09.06.2022 / Deneme / Genel

Kaynıyordu su. Sobanın üstüne taşmıştı. Demlenmiş miydi çay? Yoksa benim kalkıp demlemem mi lazımdı?

Yerimi tüm sıcaklığıyla bırakıp sıcacık çaydanlığa gittim. Çay konmuştu demliğe ama su dökülmemişti. “Çok garip. Hepimiz bir çaydık ve demleyen birine ihtiyacımız vardı” diye geçirdim içinden. Usulca döktüm suyu o kuru çay tanelerinin üstüne. Hepsi tek tek ıslanıyordu. Yağmurda koşuşan insanlar gibi. Nasıl? Her yağmurda demleniyor muyduk? Rengimiz neydi yağmurun altında? Deliğin üstünü geçsin kuralını dinledim ve demledim.

Sanki yıllardır özlemiş gibi oturdum kalktığım yere. Yamalı pencerenin önündeki koltuğa. Esen rüzgarla hışırdıyordu poşet. Yama olduğunu yüzüne vurur gibi esiyordu rüzgar. İçeri girip ne olacaktı rüzgar? Alt tarafı soğuturdu. Elimi ona uzattım ve esen rüzgarı hissettim. Gerçekten soğuktu. Üşümüştü yama.

pencere ve el

Babaanne. Neden yeni bir pencere taktırmadın? Ateşi boşuna gidiyordu sobanın. Bilerek mi taktırmadı acaba? Kesin. Karşımda duran minder de yamalarla örtülüydü. Acıları mıydı acaba bu yamalar babaannemin? Koptuğu yerden bağlandığı ipi miydi? Desen farklıydı babaanne. Ne yapsan, ne yapsak da desen farklıydı. Uzaktan da yakından da sırıtıyordu yamalar. Kareli bir kumaşa çiçekli desen her halükarda sığmazdı. Çiçeklerin sınırı yoktu. Kareleri hiç.

Elimde çayın sıcaklığını ezberliyorum aynı yerde. O bana bakıyor ben ona. Pervazı tahtadan. Tahtaydı pencere. Plastik değil. Her şey plastikleşmişti zaten. Plastikleşmek.

Nereden geldi aklıma bu kelime?

Sinsi sinsi giriyordu içeri rüzgar. Bu kadar sinsilik bir poşet için miydi? Bazen ne için sinsileştiğimizi düşündüm. Kendimizi feda ettiğimiz, kendimizi unutup adandığımız şeyler. Kırık bir cam bile küçücük bir poşet ile kapatılıyorken ne içindi bu kadar esmemiz? İçeri girmek isterken canını acıttığımız plastikler. Onlar zaten plastikti. Canları çokça yanmıştı.

Hepimiz bir pencereden bakıyoruz görmek istediklerimize. Kimimiz hiç açmıyor o pencereyi kimimiz ise kapatmamaksızın açık bırakıyor. Bazıları da yamalıyor. Her şey kumaşlar kadar birbirine çabucak bağlanmıyordu babaanne. Aynı yerde yanlışı yapmışız. Her yere ipimizi geçirip dikeriz zannetmişiz. Poşet. Yıllarca her şeyini taşıyan o poşet sıcaklığını koruyamıyordu şimdi. Bir zamanlar, küçükken, çayı bardaktan teker teker kaşıkla içerken çayın soğuması gibi. Döktük çay kaşığındaki o bir damla çayı. Üstümüze.

Bir dakika. Biz kendi elimizle soğuttuk çayı. Aslında çocukken bile yamalarla farklı şekiller de tanışmışız. İçtiğimiz cam bardağın yamasını kaşık yapmışız. Soğutan.

Her zaman bir pencerenin karşısına oturmalıyız ve zamanında açmalıyız onu. Önemli olan çerçevelerimizdi. Her şeye bir pencereden baktığımız ama çerçeveleştirmediğimiz anlar olsun heybemizde. Naçizane.

pencereden manzara

Öğrendiği dili açtığı penceresi olan

Arkadaşım Rana’ya..