07.11.2020 / Deneme / Genel

Gerçeklerin önüne çektiğimiz hayal perdesini, itiraf /dürüstlük kılıcı ile yırttığımız zaman, kendi zihin dünyamıza, gerçeklerin dünyasına dönmüşüzdür, artık yapılacak şey sabredip tekrar karanlığa geri dönmemektir.  

Askerlik yüzeysel bir gözle bakıldığında “emir verme sistemi” üzerine kurulu gibi gelebilir insana, dünya tarihleri de savaşlardan, zaferlerden bahsederken birkaç dahi komutanı ön plana çıkararak bu görüşü destekler, ancak komutan tek başına savaşıp kazanmadığına göre askerlik asıl “emir alma sistemi” ile çalışır, zincirleme olarak neferden komutana kadar herkes emir alır. Herkese emir verir gibi görünen bir kişi bulunabilirse de o da zihnindeki idealine itaat etmektedir. 

ne olduğunu bil

Aynı şekilde beynimiz de hem beden ülkesinde ikinci komutan, (Bir numara kim?) hem de muazzam söz dinleme kapasitesi olan bir nefer. Fikir kodlarıyla ona bir komut satırı yazdığınızda, buna göre hareket edebiliyor. Ona “iyiyim” komutunu verildiğinde artık o, iyi olabileceğini düşünmeye başlayıp, buna göre hareket edebiliyor.  

Biz, “Hemen her konuda başarısız olmama ve bundan nefret etmeme rağmen kendimi seviyorum”  komut satırıyla kodlama yaptığımızda ilk kısımdaki “itiraf”  ile kişiyi, kişiliği ezen suçluluk duygusundan, yani kötücül bir yazılımdan, virüsten, bir siyah tavşandan kurtuluyoruz, kendimize olan itirafımızın gücü nispetinde. Çünkü bu itirafla, virüsün karşısına çıkma cesaretini ve onu karşımıza alma yiğitliğini göstermiş oluyoruz. Böylece, onun kaçak dövüşme şansı da ortadan kalkmış oluyor. İhtimal ki bu durumda virüs otomatik olarak sıvışacaktır! Çünkü o tıpkı karanlığın kendi başına varlığının olmayıp ancak ışığın olmadığı yerlerde bulunması gibi, biz gerçeklerden kaçabileceğimiz yanılgısıyla önüne çektiğimiz hayal perdesini, dolayısıyla o perdede oynattıklarımızı, itiraf /dürüstlük kılıcı ile yırttığımız zaman, kendi zihin dünyamıza, gerçeklerin dünyasına dönmüşüzdür, artık yapılacak şey sabredip tekrar karanlığa geri dönmemektir.  

kilit

Komut satırının ikinci kısmında ondan “nefret” imizi hatalı kodlamanın kendisine yönelterek uzun zamandır onun bize fısıldadıklarını kendi fikrimizmiş gibi sanmanın ve savunmanın eziyetinden, esaretinden de kurtulmuş oluyoruz. Artık, virüsümüz tespit edilmiş ve “delete” komutu verilmiştir. Zihin programlarımıza dahil olduğundan beri ilk defa onun aslında bizden farklı bir yazılım içerdiğini idrak etmemiz, kişiliğimizdeki “ben” bilincini geliştirecektir, kendinin ne olmadığını anladığında ne olduğunu anlama işlemi de başlamış olacaktır. Bu insanda “özgüven duygusu”nu doğurup beslemez mi: Güven ise “sevme”nin ortamıdır.  

Son cümle artık zararlı satırın silinmesinden sonra insanın  kendini tanımada ilerleyişini ve bundan duyduğu memnuniyeti ifade eder. Engin denizleri sevmek, bir parça su olan insanın mayasında vardır. Artık insan beynine, denizlere açılan rota ilham edilmektedir Artık o zararlı yazılımları gözü kapalı ayırt edebilmektedir faydalıdan. Artık zararlı yazılımların saldırılarından kaçmak zorunda değildir o. Artık isteği ırmaktan ayrılmamaktır, hayat serüvenine derinlerde devam edecek ve bir parçası olduğu engin denize ulaşıncaya kadar akıp gidecektir... Ne garip! O daha önceleri yanılgı dolu algılamaları sonucu denizin kendi kabına dolacağını sanıyordu, ne zaman ki kendi kabının aslında deniz ile arasındaki engel olduğunu anladı ve onu denize attı.  

Her zihnin “zararlı kodlaması” farklıdır, bu sebeple yazılacak anti-virüs komut satırı da farklı olacaktır. Kelimelerimizi yalnız sarf edilen değil benliğimizi ve beynimizi idare eden kodlar, komutlar olduğunun gerçekten bilincine vardığımızda, kelimelerimizi seçerek kullanmanın bir hayat felsefesi olduğunu öğrendiğimizde, hayatımızı kelimelerin nasıl idare ettiğini yakînen görebileceğiz. Onları doğru kullandığımızda hayatımız değişecek. Kelimelerini değiştiren hayatını değiştirir ve o zaman şu komut satırının zamanı geldi: “Sistem çöktü” (zaten iğretiydi). Gerçek olan ayakta. “Bunun ne kadar süreceği size bağlı”. 

İfade-i Meram, Hülasa-i Kelam

İç dünyadaki bütün korsan yayınları susturup, alıcılarının ayarını doğru yapan, başka bir deyişle akleden kalplerini yeniden inşa eden büyükler “Kelam Hakk’ın Kalemidir” diye haber vermişler. Kelimelerimiz Hayy’dan gelen Hu’ya giden hazineler... Söylemekle tükenmez olması, çar çur edilebilir olduğu göstermez. Zira helalin hesabı, haramın azabı var. O gün ki nimetlerden sorulacağı gündür. Hiç “söz” hazinesinin nereye harcandığından sorulmaz mı? Öyleyse Allah Aşkına!  Başta kendimize olmak üzere “Ya Hayrı Söylemek Ya Susmak” gerek, vesselam.