14.1.2020 / Deneme / Sinema

Hayat size bir amaç verse ve bu amaç insan için en önemli iki uç olan yaşam ve ölümden “ölüm”se. Bu sizi çaresizleştirir mi, güçlendirir mi?

Bu yazı “Breaking Bad” dizisi hakkında ağır spoiler içerir!

Hayatının çıkış noktası olan bir insanın, ilerleyen dönemde de bir amacı bir netice derdi olur. Belli süre sonra amaçlar araç olmaktan çıkar ve hayatın kendisine dönüşür. Ne kadar ileri gidebilirim derken kendini sonda bulursun. Adı üzerinde sondur ve dahasını bulamamak insanı ümitsizliğe ve tekrar amaçsızlığa iter.

Hadi bir çıkış noktası verelim ve kendine bir hayat amacı edinsin dediğimiz kişileri, örneğin ebeveynler için çocukların ivme verilmesi için dürtülmesi ve bu dürtüyü kendisine hayat şiarı edinme ihtimali çok büyük olan işlenmemiş cevherleri aynı zaman da ileride çok büyük bir çaresizlik beklemektedir. Dünyayı amaç edinmek, insan için ilk gördüğü ve tek mümkünü bildiğine çaresizce bağlanmaktan ibarettir. Bir yanda da dünya da bir amaç edinmeyenin de durumu bundan çok farklı olmamaktadır. Orta karar bir hayat yaşamanın erdeminden bahsedecek değilim ama uçlarda da durum çok karışık haber edeyim.

“Fight Clup” (1999) filminde anlatıcının (Edward Norton) evinin tüm eksilerini tamamladığını düşündüğünde yaşadığı aydınlanmanın verdiği tepkisellikle, tüm evini havaya uçurması ve bu “big bang”in onun yeniden doğuşuna vesile olması, bir amacı gerçekleştirdiğiniz de geriye kalan amaçsızlıkla başa çıkmanız gerektiğini anlatan sinemadaki en iyi sahnelerdendir.

1

Ya hayat size bir amaç verirse ve bu amaç insan için en önemli iki uç olan yaşam ve ölümden “ölüm”se. Bir de yaşamınız boyunca kaybeden olmaya ve potansiyelinizin çok altında bir hayat yaşamaya mahkum kalmışsanız. İçinizden bir suç makinesi mi çıkar ya da giderayak yapabileceğiniz tüm iyilikleri yapıp öyle mi hayata veda edersiniz?

Bize bu soruyu, “kötülüğe sapmak” gibi de tercüme edebileceğimiz “Braking Bad” (2008-2013) dizisi öyle bir sorar ki kötülüğe sapmak hiç bu kadar evcilleştirilmemiştir.           

İnsan, amacını kaybettiğinde illaki kötüleşmek zorunda mıdır? Ya da şöyle soralım insan kötü olmayı da amaç edinemez mi? Örneklerini yine sinemadan verebileceğimiz “Batman” serisinin “Joker” karakteri amaçsız kötülüğün vücut bulmuş halidir mesela.

2

Breaking Bad’in ana karakteri Walter White hayatını kaybetme riski ile aslında amaçsızlaşmaz, aksine kendisine hayata tutunma konusunda ciddi bir ivme verir bu risk. Başlangıç için seyirci de özdeşleşme oluşturmak adına, ailesinin kendisinin müdahale edemediği zamanlarda, hayatlarını nasıl ve ne ile idame edeceklerini, her zamankinden daha fazla dert eder karakterimiz. Artık Walter, ne kadar kötü iş de çevirse seyirci onun başarmasını ister. Konu, birçok aileyi belki de yıkacak olan uyuşturucu üretimi dahi olsa.

Sinema, film dünyası bizleri kötülerden yana etme yönüyle acımasızdır. Hapishaneden kaçmaya çalışan bir katilin çok zaman o gardiyana yakalanmamasını istemişizdir içten içe. Ya da ne zaman bir bankaya soyguncu girse polis gelmeden çıksın isteriz, tabi umarım bu sadece benim için böyle değildir.         

