01.06.2020 / Kültür / Sanat / Tarih

Binlerce yıldır süregelen ve tüm dünya kültürlerinde kendine yer edinmiş kukla sanatı, günümüzde de hala parlamaya devam ediyor.

Hiçbir performans sanatı, kuklacılık kadar büyüleyici olmasa gerek. Oyunculuk ve animasyondan, tasarım ve bebek yapımına kadar birçok sanat türünü harmanlayan bu eşsiz uygulama, tiyatro geleneğinde özel bir rol oynamakta.

Binlerce yıl öncesinde ortaya çıkan kukla yapımları, dünyanın dört bir yanındaki sanat ve kültür alanında kendini göstererek, pek çok farklı kültür tarihinde en eski ve en çok kullanılan tiyatro gösterileri arasında yer almayı başardı.

Kuklacılık nedir?

Kuklacılık bir tiyatro türüdür. Bir karaktere bürünüp rolünü icra eden aktörlerin yerine, birinin (kuklacıların) perde arkasından kontrol ve müdahale ettiği çeşitli şekillerde hazırlanmış nesnelerin sahne performansıdır.

kukla sanatı, kuklacılık

Kuklacılar, nesnelerin hareketlerini, jestlerini ve hatta ifadelerini, kukla çeşidine bağlı olarak, iplerini çekerek, çubuklarla destekleyerek ya da el veya parmaklarına yerleştirmek şeklinde çeşitli yöntemlerle hareket ettirerek sağlar.

İnsan aktörlerinin oynadığı tiyatro performanslarına çok benzeyen bugünün kukla şovlarında genellikle sahne, set, ışık ve ses bulunmakta. Bu modern prodüksiyonlar çoğunlukla eğlence amacı taşırken, geçmişin kukla gösterileri genellikle dini hikayeler anlatmak, ahlaki dersler vermek ve kültürel mirası korumak gibi daha ciddi amaçlara hizmet ediyordu.

Ne zaman ortaya çıktı?

Bugün bildiğimiz ve sevdiğimiz kuklaların ortaya çıkmasından önce, eski Mısır'da ilkel öncüler ortaya çıktı. Çeşitli bulgular, Orta Krallık sırasında (MÖ 2030-1650 civarı), Mısırlıların tahtadan yapılmış otomatlar hazırladığını göstermekte.

Tellerle bağlanmış bu kukla prototipler, ekmek hamuru hazırlama gibi günlük aktiviteleri taklit ediyordu. Tarihsel süreç içerisinde de, hiyerogliflerdeki hareketli nesneler referans alınarak çeşitli eklemli killer ve fildişi kuklalar üretilmiş ve bunlar arkeolojik kazılar esnasında mezarlarda bulunmuştur.

eski mısır fildişi kuklalar

MÖ 5. yüzyılda da Antik Yunan tarihçileri Herodotus ve Xenophon yazılarında kuklalardan bahsetmektedir. “Telle oynatmak” ya da “ip çekerek” anlamına gelen nevrospastos kelimesinin kullanıldığı, Herodot'un dini bir tören uygulamasını konu aldığı metinler, bu kültürün bahsedildiği en eski yazılı kaydıdır.

Dramatik gelenekler

Yüzyıllar boyunca kuklalar, dünyadaki birçok kültürde yer aldı. Fakat bilinen kaynaklara göre, Çin'deki Kuzey Song Hanedanlığı (960-1127) sırasında, iki ya da üç boyutlu cisimlere yansıtılan bir ışık kaynağı ile elde edilen renkli gölgeler veya siyah siluetlerle oluşturulan gölge oyunu (shadow theatre), kuklacılık kültürünün göz kamaştırıcı bir başlangıç yaptığı ilk sanat performansıydı.

geleneksel çin gölge oyunu

Ortaçağ Fransa'sında, özellikle Meryem Ana Katolik Kilisesi’nde, çeşitli din ve ahlak dersleri vermek adına kullanılan telli kuklalara marionette yani Küçük Mary adı verilmişti. Bu uygulama özellikle İtalya’da büyük ses getirmişti. 16-18. yüzyıllar arasında Avrupa’da oldukça popüler olan ve maskeli karakterleriyle öne çıkan profesyonel tiyatro formu Commedia dell'Arte’ın uyarlamalarının çeşitli kuklalarla sergilendiği “Kuklaların Operası” (L’Opera deî Pupi) kültürel bir gelenek haline getirilecekti.

