20.01.2023 / Deneme

O evlerin sokağın geçiyordum. Her zerresinde toprak bulunduran o evler. Toprak evlerde topraktan gelen insanlar. Elimi o duvarlara dokundura dokundura kayboluyordum şehirde. Sonradan anladım çok dokunmuştu bana bu.

Yıllar sonra yine bu mistik şehrin sokaklarında kaybolmak toprağın içine gömdüğüm hıdırellez dilekleri kadar gizliydi. Sahi ben hiç burada bir toprağa dilek fısıldamış mıydım? Ama şu an bu yere bastığım toprak, evlerin toprakları bana bir şey fısıldıyordu: kelam.

“Gel iki kelam edelim seninle.”

Gittiğim her şehirden bir avuç toprak toplama huyum vardı. Huyum kurusun. Şimdi de bu sokaktan geçerken elimi kaşındıran bir şeyler var. Cebimdeki toprak. Hangi şehirden alıp da koymuştum cebime hatırlamaya çalışamıyorum bile. Ama bir şeye kanaat getiriyorum daha önce acı kahvesini içtiğim teyzenin evinin önünden geçerken. Toprak da ceplerimiz gibiydi. Kaybolmasın ya da saklamak için her şeyi doldurduğumuz cepler. Gözümün önüne kurumuş toprak manzarasında o yarıklardan içeri giren karıncalar geliyor. Belki de neleri sakladılar o yarıkta? Yarılıyordu toprak ve biz hiçbir zaman o yarıklarda ne olduğunu bilemeyecektik. Ortadan ikiye çatlatacak kadar.

Mayıs da bir gül ağacının altına dileğimi gömdüğüm bahçenin önünden geçiyorum şimdi de. Toprak hep kıymetlilerimizi mi saklamak zorundaydı? Hafiften kızdım. Nasıl bu kadar iki zıtlığı barındabiliyordu? Sevdiklerimizi emanet ettiğimiz toprak yeri gelip herkesten esirgediğimiz dileklerimizi de bünyesinde barındırıyordu.

İçim içimi yemiyor değildi cebimdeki toprak tanelerinin nereye ait olduğu. Ama şunu da kabul ediyorum. Toprağın memleketi yoktu. Ben onu sınırları belli bir yerden alsam da toprak her yerindi. Peki neden herkes sahiplenmek istiyordu onu? Sahiplenince ne oluyor ki? Üstünde bir çiçek bile yetiştirmedikten sonra bir anlamı kalır mıydı? Ne çok şey yetiştirmişti toprak. Bir anne gibi her şeye yetebiliyordu. Misafirde kabul etmiyordu. Kök salıyordu her şey. Biz bile zamanı geldiğinde kök salacaktık. Ve o zaman otu çekmeye bile gerek yoktu.

Her toprakta her şey yetişmez derdi dedem inadına bahçeye kiraz ağacı dikelim dediğim yaz. Gerçekten öyle. Arkamı dönüp şöyle baktığımda kahverengi bir kumaştan farksız bir manzarayla karşı karşıya geliyorum. Kimse buraya kiraz ağacı dikmek istemedi değil. Herkesten her şeyi beklemek kadar zor olduğu için. Bazen yetişmiyordu ağaçlarımız. Yanlış toprağa diktiğimizi en başından unutup güneşe suç atıyorduk. Güneş. Her toprak da güneş gibiydi. Doğurmak ve doğmak arasındaki o ince çizgiden geçiyorum şimdi. Güneş nasıl her gün bir şeyler için doğuyorsa toprak da geride durmuyordu ondan. Her gün birileri doğuyordu ve o günün sonunda birileri de gözlerini kapatıyordu. Güneşin batması gibi.

“Toprağı bol olsun”

Bu nedendir ki her ne ekiyorsak toprağını esirgememeliyiz. Neyin arkasında durup ona inanıyorsak bilelim ki toprağı az olan bir çiçek açamaz. Gerektiğinde kurumuş, susuz kalmış bir toprağın yağmuru biz olmalıydık. Ve o eşsiz koku ürettiklerimiz gibi mest etsin. Cebiniz de hep bir avuç toprakla basın toprağın üstüne. Üstünde bastığımız şeye üstünlük taslamamak için. Bende bir toprağım diyebilmek üzere!

Her zaman cebimde bir toprak olduğunu hatırlatan babanneme.