktan sonra içinde bulunduğu yeri o kadar iyi eleştirir ki en başta normal olarak gördüğü hayatında söylediği bir sözü söylemektedir. “Olur ya belki görüşemeyiz; İyi günler, iyi akşamlar ve iyi geceler.” diyerek sisteme karşı kendi darbesini gerçekleştirir.

Kaynak:

Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi “Jean Baudrillard Perspektifinden Sosyal Medya Analizi Denemesi” adlı makaleden yararlanılmıştır.