LOpera dei Pupi, kuklaların operası

17. yüzyılda İngiltere'deki kuklacılar, evli bir çiftin trajikomik hikayelerini konu alan “Punch and Judy” ile İtalya’daki bu geleneği kendilerine uyarladılar. Fakat başlangıçta telle kontrol edilen karakterleri, karmaşık ve saldırgan hareketlerini daha iyi yansıtabilmek adına el kuklalarına dönüştürüldü.

İngiltere kukla sanatı Punch and Judy

18. yüzyıl Fransa'sında, diş hekimi ve aynı zamanda kuklacı olan Laurent Mourguet, İngiltere'nin izinden gitti ve ilham almak için İtalyan modellerine dönüş yaptı. Esprili bir işçi sınıfı karakteri olan Guignol’u oluşturan Mourguet, çoğunlukla yoksulluk ile ilgili kendi deneyimlerinden yararlanarak hazırladığı oyunlarıyla nesiller boyunca popüler kalacak göreceli bir yaklaşımın da öncüsü oldu.

Fransa kukla sanatı Laurent Mourguet Guignol

Japonya'daki Edo Dönemi (1603-1868) sırasında da, popüler ama ciddi bir eğlence şekli olarak Bunraku ortaya çıktı. El yapımı, telsiz ve nispeten büyük ahşap kuklalarının çarpıcı gerçekçi hareketleri ve ifadeleri nedeniyle, o zamandan beri önemli bir Japon sanat formu olarak değerlendi. Ningyo coruri olarak da adlandırılan bu Osaka’ya özgü kukla gösterileri, çağdaş müziği, etkileyici akrobasi ve stilize makyaj ve kostüm tasarımını geleneksel Japon tiyatrosu türü ile harmanlayan Kabuki'nin yükselişi ile gelişti.

Japon kukla sanatı bunraku

1835'ten 20. yüzyılın ortalarına kadar, 5.000 adet ipli kuklaya sahip olması ile ünlü Compañía Rosete Aranda kukla topluluğu, marionette kuklalarının birebir uyarlamasını Meksika'daki çeşitli gösterilerde sergiledi. Başlangıçta yapışkanlı bir macunla bağlanmış kağıt parçalarından (papier-mâché) oluşturulan kuklalar, daha sonra iyi cila tutan maun ağacından üretilerek, Mexico City'de önemli bir halk sanatı biçimi halini aldı. Günümüzde bu figürlerin çoğu müzelerde sergilenmeye devam ediyor.

Tam olarak tarihi serüveni bilinmese de, 17. yüzyıla kadar dayandığını bildiğimiz Karagöz ile Hacivat gölge oyunu ise, ülkemiz kültüründe hala önemli bir kukla gösterisi olarak yer almakta. Özellikle Ramazan ayında gece eğlencesi olarak ebeveynlerin çocuklarıyla izlediği bu gösteriler sevilerek takip edilmekte.

Çağdaş Kuklacılık

Bugün kuklacılık, sevilen bir performans sanat formu olarak yaşamaya devam ediyor. Geleneksel kültürlerini korumak için dünyadaki birçok ülkede çeşitli gösteriler yapılmaya devam ediliyor.

Örneğin Japonya'da Ulusal Bunraku Tiyatrosu hükümet tarafından desteklenmekte; İngiltere ve Fransa'da Punch, Judy ve Guignol gibi meşhur karakterler, parklarda, plajlarda ve diğer halka açık alanlarda gençlerin dikkatini çekmek için sunulmakta; ve yukarıda da bahsettiğimiz gibi ülkemizde Karagöz ile Hacivat nesiller boyunca aktarılmaktadır.

Karagöz ile Hacivat gölge oyunu

Bununla birlikte günümüzde kuklacılık, geçmiş yorumlamaları vurgulamaktan daha fazlasını içerir. Çağdaş kuklacılar, birçoğu akademik bağlamda bile öğretilen ve sunulan, ileri görüşlü fikirlerle eski yaklaşımları birleştiren yapımlar yaratarak zanaatın yeniden tasarlanmasına devam ediyor. Bu konuyu Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği şu şekilde ifade ediyor:

Bugünün kukla sanatçıları, konservatuarlarda ve üniversitelerde kuklacılık konusunda uzmanlaşmak adına eğitim görüyor. Edebiyat başta olmak üzere birçok sanat formuyla çalışarak, kuklacılığı tüm bunlarla sentezlemeye ve gösteri sanatları arasında gelişmiş bir form haline getirmeye gayret ediyorlar.