16.11.2020 / Din

Dilimizdeki nafile zarar, dinimizdeki nâfile kârdır. 

Arapçadaki nafile, Türkçedekinin aksine zararlı değil yararlıdır.

Nafile kelimesine Word’ün verdiği Türkçe karşılıklar tamamen menfidir ve şöyledir:

Yararsız, Kullanışsız, Faydasız, Boş, Lüzumsuz, Berhava, Geçersiz, Besinsiz, Hükümsüz, Değersiz, Yaramaz.

Benzer sözcükler: Anlamsız, Kıraç, Kötü, Uğursuz, Uygunsuz, Abes, Gereksiz, Verimsiz.

Belirteç: Boşuna, Heder, Nahak, Boş yere, Sonuçsuz, Lüzumsuz yere, Fuzulî, Sebepsiz, Zarar ve Ziyan.

Arapçada ise nafile kelimesi hakkındaki genel kanaat, kabul ettiğimiz ve kabul etmediğimiz kısımlarıyla literatürde şu şekildedir. Kabul ettiğimiz kısımlar kalın harflerle işaretlidir:

«Nefel ve nafile asla ilâve edilen şeydir. Birinin üzerine farz olmadığı halde kendiliğinden yaptığı iyiliğe nefel veya nafile denir. Farz ibadete ilâve olduğu için, fazla ibadete de “nafile” denilmiştir.»[1]

«Nefel, ganimet demektir[2] «Enfâl, nefel’in çoğulu olup, “savaş ganimetleri” anlamına gelmektedir[3]

«Ganimete nefel denilmesinin sebebi ise bunların, Allah’ın lütfu olarak, düşmandan alınıp Müslümanlara verilmesidir [4]

«Nafile, “fazlaca iyilikte ve hayırda bulunma, kemal derecesi, olgunluk alâmeti ve üstün haslet, torun, karşılıksız bir hediye ve herhangi bir şeye ilave anlamlarına gelmektedir[5]

«Ganimet kelimesi, sözlükte “bir şeyi zorluk çekmeden elde etmek” demektir. Ganimet kelimesi ve türevleri Kur’an-ı Kerîm’de altı[6] yerde geçmektedir (Nisâ 94; Enfâl 41, 69; Feth 15, 19 ve 20). Nefel kelimesinde “fazlalık” anlamı bulunduğundan, savaş sırasında ele geçirilen mal veya esirler savaşın amaçlarını gerçekleştirdikten sonra ilâve olarak elde edildiği için bu şekilde isimlendirmiştir. Alimlerin bir kısmı ise, “devlet başkanının veya bir kumandanın, savaşta üstün başarı gösterenlere vaat ettiği mallara da ganimet adını vermiştir (Taberî, XIII, 361-371; Serahsî, Şerhu Kitâbi’s-Siyeri’l-kebîr, II, 593-595; Kurtubî, VII, 361-364 ).»[7]

«Nefl kökünden türeyen nafile kelimesi (çoğulu nevâfil) sözlükte “hak edilen miktara veya paya eklenen, ziyade, ilâve, fazlalık” gibi anlamlara gelir; ayrıca nefel ile eş anlamlı olarak “ganimet ve bağış” manasında da kullanılır. Kur’an-ı Kerîm’de “ganimetler” anlamında olmak üzere nefelin çoğulu olan enfâl, aynı ayette iki defa (8/1), nafile kelimesi biri “torun” (21/72), diğeri “ilâve ibadet” (17/79) manasında olmak üzere iki ayette geçer. Müfessirler, bunların ilkinde torunun kişinin kendi çocuğuna nispetle fazladan bir armağan sayılması dolayısıyla, ikincisinde teheccüd namazının ya Hz. Peygamber’e yüklenen ilâve bir vecibe olması veya kılana fazla sevap kazandırması sebebiyle bu kelimenin kullanıldığını belirtirler. Bazı müfessirler, “Allah adaleti ve ihsanı emreder” mealindeki ayette (16/90)[8] geçen adaleti farzlar, ihsanı[9] ise nafileler şeklinde yorumlamıştır (Şevkânî, III, 187-188).»[10]

«Bir Kur’an sözlüğüne göre ganimet, yağma veya talan malıdır.»[11]

Sözlükte verilen “yağma veya talan malıdır” anlamını doğru kabul edersek, “Allah size birçok ganimet vaat etmiştir”[12] ayeti, Allah Teâlâ’nın yağmayı ve talanı meşru sayması olarak mı anlaşılmalıdır?

