26.07.2022 / Eğitim / Genel

Güdüleme; isteme, gerekseme, arzu etme, dürtü gibi sözcüklerle anlatılan, insanın bir çaba içinde bulunmasına ilişkin genel bir kavramdır.

Güdüleme, insanın ihtiyaçlarını doyurmak, amaçlarını gerçekleştirmek için davranışta bulunmaya itilmesini anlatır. Bu zorlanma bir şeyi istemek, arzu etmek, dilemek, sevmek gibi sözlerle anlatılır. İnsan, güdülemeden belli bir davranışta bulunamaz. Güdülemeye neden olan zorlanma, içsel ve dışsal olabilir. İnsanın davranışa geçmesi, içinden gelen zorlanmayla olduğunda buna içsel güdüleme, dıştan gelen zorlamayla olduğunda buna dışsal güdüleme denir.

İçsel güdüleme, insanın iç çevresinin uyarıcılarına dayandığı için yaşamsal önemdedir. Birey yaşayabilmek için bedensel ihtiyaçlarını, amaçlarına ulaşmak için de psikolojik ve toplumsal ihtiyaçlarını doyurmak zorundadır. İçsel zorlanmayla oluşan güdülemenin gücü, dışsal zorlanmayla oluşan güdülemenin gücünden çoğu kez daha üstündür.

güdüleme kuramları

Organizmanın, ihtiyaçlarını karşılamak için harekete geçip ihtiyacını gidermesi sürecine güdüleme denir. Örneğin, su organizma için fizyolojik bir dürtü veya ihtiyaçtır. Susayan insan su bulmak için dürtü yoluyla uyarılır. Sonra dürtü, güdü aracılığıyla davranışa dönüşür. Suya ulaşan organizma suya kanar ise güdüleme yoluyla ortaya çıkan ihtiyaç ortadan kalkar. İhtiyaç giderildiği zaman kişi haz duygusu duyar ve rahatlar.

Örnekte olduğu gibi organizmanın su ihtiyacı (dürtü) ile başlayıp rahatlaması ile son bulan bu sürece güdüleme denir. Güdüleme, organizmaya istek, arzu, umut ve enerji verir. Güdülenmiş biri daha geç yorulur, amaca ulaşmak için daha istekli ve arzulu olur. Güdüleme kuramları kapsam ve süreç kuramlarından oluşur.

güdüleme kuramları

Kapsam Teorileri

Güdüleme teorilerini iki ana grupta toplamak mümkündür. Birinci grup Kapsam (Content) Teorileridir. Kapsam teorileri içsel faktörlere ağırlık veren teorilerdir. İkinci grupta ise Süreç (Process) Teorileri vardır ve bunlar dışsal faktörlere ağırlık veren teorilerdir. Kapsam teorileri, kişinin içinde bulunduğu ve onu belirli yönde davranışta bulunmaya yönelten faktörlerdir. Süreç teorileri, kapsam teorilerindeki içsel faktörlere ek olarak, bireyin davranışı üzerinde önemli etkide bulunan çevre faktörleri üzerinde durur.

İhtiyaçlar Hiyerarşisi Teorisi

İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisine göre, insanın her davranışının arkasında ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar arasında aynı zamanda hiyerarşik bir örüntü bulunur ve dolayısıyla bunlardan alt düzeyde olanlar karşılanmadığı zaman, daha üst düzeyde olanlar ortaya çıkmaz. Teori sırasıyla insanın ihtiyaçlarını; fizyolojik ihtiyaçlar, güvenlik ihtiyaçları, ait olma ihtiyacı, sevgi ve takdir ihtiyacı ve kendini gerçekleştirme ihtiyacı şeklinde hiyerarşik bir şekilde inceler.

