10.04.2020 / Din

Mevzuya başlarken, en önce şu husus hatırlatılmalıdır: Âlimler, ille de Arapçayı bilenler değil, Kur’an’ın dilini çözenlerdir.

Âlim ile âbid de birbirine karıştırılmamalı, Kur’an’ı iyi bilen herkes, âbid bir kişi / iyi bir kul sanılmamalıdır.

Kur’an’ı temel kaynak edinmeyen âlimler, yaptıkları yanlış yorumlarla dindarlara cahillerden daha çok zarar verirler.

Kasıtlı hatta genellikle de kasıtsız ama Kur’an’a aykırı yalan yanlış anlatımlarıyla insanları doğru dinden / doğru yoldan çevirirler.

İşte, bahsettiğimiz bu hususu dillendiren ilâhî ayetler:

 

Bakara 174

[Var ya] Allah’ın indirdiği kitaptaki bilgileri saklayanlar,

Ve gizlemeleri neticesinde az bir kazanca sahip olanlar,

Karınlarına ancak ateş doldururlar/

Sırf ateş yemiş ve ateş yutmuş olurlar.

Allah kıyamet gününde, ilâhî bilgiyi saklayanlarla konuşmayacaktır;

Allah onları temize de çıkarmayacak/suçlarından arındırmayacaktır;

Çok can yakıcı/ıstırap verici bir azabı, ahirette onlara has kılacaktır.

«Allah’ın sözlerini çıkarlarına araç edinerek asıl anlamlarını gizleyecek biçimde yorumlayıp gerçek anlamlarından saptırmak suretiyle dünyevî bakımdan dalâleti hidayete, uhrevî bakımdan da azabı bağışlanma ve kurtuluşa tercih etmiş bulunan Yahudi din bilginlerini eleştiren bu ayetlerde, dolaylı olarak, dinî metinleri çıkarları doğrultusunda açıklamak ve yorumlamak suretiyle gerçekleri insanlardan saklayan, böylece din konusunu  kazanç aracı gibi gören, bir nevi din ticareti yapan her kişiye ve her topluluğa karşı bir eleştiri söz konusudur (Râzî, V, 28).» [1]

 

Ali İmran 78

Kitaplılardan bir grup, kitapta bulunmayan sözleri onda var zannettirirler;

Kitaptan sanasınız diye Kitaba benzettikleri sözlerle[2] dillerini eğip bükerler.

[Söyledikleri] Allah katından olmadığı halde, bu Allah tarafındandır derler;

Bunu bilerek yapmaktadırlar/kasıtlı olarak Allah’ın adına yalanlar düzerler. 3/75

«Bu ayette olduğu gibi Kur’an-ı Kerîm’in birçok ayetinde Yahudilerin Tevrat’ı aslî hüviyetine aykırı biçimde göstermek için değişik yollar denediklerine işaret edilir (bkz. Bakara 75; Âl-i İmrân 23-24).

Dili eğip bükme deyimi, ağzı eğip bükerek okumak suretiyle metni anlaşılmaz veya yanlış anlaşılır hale getirmeyi ifade eder.

Kutsal kitaba dayanarak yanlış bilgi veya izlenim vermeleri iki yönde cereyan ediyordu:

a) Kitaptaki ifadeleri değiştirme,

b) kitabı kendi kişisel arzularına ve eğilimlerine göre yorumlama.

Bu ayette, Müslümanlara da şöyle bir ikazın bulunduğu düşünülmelidir: Ehliyetsiz veya kötü niyetli kişilerin gerek hadis uydurmak gerekse nasları keyfî yoruma tâbi tutmak suretiyle “Bunlar Allah katındandır” iddiasında bulunabileceklerine ve dini aslî hüviyetinin dışına çıkarmaya çalışabileceklerine dikkat edilmelidir. Nitekim Müslümanlar asırlar boyu bu tür iğrenç çabaların acı sonuçlarını görmüş, bunun sıkıntısını yaşamışlardır.» [3]

 

Ali İmran 79

Hiç olacak bir şey mi ki, Allah bir beşere kitap, hüküm ve nübüvvet versin,

Akabinde o elçi diğer insanlara: Allah’ı bırakın da bana kulluk edin desin? [4]

Aksine, o nebî / o ulak, insanlara şunu tebliğ eder:

“Olunuz, öğrendiğiniz kitaba uy[up iman artır]an  erler!