Hiç düşünmeden ganimet kelimesine böylesi saçma bir anlamı vermek, hem günah hem ayıptır.

Açıklamalar içerisinde nafile kelimesinin ganimet anlamına geldiğinde ittifak edildiğini görüyoruz. Şimdi, içinde bu kelimenin geçtiği bazı ayetleri üzerinde ittifak edilen ganimet anlamı çerçevesinde gözden geçiriyoruz:

N-F-L kökünden türetilmiş kelimeler, Kur'an'da 4 kez geçmektedir.

Biri Enfâl Suresinin 1’nci ayetindedir:

Yes'elûneke anil enfâl, gulil enfâlü lillâhi verrasûl, fettegullâhe ve aslihû zâte beynikum, ve edıyullâhe ve rasûlehû in küntüm mü'minîn.

Soruyorlar sana, ganimetlere / savaş gelirlerine dair;

De ki: Cihadın bahşettiği gelirler, Allah’a ve Elçisine aittir.

«Enfali soruyorlar buyurulmayıp “enfalden / ganimetlerden soruyorlar” buyurulması, enfalin durumunu, onunla ilgili hükmü soruyorlar demek olduğuna işarettir ve bu cihet zaten verilen cevaptan da açıkça bellidir.» [13]

Enfâl sûresinin 1’inci ayetinin, nefel’in çoğulu olan enfâl kelimesinin, meallerde ganimet olarak çevrildiğini görüyoruz ve bazı örnekler veriyoruz:

Yes'elûneke anil enfâl, gulil enfâlü lillâhi ver rasûl, fettegullâhe ve aslihû zâte beynikum, ve etîullâhe ve rasûlehû in küntüm mué'minîn.

Hamdi Döndüren Meali:

Sana, savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki: “Ganimetler, Allah’ın ve elçisinindir.

Ali Fikri Yavuz Meali:

(Ey Rasûlüm)!  Sana harp ganimetlerinin kime ait olduğunu soruyorlar. De ki: “Bu ganimetlerin taksimi, Allah'a ve Elçisine aittir.”

Fizilalil Kuran Meali:

Sana savaş ganimetlerinin bölüşümü hakkında soru sorarlar. “De ki; ganimetler hakkında hüküm verme yetkisi Allah'a ve Peygamber'e aittir.”

Ama İsrâ 79’da geçen nâfile kelimesine aynı manayı verenleri ne yazık ki göremiyoruz.

Ve minel leyli fetehecced bihî nâfileten lek, asâ ey yeb'aseke rabbüke megâmen mahmûdâ.

Diyanet Meali:

Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl.

Hasan Basri Çantay Meali:

Gecenin bir kısmında da uyanıb, sırf sana mahsus fazla (bir ibâdet) olmak üzere onunla (Kur'an ile) gece namazı kıl.

Hamdi Döndüren Meali:

Gecenin bir bölümünde de sana ait bir nâfile namaz kılmak üzere uyan; böylece Rabbinin seni, güzel bir makama ulaştırması umulur.

Hasib Asutay Meali:

(Resulüm!) Gecenin bir kısmında uyanarak, sana özgü nafile (bir ibadet) olmak üzere onunla (Kur'an'la) teheccüd namazı kıl.

Ali Bulaç Meali:

Gecenin bir kısmında kalk, sana ait nafile olarak onunla (Kur'an'la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır.

Celal Yıldırım Meali:

Gecenin bir bölümünde uykudan kalk da sana has, fazladan bir namazı, onunla (Kur’an ile) kıl.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

Geceden de sana mahsus fazla bir namaz olarak uykudan kalk, Kur'an ile teheccüd kıl.

Ali Fikri Yavuz Meali:

(Ey Rasûlüm), sana mahsus fazla bir namaz olarak, gece uykudan kalk da Kur'ân ile teheccüd (gece namazı) kıl.

Aşağıdaki şu üç mealde, nâfile kelimesinin ne doğru ne de yanlış, hiçbir anlamına rastlayamıyoruz:

Süleyman Ateş Meali:

Ayrıca sana özgü olarak gecenin bir kısmında da Kur’an oku(yup namaz kıl)mak üzere uyan!