Abraham Maslow, insan güdülerinin evrensel bir hiyerarşisi olduğunu ileri sürer. Bu hiyerarşinin herhangi bir basamağında bulunan güdülerin, davranışları yönlendirmede, kendilerinin üzerinde bulunan güdülere göre öncelik taşıdıklarını savunur. Hiyerarşinin en alt basamağında fizyolojik ihtiyaçları uyaran güdüler yer alır. İkinci basamakta, güvenlik ihtiyacı, tehlike ve tehditlere karşı organizmayı uyarır. Üçüncü basamakta ise bağlanma, sevme, sevilme ihtiyaçlarıyla ilgili güdüler vardır. Dördüncü basamakta başarı, itibar, statü ve kendine güven ihtiyaçlarıyla ilgili güdüler vardır. En üst basamakta ise kendini gerçekleştirme ihtiyacı vardır.

İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisi, insan ihtiyaçlarını aşağıdaki gibi ele alır:

  • Fizyolojik ihtiyaçlar: Yeme, içme, uyuma (Örgütlerde; ücret ve uygun çalışma ortamı).
  • Güvenlik ihtiyacı: Can ve mal güvenliği (Örgütlerde; iş güvenliği, örgütsel adalet, emeklilik, sosyal güvenlik...).
  • Ait olma ihtiyacı (sosyal ihtiyaçlar): Arkadaşlık, iletişim, etkileşim (Örgütlerde; grup üyeliği, sendika üyeliği, yönetici ilgisi...).
  • Sevgi ve takdir (öz saygı) ihtiyacı: Tanınma, imaj, itibar, prestij (Örgütlerde; takdir edilme, üst görevlere terfi, ödüllendirilme...).
  • Kendini gerçekleştirme (tamamlama) ihtiyacı: Yetenek geliştirme, yaratıcılığını kullanma vb. (Örgütlerde, iş tatmini...).

Maslow’a göre kişi yukarıda hiyerarşik bir düzen (örüntü) şeklinde var olan ihtiyaçlarını yine bir sıra düzeni şeklinde tatmin etmeye çalışır. Yani fizyolojik ihtiyaçlarının baskısı altında olan bir insan, başkasıyla etkileşim halinde olma ihtiyacı (sosyal ihtiyaç) duymaz. İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisinin diğer bir yönü de, karşılanan ihtiyaçların motive edici olma (uyaran) özelliklerinin ortadan kalkacağı varsayımıdır.

güdüleme kuramları

Herzberg’in Çift Faktör Kuramı

Çift faktör kuramı aslında Herzberg’in “İşinizde kendinizi ne zaman en iyi ve ne zaman en kötü hissedersiniz?” yani “İhtiyaçlarınız en fazla hangi durumda karşılanmış olur?“ sorusunu cevaplandırmak için geliştirilmiştir. Araştırma verilerine göre, kişinin iş ile doğrudan ilgili olan, yaratıcılık yeteneklerini ortaya çıkaran, başarı güdüsünü olumlu etkileyen faktörleri algıladığı zaman iş yerinde kendini iyi hissedeceği varsayılır. İş yerinde başarma ihtiyacı, yaratıcılık ve sorumluluk gibi daha üst kaygıları değil, ücret ve çalışma koşulları gibi ekonomik yarar sağlama endişesini öne çıkaranların kendilerini iş yerinde kötü hissettikleri sonucuna varılmıştır. Kişinin yaratıcılığını gösterme, yeteneğini ortaya koyma gibi ihtiyaçları ilk grup ihtiyacıdır ve dolayısıyla bunlar ilk basamak motive edici faktörlerdir. Kişi işini; itibar, sorumluluk, statü, terfi gibi psikolojik ihtiyaçları bakımından değerlendirecek ve ona göre ihtiyaçlarının karşılandığını düşünecektir.

Çift faktör teorisinin ikinci grubunu ise hijyen faktörleri oluşturur. Bunlar; ücret, çalışma koşulları, örgüt iklimi, iş güvenliği, iş sağlığı, örgütsel adalet unsurları, iletişim ve etkileşim koşulları, örgüt politikaları gibi faktörlerdir. Bunlar kişiyi doğrudan motive etmez veya kişinin bunlara doğrudan ihtiyacı yoktur. Ancak birinci grup ihtiyaçların karşılanması için bunların bulunması, destekleyici bir işlev görür. Bir yerleşim yerinin altyapı ve kanalizasyon yapısı kişinin sağlığını geliştirmez; ancak bunların olmaması kişinin sağlığını tehdit eder. Hijyen yani destekleyici faktörlerin bulunmaması durumunda kişinin birincil grup ihtiyaçları yeterince karşılanmamış olur.