Olunuz birbirinize, kitabın öğrettiği dersçe terbiyeciler!” [5]  (3/146)

Ali İmran 80

O size: “Melekleri Rabler edinin!” diye bir emir buyurmaz;

“Nebîleri terbiyecileriniz bilin” diye de bir öneride bulunmaz.

Hazır [Allah’a] teslim olmuş iken sizler,

Elçi[ler] size, tekrar küfrü mü emreder?

[Aksine: “Allah’ın yanı sıra Rab edinmemeyi telkin” eder]. 3/64. (9/31)

"Müslüman olduktan sonra, elçi size kâfirliği emreder mi hiç?" ara cümlesiyle, bizlere direkt şunu söylüyor bu ayet: Müslüman değilsiniz, Kur’an’ın önerdiği şekilde yaşamıyorsanız şayet.

Âlimler, Allah’ın kitap, hikmet ve Peygamberlik bağışladığı bir kimsenin, daha sonra kalkıp da insanlara, “Allah’ın yanı sıra bana da kulluk edin!” demesi söz konusu olamaz sözüyle neyin kastedildiği hususunda ihtilaf etmiş ve değişik izahlar yapmışlardır ki, benim ikna olduğum izah şudur:

«Esamm rahmetüllâhi aleyh, bu cümlenin "eğer peygamberler böyle bir şeye yeltenselerdi, Allah onları bundan men ederdi" manasına geldiğini söylemiş ve bu açıklamasını şu ayetlerle desteklemiştir:

(İsrâ, 74-75)

Sabitlemeseydik seni/sebat ettirmeseydik [indirdiğimiz Kur’an vahyinde],[6]

Birazcık da olsa bulunabilecektin sen, kendilerine meyil eyleme eğiliminde. (56/80, 81)

Tattırırdık sana o zaman, hayat ve ölüm acısının katmerlisini;[7]

Bulamazdın hem, bize karşı kendine yardımcı olacak birisini. 17/86

 

(Hakka, 44-45)

Nebi, kısmen bile söylemediğimiz sözler üretseydi,

Uydurduğu bu sözleri de şayet bize isnat etseydi,

Biz O’ndan yemin’i / sağ elini / verdiğimiz vahyi alırdık

Sonra da şahdamarını kopartır / aort’unu yırtar atardık.

Bunu yapmamıza asla mâni olamaz içinizden hiçbiriniz;

Müttakîler! İllâki bu Kur’an’dır tezkire’niz/doğru yol rehberiniz.

 

Maide 63

Keşke Rabbâniler ve Ruhbanlar / yani dîni önderler,

Onları günah sözlerden ve haram yemekten men etseler; (5/79)

[Ne yazık ki örneklikte] çok kötü bir sanat icra etmekteler.

«Rabbâniyyûn kelimesinin kökü rabbî kelimesidir. Rabbî, Rabbe uyan demektir. Rabbânî, Rabbin bilgisine sahip olan ve Rabbe itaat etme özellikleriyle nitelenen kişiyi ifade etmekte olup, “din ve ilim konusunda derinleşen hem ilimde hem amelde hem de muallimlikte kemale ermiş kişi” anlamlarına gelmektedir.»[8]

«Râhib kelimesinin çoğulu olan Ruhbân ise, Kur’ân-ı Kerîm’de kendilerini ibadete adayan Hristiyanlar için kullanılan bir terimdir. Rahbe, korkup çekinme, derin dinî endişelerden dolayı ıstırap çekme, rahbâniyye, yoğun bir dinî kaygı ve korku ile kendini ibadete verme anlamındadır. Rahip de, Allah’tan korkan ve uzlet halinde ibadet eden kişiyi ifade eder (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “rhb” md.; Lisânü’l-?Arab, “rhb” md.).»[9]

«Kitap ehlinin, özellikle de Yahudilerin din adamları, hahamları, emirleri, onları kötülüklerden engelleyecekleri yerde, tersine kendileri de kötülüklere önayak oluyorlardı.» [10]

«Allah Teâlâ Yahudilerin yaptıkları haksızlıklar karşısında sessiz kalıp onları uyarmayan, yalan söylemelerine ve haram yemelerine rıza gösterip bunu engellemeyen eğitimcileri, din adamlarını ve âlimleri kınamakta, bu davranışın kötülüğünü haber vermektedir. Âlimlerin ve eğitimcilerin tutumu, halkın ahlâkının ve dininin bozulmasına sebep olduğu için esas sorumluluk bunların üzerindedir. Müfessirler Kur’an’da âlimleri uyaran en sert ifadenin bu ayette olduğu kanaatindedirler (Zemahşerî, I, 350; Elmalılı, III, 1727).»[11]