Yaşar Nuri Öztürk Meali:

Sana özgü bir davranış olarak, gecenin bir kısmında, o Kur'an'la meşgul olmak üzere uyanık ol/uykudan uyan.

Suat Yıldırım Meali:

Sana mahsus olmak üzere gecenin bir kısmında kalkıp Kur’an oku, teheccüd namazı kıl.

Bu ayet, müfessirlerce özet olarak aşağıdaki şekilde izah edilmiştir:

«İsrâ 79’a göre teheccüd; gece uyanıp namaz kılmaktır. Hasan Basrî’ye göre teheccüd, yatsıdan sonra kılınan namaz olup, yine biraz uyuduktan sonra kılınır. Teheccüd namazı Hz. Peygamber’in kendisine farzdır, ümmetine farz değildir. Kur’an, Hz. Peygamber’in ve onunla birlikte birtakım sahabelerin “gecenin üçte ikisinde, yarısında ve üçte birinde” kalkarak gece namazı kıldıklarını bildirir (73/20).»[14]

Çok şükür ki bir hocamız, teheccüde bu anlamın daha sonraları verildiğini belirtmiştir:[15]

«Teheccüd, zıt anlamlı kelimelerden olup, önceleri hem uyumak hem de uyanmak manasındadır. Daha sonra,[16] “namaz kılmak ve Allah'ı zikretmek için gece uyanmak” manasında kullanılmıştır. Gece uykusu bölünerek kalkıp kılınan namazlara teheccüd namazı denilmeye başlanmıştır.»

Bu açıklama önemlidir. Çünkü teheccüd kelimesi, namaz kılmakla değil uykudan uyanmakla ilgilidir:

«Karşıt anlamlı bir kelime olan teheccüd sözlükte “uyumak; uyanmak, uykudan güçlükle uyanmak” anlamına gelir (Hatîb eş-Şirbînî, I, 348; İbn Âbidîn, II, 24).»[17]

«Tehcîd uykuyu gidermek (uyandırmak), teheccüd de uyanmak demektir. Ayetteki bihî zamiri, önceki 78’inci ayetin sonundaki Kur’an'a gider. "Kur’an ile uyan / Kur’an okumak için geceleyin uykudan uyan” demektir.»[18]

Yukarıda aktardığımız meallerde görüldüğü üzere İsrâ 79, hem “teheccüd” hem de “nafile” kelimesine verilen yersiz ve yetersiz mana yüzünden, ne yazık ki anlaşılamaz ayetlerden biridir. Dilimiz döndüğünce bizim çevirimiz şu şekildedir:

Güneşin tam tepe noktasını aşmasından, çökmesine kadar gecenin iyice,[19]

Ayağa kaldır namazını / sağlamla salâtını gereğince!

Fecir / gündoğumu okuyuşunu da ifa eyle yerli yerince!

Çünkü fecir okuyuşuyla, (ulvi gerçeklere)[20] şâhit olunur [epeyce].

Gecenin bir kısmında da uykuna ara verip,[21] yine onunla / Kur’an okuyuşuyla meşgul ol![22]

Böylece gecenin bir vaktinde, kendin için müteaddit gelir elde et / ganimet devşir bol bol![23]

Rabbin de bu fiilin sayesinde makâm-ı mahmûd’a / ferâset pâyesine[24] doğru aldırsın sana yol.

Ayetteki “Lek= Sana mahsus / sana özgü / sana ait” ibaresinin zahirine aldanıp, teheccüd’ü sırf peygamberin vazifesi zannetmek de doğru değildir. Doğru yorum, bazı alimlerimizin aşağıda bildirdiği gibidir:  

«Kur’an-ı Kerîm’de gecelerin ibadetle ihya edilmesinin önemini vurgulayan birçok ayet bulunmakta, bunların bir kısmında doğrudan Hz. Peygamber’e hitap edilirken (17/79; 20/130; 50/40; 52/49; 73/1-7, 20; 76/25) bir kısmında gece vakti Allah’a kulluk için özel çaba harcayan Müslümanları övücü ve özendirici ifadeler yer almakta (3/17; 21/20; 25/64; 32/16-17; 39/9; 51/15-18), bir ayette ise Ehl-i kitap içerisinde inançlarında samimi olan ve geceleri Allah’ın âyetlerini okuyup secdeye kapanan bir grubun varlığından söz edilmektedir (3/113).»[25]