Mc Clelland’ın Başarı İhtiyacı Teorisi

McClelland, ihtiyaçların öğrenmeyle sonradan kazanılan bir özelliğinin olduğunu ileri sürmektedir. Başarma ihtiyacı teorisine göre insan, üç tür ihtiyacın etkisi altında davranır. Bu ihtiyaçların hem birey hem de toplum yaşamında önemli yeri vardır. Başarma ihtiyacı teorisi, ihtiyacı şu şekilde tespit etmektedir:

İlişki kurma (bağlılık) ihtiyacı: İlişki kurma ihtiyacına göre insan sosyal bir varlıktır ve kendini ancak bir sosyal yapı veya grup içinde ifade edebilir. Bu nedenle, insanlar özel yaşamlarında çeşitli arkadaşlık grupları ve örgütsel yaşamlarında ise informel gruplar oluştururlar. İlişki kurma ihtiyacı fazla olan insanların sorumluluk alma, hedef belirleme, amaca yönelme, zor işlerle başa çıkma azmi ve kararlılıkları daha yüksektir.

Güç kazanma ihtiyacı: Başarma ihtiyacı güdüsünü yüksek düzeyde duyan insanlar güç kazanma, çevrelerini etkileme ve rekabet ihtiyacını da göreli olarak daha fazla duyarlar. McClelland’a göre insanı en fazla etkileyen ihtiyaç, başarı ihtiyacıdır.

Başarma ihtiyacı: Başarma ihtiyacı teorisine göre kişileri iş yerinde başarılı kılmak için onları başarısız kılabilecek aşırıya kaçan amaçların, belirsiz görev tanımlarının bulunmaması gerekir. Başarma ihtiyacının önemi, insanı örgütsel amaçlar doğrultusunda harekete geçmekten alıkoyan korkuların ortadan kaldırılması ve kendine güven duygusunun verilmesinin önemini vurgulamasıdır.

Alderfer’in ERG Teorisi

Alderfer insan ihtiyaçlarını; var olma (existance), ait olma (relatedness) ve gelişme (growth) olmak üzere üç grupta incelemektedir. Sayılan ihtiyaçların İngilizce karşılıklarının baş harfleri ERG olduğu için teoriye ERG teorisi denmiştir.

Alderfer’e göre var olma ihtiyacı, yaşamak için gerekli olan zorunlu (temel) ihtiyaçları kapsar. Bunların Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde karşılığı fizyolojik ihtiyaçlar ile güvenlik ihtiyaçlarıdır. Bu ihtiyaçların iş ortamında karşılığı ise kişinin çalışmasının temel nedeni olan; ücret, ödül, terfi, ikramiye ve sosyal güvenlik gibi çalışma koşullarıdır.

Alderfer’in belirlediği ikinci ihtiyaç türü ise ait olma ihtiyacıdır. Bunlar insanın başkaları ile birlikte olma, sosyal ilişki kurma, gruba mensup olma gibi sosyal ihtiyaçlarını kapsar. Bunların ihtiyaçlar hiyerarşisindeki karşılığı ait olma, sosyal ve saygınlık ihtiyaçlarıdır. Kişi bu ihtiyaçlarını iş yerinde informel grup ilişkileri kurarak karşılamaya çalışır. Teorinin üçüncü ihtiyacı olan gelişme ihtiyacı kişinin üstün ve değerli bir insan olarak kendisini görmesini sağlayan ihtiyaçlardır.

Alderfer’in ERG teorisindeki ihtiyaç kategorileri arasında herhangi bir sıralama ve kesin sınırlar yoktur. İhtiyaçların altta olanları karşılanmadan üste olanlar ortaya çıkmaz şeklinde bir ayrım yapılmamıştır. Alderfer’e göre insan belli bir ihtiyacını karşılayamadığı zaman onun altındaki ihtiyacına döner. Maslow’un “Doyumdan sonra bir üst basamağa geçilir.” şeklindeki doyum-ilerleme varsayımına rağmen, Alderfer doyumsuzluk sonucu ortaya çıkan hüsran-gerileme kavramını ortaya atmıştır.