Walter ne zaman köşeye sıkışsa seyirci olarak o açmazdan kurtulmasını ve insanlara zehir satmaya devam etmesini isteriz, zira çıkış noktamız aile gibi bir kutsaldır. Walter White karısı Skyler’a sürekli “Our family Skyler, family” (Ailemiz Skyler, aile) sözüyle, “bak derdim kendi canım değil, sizsiniz. Bu da bizi haklı çıkartır, yapacağımız her şeyde” diyerek motive eder.         

Bay White, yaptıklarının başlangıç hedefi olan 372 bin doların çok üzerinde bir potansiyeli olduğunu gördüğünde, parayı ailesine bir gelecek bırakma aracı olmanın ötesinde hayat amacı haline getirir. Bu sonun başlangıcını tetikler. Git gide kötülüğe sapan Walter önce hayalete sonra da Heisenberg’e dönüşecektir.

Heisenberg yıllar evvel yaptığı hata ile kendisine Nobel Ödülü kazandıran deha kimliğini kaybetmesinin acısıyla tekrar Walter White olmak istemektedir aslında. Hatta ileri de kendini ele verecek hatalardan birini yapar ve sarhoş kafayla hedef tam da istediği gibi kendisinden sapmışken kayın biraderi Hank’e “bence bu işleri yapan kişi dışarıda bir yerlerde” diyerek, kimliğine ölümüne sahip çıkar.

Jesse Pinkman ve kendi karısı Skyler gibi yan karakterler Walter için bir başka agresif motivasyon kaynağıdır. Jesse’nin sürekli başına dert açması, karısı Skyler’ın onu intikam için aldatması gibi durumlar her defasında Walter’a daha fala kazanan olma motivasyonu olacaktır.          

Kazanma yolunda her seferinde daha da acımasızlaşan Walter bu yolda yaşanan her ölümü “bu gerekliydi” diyerek kısa yoldan mübah kılar kendine. Peki her seferinde bir şekil de başarıya ulaşan Walter nerede çaresizleşir?

Eline geçen her para onun başına bela olur, nereye saklayacağını bilememesi ilk kazandıkları paraya kan bulaşması ile kelimenin tam karşılığı olarak çamaşır makinesinde yıkamak zorunda kalması ve kazandığı onca paranın bir türlü semeresini alamaması Walter’ı daha da çaresizleştirir. Her şeye çözümü olan Bay White, arasının yılardır iyi olmadığı para ile ne yapacağını bir türlü bilemez. Hatta kazandığı para karşısında en büyük rakibi muhasebeci Skyler’la ittifaka mecbur kalır para işlerinin idaresini yapması konusunda. Parayı kazandıkça harcaması daha da imkansızlaşan Walter kendi çocuğuna bir araba alamayacaksa bu parayı kazanmanın ne anlamı olacağını sorgular sürekli.

Şimdi kısa bir süre elinize geçen paranın harcayamayacağınız kadar çok olmasını ve kazandıkça ona bağımlılığınızın ne kadar artabileceğini düşünün. “Hadi canım parayı verin bak ben nasıl harcıyorum” dediğinize eminim. O iş o kadar kolay değildir aslında. Parası, gücü, iktidarı olanlara her baktığımız da sonucun çokta iç açıcı olmadığını görürüz.

Döneminde dünyanın en büyük uyuşturucu baronu olarak kabul edilen Pablo Escobar’ı kazandığı parayı ve gücü nereye harcayacağını bilmediğinden yurt dışından aldığı lüks klozet ele verir mesela (Narcos 2015).