«İşin aslı, teheccüd ibadeti, sanıldığı gibi sadece peygamber Efendimize ait bir vazife değildir. Tüm Müslümanlar, uykudan uyanarak gecelerin bir kısmını Kur’an tetkiki ile geçirmek mecburiyetindedir. Şu var ki, Efendimiz bu vazifesini namaz kılarak ve namazda okuduğu ayetleri zihninde diğer ayetlerle bitiştirerek ifa etmiştir. Eline bir eser almadan bunu becerebilecekler için, kıldıkları namaz elbette ki müminlerden istenen teheccüd ibadetinin ta kendisidir.»[26]

«Gecenin bir kısmında kalkmanın, özel olarak Peygamber'in kendisine farz olup ümmetine farz olmadığı söylenir. Bu mütalâa, ayetteki "lek= senin için" ifadesinden çıkarılmıştır. Fakat bize göre gece kalkmanın önemini vurgulamayı amaçlayan bu söylemden böyle bir anlam çıkmaz. Bu emir, Peygamber'in kişiliğinde bütün ümmet bireylerine de yöneliktir. Nasıl ki: "Gündüzün iki tarafında (sabah, akşam) ve geceye yakın saatlerde namaz kıl!" {Hûd 114) ayetinde Peygamber'e yöneltilen “gündüzün iki ucunda namaz kıl” emri, aynı zamanda nasıl bütün ümmet bireylerini bağlıyorsa, Peygamber'e gece kalkmasını emreden ayetler de ümmet bireylerinin tümünü bağlar ve gece ibadetini yalnız Peygamber'e değil, bütün inananlara farz kılar. Kur’an’da Peygamber'e olan hitaplar -özel olduğuna dair delil yoksa- bütün ümmet bireylerini kapsar. Bundan dolayı teheccüd, gücü olan her mümine farzdır. Gerek İsrâ gerek Hûd Sûresi'ndeki emirler, öncelikle Hz. Peygamber'e yöneliktir. Fakat ümmeti de bu emirlerle muhataptır. Hz. Peygamber, ümmeti için bir örnektir. Ümmeti de onun yaptığını yapmalıdır.» [27]

Geceyi en başta Kur’an tetkiki olmak üzere namaz, zikir ve fikir gibi ibadetlerle ganimete çevirmenin tüm Müslümanlara şart olduğunu ortaya koyan başlıca ayetler:

Zâriyât Sûresi 15-18

Müttakiler / aksilikten ve gafletten sakınanlar,

Hem cennetlerde hem pınarların başlarındadırlar.

[Zira] onlar, Rablerinin kendilerine verdiklerini / mesajlarını alırdılar;

Bu cennete girmeden önce, muhsince / Allah’ı görür gibi davranırdılar.

Geceleri pek az uyurdular / İsrâ / gece mesaisi yapardılar;

Seherlerde / sahurlarda istiğfar için kelime arayışındaydılar;[28] 3/17

Âl-i İmrân Sûresi 16-17

[Cennetlerin sakınıcı sahipleri] şu kimselerdir:

“Rabbimiz! Hepimiz iman ettik” diyenlerdir;

“Lütfen! Bizim için af” diyerek bağışlanma bekleyenlerdir;

Ve: “Bizi ateş azabından koru” diye[rek Ona niyaz ede]nlerdir.

Zorluklara göğüs gerenler, sabırlı davrananlardır;

Allah’a verdikleri sözde duranlar / sadık olanlardır;

Mallarının [iyilerini / kalitelilerini][29] Allah yolunda harcayanlardır;

Yani seherlerde / sahurlarda bağışlanma talebinde bulunanlardır.[30] 51/17-18. (2/187)

Secde Sûresi 15-16

Ayetlerimize ancak müminler inanırlar [ki, bu kişiler ancak şunlardır]:

Kendilerine ayetlerimiz hatırlatıldığında, saygıyla yerlere kapananlardır; 25/73

Rablerini hamd ile tesbih edenler/itaat ederek hayatlarını Ona adayanlardır;

Zerre miktarı kibre kapılmayanlar/Onun emirlerini harfiyen uygulayanlardır.

[Gözlerine uyku girmeyenler], yanları yataklarından uzaklaşanlardır;

Korku ve iştiyakla, durup dinlenmeden [herkesi] Rablerine çağıranlardır;

Kendilerine tahsis etmiş olduğumuz rızıktan, [varlıkta ve darlıkta][31] harcayanlardır.