Süreç Teorileri

Süreç teorileri; Wroom’un Bekleyiş Teorisi, Lawler ve Porter’ın Geliştirilmiş Bekleyiş Teorisi, Skinner’ın Davranış Şartlandırma Teorisi ve Adams’ın Eşitlik Teorisidir. Bunlar burada insan ihtiyaçları bağlamında ele alınacaktır.

Wroom’un Bekleyiş Teorisi

Wroom’a göre motivasyonun temelinde iki neden vardır. Bunlar; valens ve beklentidir. Valens, insanın belli bir hedefe ulaşmada duyduğu arzunun şiddetidir. Buna göre kişinin belli bir sonucu tercih etme derecesi, yani elde edilecek sonucun çabaya değip değmeyeceği noktasındaki tercihi, onun valensini gösterir. Buna göre kişinin elde edeceği sonuca atfettiği anlam onun o sonucu elde etme konusunda göstereceği valens ile ilgilidir. Önemli olan sonuçların gerçek değeri değil, kişinin ona atfettiği değer (valens) dir. Buna göre valens (ödüle atfedilen değer), kişinin elde etmeyi umduğu sonuçtan beklediği tatmin seviyesidir.

Bekleyiş teorisinde birincil sonuçlar, insan için arzulanan bir şey olmamasına rağmen, birincil sonuçların ikincil sonuçlara ulaşmasının aracı olduğu algısı, kişinin birincil sonuçlara karşı pozitif ilgi duymasını sağlayacaktır. Ders çalışmak istemeyen bir öğrencinin başarılı olma arzusu onu istemeyerek de olsa ders çalışmaya yönlendiriyorsa, burada başarma arzusunun bir araçsallık özelliğinden bahsedilebilir. Teorideki bekleyiş kavramı kişinin davranışlarının sonucunda algıladığı olasılığı ifade eder. Bu olasılık, belirli bir çabanın belirli bir ödülle karşılık bulacağıyla ilgilidir. Bu teoride başarı, ödüllendirilmiş davranışın fonksiyonudur.

Teori matematiksel olarak ifade edilirse, valens “–1” ile “+1” arasında değerler alır. Kişinin herhangi bir ödüle verdiği değer, ödülün ihtiyaçları tatmin etme derecesini gösterir. Kişinin valensi ile gayreti arasında pozitif ve negatif yönde doğru bir orantı vardır. Bekleyiş “0” ile “+1” arasında değer alır. Kişi çabası ile elde ettiği sonuç (ödül) arasında ilişki görmezse bekleyişi “0” olur. İnsanın hem bekleyişi hem de o sonuca verdiği değer (valens) yüksek olursa, bu onun motive olmasını, dolayısıyla ihtiyacın tatminini artırır. Bunu matematiksel olarak şöyle ifade edebiliriz. Motivasyon = Valens x Bekleyiş.

Lawler ve Porter’ın Geliştirilmiş Bekleyiş Teorisi

Bu teori aslında Wroom’un modelinden farklı bir model önermez; sadece aynı modele bazı eklemeler yapar. İki modelin ortak noktası, insanın motivasyonu ile valens ve bekleyişi arasında ilişkinin olduğudur. Lawler ve Porter’a göre yüksek çaba her zaman yüksek başarıya ulaştırmaz. Çabanın istenen sonuca ulaştırabilmesi için kişinin aynı zamanda yeterli bilgi ve beceriye sahip olması da gerekir. Örneğin, muhasebe bilgisine sahip olmayan birinin gayreti onun doğru bir bilânço çıkarmasına yetmeyecektir. Bu teorinin Wroom’un teorisinden diğer bir farkı, kişinin işinde kendisi için algıladığı roldür. Woom’dan farklı olarak Lawler ve Porter motivasyon için kişilerin aldığı ödüllerin başkalarının ödülleriyle eşit olduğunu algılamaları gerektiğine inanır. Zira iş görenler kendi performansları ile başkalarının performanslarını karşılaştırırlar ve performansları karşılığında almaları gereken ödül konusunda bir kanıya varırlar.

