30.06.2022 / Deneme

Yine elimde ekmek poşetiyle aynı kapının önündeydim. Dedemin kapısı. Babaannemin. Herkesin girdiği ama kimsenin çıkamadığı o kapı.

En son üniversiteye giderken sanki bir daha kapısını açamayacak gibi bir üzüntüye kapılıp arabaya binmiştim. İşte. O kapının tam önündeyim şimdi. Anahtarı elimde olmasına rağmen bu sefer zile basmak var içimde. Bu kapıdan izin alarak girmek nasıl bir şey? İzinsiz girdiğim kapılardan özür dileyerek zile bastım.

Bu kapıyı kim beğenmişti? Babaannem mi? O kapıları sevmezdi bence. Açık kalmasını isterdi herkesin kapısının. Rüzgâr çarpmasın diye taş koyardım bu kapının. Kilit taşı. Kilit. Şimdi sadece kapılarımızı kapatmaya yarıyor. Bir dakika. Her zaman kapıyı açtığımız kilitler kapı kapanmasın diye kendilerini kilitliyordu.

Geç açılmasını istedim kapının. Çaldığım için pişman değildim ama her noktasını ezberlemek istiyordum. Sarı renkti. Acı sarı. Kapalıydı. Demek ki babaannem de açık bırakamıyordu artık. Çünkü şimdi kapı çalmak işini ‘kapı’yı çalmak olarak düşünüyordu.

Kapalı eski ahşap kapı

Sahi? Hiç kendi kapılarımızı çaldık mı? O kapıları hiç şans verdik mi? Anahtarı bizde olduğu halde hep zillere bastık. İzinler istedik. Açılanlara girdik ama kapalı olanların anahtarının bizde olduğunu da unuttuk. Açabilirdik. Zoru başarmak buradan geliyordu sanırım. Zillere basmak. Küçükken zillere basıp kaçtığımız anlar zihnimi tırmalıyor şu kısacık anda. Madem bastık neden kaçıyoruz? Kaçmak için çaldığımız kapılar. Yapamayız dediğimiz ne varsa vazgeçtiğimiz. Zihnimize nasıl düşüyordu bunlar? Zilleri hiç bozulmuyor muydu?

Ne çok kapı görmüştüm ben. Gittiğim her yerde çeşit çeşit kapılar. Hepsi birbirinden farklı. Bizler gibi. Çilingirin suçu yoktu her kapıya farklı anahtar vermede. Aynısını verseydi çilingir olur muydu? Küçükken kapısının arkasına saklanıp korkuturduk kim geliyorsa. Ardına saklandığımız kapılar. Evimizin kapıları. İnsanı kendi kapıları bile korkutabiliyor demek ki. Ardındakiler mi yoksa ardındakilerin ne yapacağı mı? Korkuyorduk biz kapılardan. Küçükken korkutmak için sığındığımız en büyük korkularımızmış. Bilemezdik. Çünkü biz de saklanıyorduk. Rastgele korkutuyorduk.

Hala açılmadı kapı. Olsun. Ne çok kapı vardı zillerine bastığımız. Iki kapılı bir handa diyen biri bile açtı onca kapıyı. Selam olsun. Teker teker dizerken unuttuk sonuncu kapıyı. İki kapılı değil miydi? Göz göre göre bir odanın içine sayısız kapı yapmışız. Üçüncü kapı biz miydik? Evet. En büyük yükü alan kapı. Anahtarını veren ve ne zaman açılacağını bekleyen. Zormuş işimiz.

 

“Paspasın altına koydum anahtarı”.

Kendi kapılarımızın anahtarı hep paspasın altındadır. Belki paspasın altında olduğunu unuttuk ama kaybetmedik. Şimdi de bu kapının önünde ikimiz de birbirimizden korkuyorduk. Anahtar elimde. Bu sefer ardındakileri korkutmak değil niyetim. Dillendirmek. Kapıların dili. Hiç konuştuk mu biz kapılarla? Kimlerin o kapının eşiğinden geçtiğini sorduk mu?

Her zaman en safi ve duru düşüncelerimizin kapımıza kilit taşı olduğu bir evde durmalıyız ve kapının dili her daim biz olmalıyız.

 Adının hakkını ziyadesiyle veren ve açtığım her kapıyı dillendiren

Hilal’e..