Müzzemmil Sûresi 1-7

Ey örtüye bürünen/sarınan! /

Ey kabuğuna çekilen/saklanan!

Az bir kısmı hariç, kalk [her] gece; (6/96)

[Kalk gecenin] yarısında veya yarısından biraz önce;

Veya [kalk gecenin] yarısı biraz geçince. (23/67)

Oku Kur’an’ı tertil ederek / düşüne düşüne, hece hece![32] 17/106. 25/32.

[Çünkü indirilmesinin sebebi, has akıllıların, onun buyurduğu tedbirleri almasıdır];[33]

[Yapacakları her bir iş için ayetlerinin hatırlanması/yani Kur’an’ca onaylanmasıdır].[34]

Kuşkusuz ki, ağır bir sözü omzuna yükleyeceğiz;

[Sonra da o yükü kaldıracak/sırtından indireceğiz]. 94/2

Az uyuduktan sonraki uyanış anı, son derece etkilidir;[35]

Hem o saat, sözü sağlam anlamaya daha çok elverişlidir.

[Gündüze gelince, onun neş-esi gece etkisine benzemez];

Zira gündüz seni bekleyen diğer mesain bitmez tükenmez.

Müzzemmil Sûresi 20

Rabbin biliyor elbet, gecenin üçte ikisine yakın bir anda ayağa dikildiğini;

Bazen yarısında, bazen de üçte birinde, [yataktan kalkıp Kur’an’ı tertil ettiğini]; [73/4]

Biliyor yine Rabbin, seninle birlikte bir taifenin daha aynı fiili işlediğini.

Geceyi ve gündüzü Allah takdir ediyor;

[Her ikisine de plân ve programı o çiziyor].

Bildi Allah, [Kur’an’ın tamamının tetkikinin] hakkını veremeyeceğinizi;[36]

[Bu yüzden bağışladı nisyanınızı ve hatanızı], kabul etti tövbelerinizi.

Okuyun artık Kur’an’dan, [ne kadarını kavramak] geliyorsa kolayınıza;

[Lüzum yok, çözemediğiniz ayetler hususunda zorlanmanıza].

Yine bildi ki Allah, içinizden kimileri hasta olacaktır;

Kimileri ise Allah’ın fazlını elde etmek için arzda dolanacaktır;62/10

Kimileri de Allah yolunda [gazaya çıkacak kâfirlerle] vuruşacaktır.

[Bu yüzden] kolayınıza gelen yeri okuyunuz Kur’an’dan!

[İçinizde iyiliği öneren ve kötülüğü önleyen hayırlı bir gurup bulunsun her an]![37]

Netice

Biz, İsrâ 79’u şu şekilde çevirmiştik:

Gecenin bir kısmında da uykuna ara verip,[38] yine onunla / Kur’an okuyuşuyla meşgul ol![39]

Böylece gecenin bir vaktinde, kendin için müteaddit gelir elde et / ganimet devşir bol bol![40]

“Nâfileten lek” ibaresini, neden “kendin için ganimet devşir / maden kazan / armağan ve yakınlık elde et” şeklinde çevirdiğimizi, ilim talep ediciler / ciddi ve hevesli öğreniciler yukarıdaki satır aralarını iyice inceleyerek öğrenebilirler.

Ve çok meşhur olan çok da yanlış anlaşılan şu Hadis-i Kutsi’nin anlamını, bu ayet ışığında düzeltebilirler. Önce hocalarımızın yaptığı çeviriyi verelim ve sonra meselenin aslı üzerine eğilelim:

«Bir kutsî hadiste, “Kulum, üzerine farz olan ibadetleri yerine getirerek yaklaştığı kadar hiçbir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum nâfile ibadetleri ifa ederek bana o kadar çok yaklaşır ki ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Bu kul bir şey isterse dileğini yerine getiririm, başı darda kaldığında onu korurum” denilmiştir (Müsned, VI, 256; Buhârî, “Ri?a?”, 38).» [41]

"Allah Teâla hazretleri şöyle ferman buyurdu: "Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifâye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı [aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum." (Buhârî, Rikak 38.) [42]

S. Uludağ ve İ. Canan hocalarımızın “nafile ibadetler” diye tercüme ettiği ifade, Hadiste sadece “ennevâfili= nâfilelerle” olarak geçmektedir. İşin aslı, bu ifadeyi Türkçeye aktarmak için “nafilelerle” çevirisi yetmektedir ama her hadisi izah ederken ayetlere danışmamız gerektiği gibi bu ifadeyi anlamak için de şu Kur’an ayetlerine başvurmamız gerekmektedir. 