Hadi o kadar uzağa gitmeyelim ve paranın legal yollardan elde edildiğini düşünelim, Türkiye’nin en zenginlerinden Sakıp Sabancı’nın “koskoca araba fabrikam var ama araba kullanacak bir oğlum yok” cümlesini hatırlayalım. Dünyanın birçok güç ve zenginlik sahibi kişisini herkesi köşeye sıkıştıran en kaçınılmaz da ölümdür. Bu da kazananların, kazandıklarına değil de bir süre sonra kazandıklarının onlara sahip olması ile hayatı ıskaladıklarını düşünmelerine sebep olur. Bu bir paradokstur tabi, aksi de insanı başka bir çaresizliğe sürükler. Kazanamamanın verdiği çaresizlik.

Walter White’ın yıllar evvel kuruculuğu yaptığı anlık değeri 2 milyar 160 Milyon dolar şirketin kendine ait hissesini sadece 5 bin dolara satmasıdır aslında bu kadar hırslanmasına sebep olan. Demek ki insanın kazanma motivasyonu sadece maddi değil manevi tatmindir de.          

Bunu en iyi, saymakta bile aciz kaldıkları para yığının başında Skyler’ın, Walter’a “durman için ne kadar kazanman gerekiyor” cümlesinden anlarız. Evet maddi olarak artık durabilir ama onu asıl hareket geçiren manevi tarafını tatmin etmemiştir. Kötülüğe saptıkça kazananan, kazandıkça içindeki egonun büyüklüğü ile yüzleşen Walter, kazancının her arttığı adımda onu daha da çaresizleştirdiğini görür.

Siz hiç, birisiyle biraz daha sohbet edebilmek için binlerce dolar verecek hale geldiniz mi? Galiba paranın satın alamadıklarının arasında her daim sağlık ve dostluk gelir. Walter sağlığını daha yolun başında kaybetmiştir ve parası onu geri getirmeyecektir, git gide dostlarını da hem madden hem manen kaybettikçe çaresizleşir.           

Adını ortaklık kurduğu kişiye söyletirken, kazandığı Heisenberg kimliğinin aslında kazanmak için tüm varlığını ortaya koyduğu Walter White kimliğinin çaresizliğini örtme çabasından başka bir şey olmaması manidardır. Kimyacı Walter’ın fizikçi idolü Werner Heisenberg’in “belirsizlik ilkesi” özetle bir parçacığın momentumu ve konumu aynı anda tam doğrulukla ölçülemez. Walter’ın durumuda son sahneye kadar hatta devamı niteliğinde olan “El Camino”ya (2019) kadar devam eden belirsizliğinin bir temsili gibidir.           

       

Acaba Walter öldü mü? Bu soru, dizinin ve akabinde Walter White’ın hayranlarının onun ölmemesi temennisi olmakla birlikte net olarak verilmeyen bir ölümün de neticesidir. Akıllarda ölümsüzleşen Heisenberg, daha en baştan ölüme çıktığı yolculuğu nasıl geçireceğini anlatmıştır ve artık, kaybeden, çaresiz Walter olmayacağım demiştir aslıda.

Tam rakam verilmemekle birlikte 372 bin dolara göre pozitif mana da büyük bir sapma olmuştur ve rakamın artması ile çaresizlikte git gide artmıştır. Bir süre sonra parayı kurtarmak için belki de tonla parayı (bu arada ton mecazen değil) saklamak için büyük bir çukuru tek başına kazacak ve içine kendi ağırlığından fazla para demetlerini koyduğu varilleri yine tek başına o çukura koyacaktır. Tüm bu işlem onu öylesine yorar ki evine gelip banyo yapmak için çeşmeyi açtıktan sonra oraya bayılır.

İnsan büyür büyüdükte sorumlulukları artar sonra yaşlanır sorumlulukları tekrar azalır, iş öyle bir hal alır ki bir çocuğa olan beklentilerin bile altına düşer. Bu insani devr-i daim kaçınılmazdır, bir anlamda da bu sonuca bir çare yoktur. Kazanılmış çaresizlik bunun dışında kendi tercihlerimizle verdiğimiz kararların sonuçlarıdır. İnsan eğlenmek ister, çok güzel bir gün, gece, parti vs. geçirir ama bu onu tatmin etmez. Sonuç “after party” (parti sonrası eğlence)dir. Yaşadığımız hayatın ardına gelecek olan, nasıl yaşadığımıza doğrudan bağlı olarak ya bir after party olacak ya da malum!

