05.11.2020 / Sinema / Deneme

Toplum inşasının güçlü bir aktörü olan sinema, bugün ciddi ikonlar oluşturarak yeni medya  kanalları ile de hormonlanıp önümüze sunuluyor.

Sınıf farkları, gelir seviyesi, ırkçılık, medya ve iktidar (güç sahipleri) ilişkisi, farkındalık.. Joker bu ve benzeri birçok toplumsal soruna değinen, günümüz insanının hızla gelişen kaslarından biri olan başkaldırma refleksini bir kötü adam üzerinden aktarayım niyetinde hazırlanmış ve fakat seyircinin cemaziyelevvelini bildiği bir karakteri bir anda amacının dışına çıkarmış bir film olarak duruyor karşımızda.

Joker “Batman” çizgi roman serisinde Amerika’nın var olmayan Gotham şehrine bela olmak üzere amaçsızca saldıran kötü adamlarından biri iken bugün popülizme kurban gidip, kahramanlardan bıkan seyirciye bir anti kahraman olarak yem edilmiştir, duyurulur!

antikahramana dönüşen joker

Film açılış sahnesinde kendi gibi yitik ve ayrımcılığı dönemi gereği dibine kadar yaşamış bir siyahiye, derdini anlatan Arthur Fleck’in histerik kahkahaları ile başlar. Belediyenin desteklediği sosyal hizmet adı altında kurulan yapı Arthur gibi sosyopatlığa mail Amerikalıların “looser” diye tabir ettikleri en tehlikeli kesimi ilaçlarla uyuşuk tutar. Ta ki maddi sebeplerle hizmetin kaldırılması ile bir uyanışın başlamasına kadar. Film sınıf basamaklarını dörde kadar sıralar; beslenme zincirinin en tepesinde devlet (halkın desteğini kazanmış seçilmiş idareciler, politikacılar vb.) zenginler, halk ve fareler.

Film boyunca Gotham City’de zuhur eden sıçanların şehri sarma tehlikesi ile DC’nin her zararlıya bir kahraman kampanyasına Robert Deniro’nun hayat verdiği Murray Franklin kendine has nüktedan dili ile belediyenin süper sıçanlara karşı sokaklara süper kediler salarak tedbir alacağı repliği ile gönderme yapar. İşte Joker’de halk ile sıçanlar arasındaki ara sınıfı temsil ederken Batman’da devlet idaresi ile zenginler arasındaki sınıfta yerini almaya başlar. Sınıf çatışması yeni bir boyut kazanıp, sınıflar arasında kalanların çatışmasına kadar dallandırılır.

İnsanlar arasındaki sınıf farkını maddiyat ve elde edilmiş güç iktidar üzerine kuran film de Thomas Wayne para ile güç sahibi olanı temsil ederken, para ile de elde edilemeyecek olan siyasi iktidara halkın desteği ile gitmek adına belediye başkanlığına adaylığını koyar. Şirketi çalışanlarını ailesi olarak niteleyen Wayne, Joker tarafından öldürülen üç personeline kendileri ile hiç yüz yüze görüşmemiş olmasına rağmen onlar için derin üzüntü duyduğunu söyler. Ölen bu üç borsacı aynen belediyenin Joker’i bedavaya uyuşturması gibi Wayne tarafından para ile sarhoş edilmiş Joker kadar tehlikeli tipler olarak nitelenir.

Christopher Nolan’ın, “Dark Knight” (2008) filmindeki Heath Ledger’lı Joker’i karakterin amacını şu cümlelerle; “ben arabanın arkasından havlayarak koşan köpeğim, araba durunca ne yapacağımı bilmem” diye yorumlarken. Tod Philips, Joker’i “V For Vendetta” (2005) filminin “V” karakteri benzeri anarşist bir felsefeye oturtur.

V for vendetta ve joker benzerliği

Joker çok bilindik ezik yetim çocuk travmasının verdiği psikolojik hasarın kurbanı gibi zayıf bir temelden hareketle yapılandırılmıştır. Bu önerme ile yola çıkıldığında çocukluğunda anne şefkati görmemiş, çevrede sürekli sataşılan her ezik, ileri de bir sosyopata dönüşür. Ailevi sorunları ile bilinen Halloween (Cadılar Bayramı) serisinin, Michael Myers’ı ya da Friday 13th serisinin Jason’ı kadar amaçsız bireysel bir katil ile hayatın sillesini yemiş ve tüm ezilmişleri temsil eden bir anti kahraman çıkarmak biraz zorlama kalıyor gibi.