17/79: Yukarıda meâli verildi

73/1-7, 20: Yukarıda mealleri verildi

3/16-17: Yukarıda mealleri verildi

21/20:  

Onu gece gündüz tespih eder / adeta emrinde yüzerler;

Asla gevşeklik göstermez[43]/ kulluğa katiyen ara vermezler.[44]

25/64:

Geçirirler gecelerini, Rablerinin huzurunda secdeye vararak;

[Ve geçirirler bazen] kıyamda / ayakta durarak / ayaklanarak.

32/15-17: Yukarıda mealleri verildi

39/9:

(Şimdi kim daha iyi bir kimsedir, böylesi ikiyüzlü geçinen mi?)[45]

Yoksa gece saatlerini secdeyle ve kıyamla itaat içinde geçiren mi?

Ahiret kaygısı taşıyan yani Rabbinin rahmetini umup bekleyen mi?

De ki: Bilen kişilerle bilmeyen kimseler aynı kalitede kişiler midir?

Şunu, sırf akleden bir kalbe sahip olan kişiler zikredebilir / yapabilir.

51/15-18: Yukarıda mealleri verildi

73/2-4 ve 20: Yukarıda mealleri verildi

Hadisi, kitabımızın ayetleri denetiminde şu şekilde toparlayalım:

"Kim benim velime / müminlerin velisi olan Kur’an’ıma [46] düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok değer verdiğim, ona farz kıldığım amelleri eda etmesidir. Kulum nafilelerle / gece yarıları kalkıp Kur’an tetkikinden elde ettiği bu farzlarla / bu ganimetlerle bana o kadar çok yaklaşır ki ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.” [47]

Son sözü, iki basiret sahibi alimin seçkin ifadelerine teslim edelim:

Fâkihânî ve İbnu Hübeyre'ye göre bu Kutsî Hadisin yorumunun şöyle olması gerekir: "O kulum, benim zikrimden / Kur’an’ımdan başka bir şey işitmez. Kitabımın tilavetinden başka bir şeyden lezzet almaz, bana münacattan başka bir şeyle ünsiyet edip teselli elde edemez. Benim melekûtumun acayiplerinden başka bir şey de tefekkür etmez. Ellerini ve ayaklarını ancak benim rızamın bulunduğu şeye atar."»[48]


[1] Hamdi Döndüren Meali Açıklaması

[2] Hasenat.net

[3] Hamdi Döndüren Meali Açıklaması

[4] Hamdi Döndüren Meali Açıklaması. Bu izah, “Nefel’e, ganimet denilmesinin sebebi…” şeklinde değiştirilirse, kabul edebileceğimiz bir cümledir.

[5] Hasenat.net.

[6] Dört (4) yerde geçiyor

[7] TDV İslâm Ansiklopedisi, 13. cilt, 351-354, GANİMET, Müellif: MEHMET ERKAL

[8] 16.90 - İnnallâhe ye'müru bil adli vel ıhsâni ve îtâi zil gurbâ ve yenhâ anil fahşâi vel munkeri vel bağy, yaızuküm lealleküm tezekkerûn.

[9] İhsan, kulun bir fiili, Allah’ın gözetimi altında olduğuna inanarak Allah’ın istediği gibi yapmasıdır. Word’da şu anlamlardadır: Bağış Teberru Iskat Zekât Katkı Fitre Hibe Hediye Sadaka Yardım İyilik Hayır Hayırseverlik Sevap Şefaat Atıfet Yardımseverlik Kerem Kayırıcılık Adalet Sağlık Yardım Vakıf Avantaj Şükran Adâlet Ödül Prim Mansiyon Madalya Müjde Müjdelik Aferin Nişan İkramiye Plâket.

[10] TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 32. cilt, 290-292, NÂFİLE, Müellif: FAHRETTİN ATAR

[11] Bkz. Hasenat

[12] Fetih 20

[13] Elmalılı - Hak Dini Kuran Dili - ENFAL SURESİ - 8.1

[14] Hamdi Döndüren Meali Açıklaması

[15] “Daha sonra” ibaresine dayanarak, cümlenin bir kısmını biz vurguladık.

