6.3.2019 / Deneme

Sakin bir kişiliği vardı. Onunla akşamları izlediğimiz “Denizler İmparatoru” isimli bir Güney Kore dizisi sayesinde tanışmıştım.

Bu bir anı yazısıdır sevgili okur.

Eski zamanlarda, henüz genç biriyken, bir eğitim merkezinde, kırk günlük süre zarfında, aynı sınıfta eğitim görmediğimiz halde, doksan küsur kişilik bir öğrenci grubunun içinde, yalnızca yemekhanede ve kantinde rastladığım, aynaya bakıyor hissi yaşatan; ama benimle hiç de aynı olmayan bir arkadaşım olmuştu.

Ben oldukça dikkat çeken biriydim, çünkü yatılı olarak kaldığımız bu eğitim merkezinin ecza dolabının bulunduğu odanın anahtarını müdür kırk günlüğüne bana vermişti. Ayrıca yemekhaneye en önce girip, yemekhane personeline yemek dağıtımı vs. işlerde yardım ettikten sonra, en son yemek yediğim için de çabucak tanınmış ve sevilen bir kişi olmuştum. Her hasta olan ve her acıkan beni mutlaka görüyordu.

Arkadaşım ise aksine hiç ortalıklarda dolanmaz, kaldığı yatakhanedeki arkadaşlarıyla ve sınıfından birkaç kişiyle görüşür, yemeğini yer, dizisini izler, yatardı.

sakin bir kişilik

Akşamları dizi sebebiyle de benimle konuşuyordu. Benim anlatacak ne kadar çok konum varsa, onun da dinleyecek o kadar vakti vardı. Ben anlattım, o dinledi, ben anlattım o dinledi.

Kırk günün sonunda vedalaşıp ayrıldık ve yaklaşık iki sene kadar sonra, kardeşimi yanıma alıp onu ziyaret etmeye karar verdim. Köyde olmasına ve ulaşımla ilgili sıkıntılar da bulunmasına rağmen, hiç ikiletmeden bizi evinde ağırlamayı kabul etti. Yaklaşık 14 saatlik bir yolculuk sonunda Mersin terminaline ulaştık, arkadaşımla buluştuk ve günde sadece tek sefer yapan köy minibüsüne bindik.

Kaldığı evde su tesisatı yoktu. Taşıma suyla bizi iki gün kadar ağırladı. Allah ne verdiyse yedik içtik, muhabbet ettik. Filmlerin sesini kapatıp, dublaj videoları çektik. Güldük, eğlendik.

İşte bu yazıyı yazmamı sağlayan ve bizi dakikalarca güldüren şey de o iki gün içinde gerçekleşti.

“Narenciye sıkacağı ne bee”

narenciye kızı