Amerikan sineması olarak genellenen Hollywood, sosyal sınıf ya da daha genel bir tabirle sınıf ayrımına maddi boyuttan her girdiğinde, maddi zenginlikle güç sahibi olanlara karşı halkı kışkırtan gerçek dünyadaki zenginlerin (yapımcılar, yönetmenler, oyuncular), dünyaya “eğer fakirseniz kaybedecek bir şeyiniz kalmamıştır.” mottosunu yaymasının kendilerine yine parasal bir fayda sağlamayacağı kesin. Dünya da eğer bir kaos oluşturmak istiyorsan din, ırk vb. gibi bir kaç dinamikten biri olan maddiyatı kullanmak en kolayı gibi.

Zira diğerlerine nazaran manevi hiç bir freni olmayan fakirlikle gelebilecek saldırganlığın insanlardaki vicdani karşılığı, eğer beni bu hale getiren birileri varsa benim de onlara karşı her türlü direnme yöntemi hakkım. Yakın örneklerinden biri olan “Purge Anarchy” (2014) filminde de yılda bir gece boyunca her türlü suçun serbest bırakılarak fakirlerin zenginlere kinini, zenginlerin de yok hükmünde gördükleri fakirlerle eğlenmesi şeklinde bir birine kırdırarak toplumun gazını alan devlet yapısına işaret eder. İcadından beri toplum inşası fenomeninin güçlü bir aktörü olan sinemanın bu misyonu, bugün ciddi ikonlar oluşturarak yeni medya kanalları ile de hormonlanıp önümüze sunuluyor.

Joker karakteri Hollywood için bile acımasız kalabilecek para da dahil hiç bir değere inanmayan ve güldüğünde gerçekten yaptığı kötülüklerle kendini tatmin ettiği için gülen bir karakterden. Hastalığından madur ve yanlış anlaşılan, aslında silahı eline verenin sistemin kendisi olduğu ve yine bu sistemin bir bug’ı (hatası) olarak yeniden yapılandırılmış. Batman serisinde Tim Burton’la yükselen kahramanın kendisi ile özdeşleşen seyirci, Nolan’la “umulmadık” şekilde kötü adamdan, anti kahramana oradan da kahramana dönüşen Heath Ledger’ın da oyunculuğuyla pekişen Joker yorumu, “Joker” (2019) filminde iyiden iyiye toplumda oluşan başkaldırının sembolüne dönüştürmüştür.

başkaldırı sembolü joker

Kahramanlar sistemi, anti kahramanlar sistemsizliği ve kaosu temsil eder geneli itibarı ile. Toplum mühendislerinin, insanlara sunduğu “sizin kurtarıcınız biz ve bizim kurduğumuz sistemlerdir” önermesini yerini artık “başkaldıracaksanız da bizim sunduğumuz yol ve yöntemlerle yapacaksınız” almış durumda. Her iki durumunda sunucusu olan ve çok zaman sinemayı da bu propagandanın aracı olarak kullananlar kendi başımıza kalmamamız için ciddi mana da çalışıyorlar. Bu her devrin insanları, kendilerini aldıkları garantinin, garantörü olarak toplumu kendilerine hizmet ettirmek, akıllanmaya başladıkça Joker’e verilen ilaçlar misali dozu ayarlanarak verilen bu tarz propagandalarla uyuşturmak ve yönlendirmek için çalışıyorlar.

İnsanların aykırı olana ilgisinden beslenenlere yine insanların cevabı aklıselim olmakla gelecektir. Kaosun ve yine çıktısı olan anarşinin getireceği hiçbir şeyin olmaması gerçeğini kabullenmek ve yanlışa yanlışla mukabele etmek yerine doğru ve doğru olanın yanında olmak gerekir. Zaten bu yazının sonundaki ‘doğru’ya birileri neye göre kime göre sorusunu, soruyorsa tam da onlar kendilerine dikkat etmeliler derim. Doğru kendini gösterir ve tektir.