[16] Şamil İslâm Ansiklopedisi, Durak PUSMAZ

[17] T.D.V. İslâm Ansiklopedisi, 40. cilt, 323-325, TEHECCÜD, Müellif: SAFFET KÖSE

[18] Prof. Dr. Süleyman Ateş, Kur’an Ansiklopedisi, Kuba Yayınları

[19] “Güneşin kaymasından (sonra), gecenin kararmasına kadar namaz kıl” {Arapçada Edatlar Sözlülüğü, S. Bakırcı & S. Çöğenli}

[20] (M. Yıldız)

[21] M. İslâmoğlu

[22] 73/2-4 ve 20

[23] (32/16. 51/17-18.)

[24] Hadis-i Kutsî: “Kulum bana nafilelerle / fecir vaktinde Kur’an tetkikinden elde ettiği ganimetlerle yaklaşmaya devam ederek neticede sevgime erer. Onu bir sevdim mi, artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum.” {Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, İbrahim Canan}.

[25] TDV İslâm Ansiklopedisi, 40. cilt, 323-325, TEHECCÜD, Müellif: SAFFET KÖSE

[26] Hakkı Sıddık

[27] Prof. Dr. Süleyman Ateş, Kur’an Ansiklopedisi, Kuba Yayınları: 20/208-216.

[28] “Seher” kelimesi “sihir ile aynı kökten gelir {İslâmoğlu}. * Bu yüzden seher, kelimelerle/ilâhî vahiyle meşgul olmanın en etkili saatidir. Zira sihir, ayırmayı ve etkilemeyi ifade eder.

[29] [2/267. 3/92]

[30] Müslümanlar, seherlerde/sahur vakitlerine kadar bağışlanma çareleri ararlar / sabahlara kadar Kur’an’ı kelime kelime didiklerler, edindikleri bilgilerle affedilmenin peşine düşerler.  Evet, Allah’tan bağışlanma dilemek, yani Ona yönelmek, ancak kelimelere dönüp Kitabın tümüne sahip çıkmakla, hâsılı Kur’an’ın önerilerine harfiyen uymakla mümkündür. Bkz. 11/3. Ayrıca bkz. 2/37, 124, 208. 3/39; 4/46; 5/13; 6/115. Allah da, İstiğfar edenlere azap etmez (8/33).

[31] [13/134]

[32] Hadis- Şerif: “Üç günden az bir zamanda Kur’an’ı hatmeden kişi, ne okuduğunu anlamamıştır.” {Ebû Dâvud, Kıraat, 1; Tirmizî, Kıraat, 13; İbni Mâce, İgâmetüssalât, 178; Dârimî, Salât, 173}. * «Müzzemmil, 4 emrinin manası, "O Kur’an’ın hayranlık uyandıran yönlerine ve manalarına vakıf ol!" demektir» {Fahreddin Razi - Tefsiri Kebir – Mü’minûn 1}.

[33] 4/82. 47/24. 38/29

[34] 38/29

[35] 51/18’e bkz.

[36]İhsâ”, bir Hadîs-i Şerif’in diğer bir varyantında “muhafaza” anlamındadır. Buhârî, Deavât, 68, VII, 169; Müslim, Zikr 6, III, 2062

[37] “Küntüm hayra ümmetin ühricet linnêsi”; “Hayruküm men teallemel-gur-êne vallemehû”

[38] M. İslâmoğlu

[39] 73/2-4 ve 20

[40] (32/16. 51/17-18.)

[41] TDV İslâm Ansiklopedisi, 32. cilt, 292-293, NÂFİLE. TASAVVUF. Müellif: SÜLEYMAN ULUDAĞ

[42] Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, İbrahim Canan, Akçağ Yayınları: 13/244-249.

[43] S. Gülle

[44] S. Ateş

[45] (T. Koçyiğit)

[46] Bkz. A’râf 3: “Rabbinizden size indirilen [veliy]e uyun. Onu bırakıp başka velilere uymayın.”

[47] Bkz. Ebu Saîd (radıyallahu anh)’den: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Müminin ferasetinden kaçının, çünkü o Allah Teâlâ’nın nuruyla / Allah’ın kitabının ışığıyla / Kur’an’ın verileriyle bakar" buyurdular. [Tirmizî, Tefsir, Hicr 75, (3125).]

[48] Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, İbrahim Canan, Akçağ Yayınları: 13/244-249.