Walter’ın diğer uyuşturucu baronları gibi şaşalı bir hayatta yaşayamaz ve derdi de değildir. Aldığı lüks arabası bile mütevazı olmak zorundadır, kılık kıyafeti öğretmenliğinde giydiklerinin ötesine geçmez, aldıktan sonra hiç kolundan çıkarmadığı Pinkman’in hediyesi saat bile başına dert olacaktır. Ömrü vefa edecek kadar o para elinde de kalsa jübilenden sonraki hayali geçmiş hayatından kaçmaktır.

Eğer normalseniz bu normallik peşinizi bırakmaz der “Braking Bad”. Bu o kadar da kötü bir şey değildir aslında. Hayattan tat alma diyerek sunulan bilimum eğlence yöntemleri bir süre sonra hayatın tatsızlaşıp monotonlaşmasına da sebep olabilir.

Pinkman’in sponsorluğundan gerçekleşen bütün keşlerin hayatının fırsatı kabul edilebilecek bedava sınırsız mal (uyuşturucu) ve eğlence bir süre sonra keşleri bile bıktırır. Pinkman’de hem bir kaybeden hem de büyük bir çaresizdir. Karşı cinsle kurmak istediği ciddi manadaki tüm arkadaşlıklar elinden tek tek dökülür. Elindeki güç ve akabinde paradan ne zaman kurtulmak istese çaresizce bir şekilde çanta içerisinde ona geri döner ve hayatı her zamankinden berbat bir hal alır.

Walter çaresizliğinin en uç noktasını elindeki tüm kimlikleri sildirmek zorunda kaldığı zamanda karlar içinde ücra bir yerdeki evde yalnızlıkla mücadelesinde yaşar.

Tekrar ve son olarak hayattan ve gerçek manadaki salt kötülerden intikam alıp bir imza bırakma niyetiyle çoktan geçtiği hayatını da tehlikeye atarak Pinkman’i kötü adamlardan kurtarır. Pinkman, Walter’ın ailem dediği en önemli değerin içinde yerini çoktan almıştır hattı zatında.

Evet belki bir şekilde ailesine bıraktığı maddi mirası ve aldığı bir çok cana karşılık kurtarabildiği son hayat olan Pinkman dışında elinde koca bir hiçlikle öte dünyaya taşınır.

Çaresizlik içinde bulunduğumuz en zor şart ve hiçbir şey yapamama hali midir? Yoksa biz durumumuzu elimiz de her şey varken bile çaresizleştirir miyiz? Durup “ee, şimdi ne olacak” dediğimiz her duruma adım adım kendi ayaklarımızla gideriz. Carpe Diem “anı yaşa” klişesinin de ötesinde yokluğun ve varlığın verebileceği çaresizlikle nasıl başa çıkarız? Kazandıklarımızın bizi hızla, mümkünsüzlüğe itmesine nasıl mani olabiliriz?

Sanki yokluğa isyan edenler çok normal karşılanırken, varlığa da isyan etme durumu yokmuş gibi davranmak bizi asıl çaresizliğe iten şey. Bilinen çaresizliğin; yani elimizde olmayan sebeplerle düştüğümüzün dışında, daha tehlikeli olan kendi elimizle kazandığımız çaresizlikler var. Varlık gösterme mücadelesinin, başarısının bile insanı çaresizliğe itebileceğine en güzel örneklerinden biri olan “Braking Bad” dizisinin kahramanı Walter White üzerinden şöyle bir göz gezdirdik. Ne diyelim Allah c.c. çaresiz dert vermesin.