Skinner’ın Davranış Şartlandırma Teorisi

Pavlov’un edimsel koşullanma konusunda yaptığı deneylerden etkilenen Skinner, Davranış Şartlandırma olarak bilinen kuramını geliştirmiştir. Kurama göre davranışlar, karşılaştıkları sonuçlar tarafından şartlandırılır. İnsan herhangi bir nedenden, amaçtan veya ihtiyaçtan dolayı davranış gösterir; ancak burada önemli olan davranışın karşılaşacağı sonuçtur. İnsan elde ettiği sonuca göre güdülenerek davranışını tekrarlayacak ya da sonuç onun içindeki tekrarlama güdüsünü yavaş yavaş söndürerek kişi davranışta bulunmayacaktır.

İnsanın karşılaştığı sonuçları yorumlayarak, davranışlarına yön vermesi, Thorndike’ın “Etki Kanunu” ile açıklanmıştır. Bu kanuna göre, kişi kendini mutlu eden veya ihtiyaçlarını karşılayan davranışları tekrarlar, acı veren davranışlardan ise kaçınır. Bu durumda karşımıza, davranışların sürdürülmesi veya davranışlardan kaçınılması şeklinde iki zıt durum çıkar. Buna göre, olumlu davranışları göstermek ve sonra da onları alışkanlık haline getirmek için yönetim psikolojisinde aşağıdaki gibi dört yöntem kullanılır:

Olumlu pekiştirme: İnsanın belli bir davranışta bulunması ve onu sürdürmesi için teşvik edilmesidir. Olumlu pekiştirme aracı olarak genellikle ödüller kullanılır. Bu ödüller fiziksel veya psikolojik, içsel veya dışsal olabilir. İçsel ödüller eser yaratma, itibar kazanma vb.; dışsal ödüller ise ücret artışı, prim veya terfi şeklinde olabilir.

Olumsuz pekiştirme: İnsanın belli bir davranışta bulunmaması konusunda pekiştirilmesidir. Kişinin istenmeyen bir davranışı yapmamasını sağlamak için başvurulan bir pekiştirme aracıdır. Burada kişiye, davranışının benimsenmediği hissettirilir. Cezalandırma olmasa da olumsuz tepki verme örneğin, yapılan hatanın teşhir edilmesi olumsuz bir pekiştirme örneğidir.

Son verme: Bir davranışı ya ortadan kaldırma veya ortaya çıkışını tümüyle önleme amaçlı tedbirlerdir. Böylece istenmeyen davranış tekrarlanmayacaktır. Burada da ceza söz konusu değildir. Söz konusu olan, kişinin davranışının örgütteki geleceğine zarar vereceğinin hissettirilmesidir.

Cezalandırma: Ceza, şiddeti oranında sonuç almaya yarayabilir. Ceza, istenmeyen davranışı ortadan kaldırabilir; fakat istenen davranışı yaptırma gücü zayıftır. Kişinin olumsuz davranışına ceza yoluyla son verilebilir; ancak olumlu davranışta bulunması ceza yoluyla sağlanamaz.

Adams’ın Eşitlik Teorisi

İnsanların, özellikle yönetilen konumunda olanların, örgütlerinden beklentilerinin başında adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun bir yönetim gelir. Burada Adams’ın belirttiği “eşitlik” kavramını, adalet ve hakkaniyet anlamında kullandığını belirtmek gerekir. Aksine söz konusu olan bir matematiksel eşitlik değildir. Adams’a göre iş görenler, iş ilişkilerinde eşit (âdil) muamele görme isterler ve bu isteğin kişiyi motive edici ve ihtiyaçlarını giderici bir yönü vardır. Adams’a göre kişinin ihtiyacı, çalıştığı ortamla ilgili olarak algıladığı eşitlik ya da eşitsizliğe göre farklılaşacak; kişi olumlu bir eşitlik algılarsa bu onu işinde motive edecek, aksi halde kişinin işinde motivasyonu düşecektir.