 

Tevbe 31

[Onlar Allah’ı] bıraktılar / Ona iman etmeyi terk ettiler;[12]

Hahamlarını ve rahiplerini, Rab’ler/terbiyeciler edindiler;

Meryem oğlu Mesih’i de [Rab olarak kabullendiler].[13] (3/64, 80 = 5/87; 16/116; 66/1)

Emir almamışlardı oysa [başkasını Rab edinmekle].

Aksine, emir almışlardı tek olan ilâha kulluk etmekle.

Yok ki [zaten] Ondan başka hak ilâh;

O var tek başına/tek ilâh ancak Allah.

Ne ve kim varsa Allah’tan gayrı, tanrı sanıp kabullendikleri,

Münezzehtir hepsinden Allah/Allah bunların hepsinden beri.

«Hristiyan iken sonradan Müslüman olan Adiy İbn Hâtem anlattı: Hz. Peygamber Tevbe sûresini okuyordu. “Onlar, Allah dışında, hahamlarını ve rahiplerini de Rabler edindiler...” ayetine gelince, ben, “Ey Allah’ın elçisi! Onlar, bunlara ibadet etmezlerdi” dedim. Rasûlüllah (s.a.s): “Onlar, Allah’ın helâl kıldığına haram derler, siz de haram tanımaz mıydınız? Allah’ın haram kıldığına da helal derler, siz de helal saymaz mıydınız?” diye sordu. Ben de: “Evet, öyle yapardık” dedim. “İşte bu davranış, halkın din önderlerini rab edinmeleridir” buyurdu. (Tirmizî, Tefsîr, IX, 10).

«Ayette, Yahudi ve Hristiyanların Allah’ın yanı sıra din önderlerini de rab edinmeleri eleştirilmektedir. Yahudiler bakımından bu kimseler onların din bilginleridir. Hıristiyanlar bakımından ise bu kimseler onların rahipleridir.»[14]

 

Tevbe 34

[Dikkat edin] ey müminler!

Hahamların ve rahiplerin çoğu, insanların mallarını bâtıl sebeplerle yedikçe yerler;

Bu da yetmezmiş gibi, [o zavallıları, kendi servetleriyle] Allah’ın yolundan çevirirler.

Altını ve gümüşü yığıp da Allah yolunda sarf etmeyenler var ya hele,

Onları, acı verici bir azapla peşin peşin müjdele.

«İlk ayette önce, Yahudi din âlimlerinden ve Hristiyan din adamlarından birçoğunun, dini istismar etmek suretiyle haksız kazanç elde ettiklerine ve bu şekilde sağladıkları güçle insanları Allah’ın gösterdiği yoldan alıkoyma çabası içinde olduklarına dikkat çekilmiştir. Bu kimselerin din üzerinden çıkar sağlamalarıyla ilgili olarak, verdikleri hükümler için rüşvet almaları, ilâhî kitapta değişiklik yapıp yazdıkları tahrif edilmiş nüshaları satmaları, Allah katında duaların kabulüne aracı olacağı izlenimi vererek bağış almaları, günah çıkarma karşılığında bir gelir elde etmeleri ve birçok dolambaçlı yollarla kendileri için malî kaynaklar oluşturmaları gibi izahlar yapılmıştır.»[15]  

«Yahudi hahamları ile Hristiyan rahipleri Tevrat ve İncil’in hükümlerini dünya menfaatleri karşılığında ya değiştiriyorlar ya da yanlış yorumluyorlardı. Hz. Muhammed’in geleceğini bildiren ayetleri gizlemeleri buna örnek verilebilir. Diğer yandan, gerek önceki dinlerin bilginlerinin yığıp biriktirdikleri ve gerekse Muhammed ümmetinin topladıkları servetleri, zekâtını vermeyip, hayırlı ve yararlı işlerde kullanmadıkları takdirde, kendilerini can yakıcı bir azabın beklediği bildirilmektedir. Hadiste şöyle buyurulur: “Sizden birinizin biriktirdiği, kıyamet gününde kel bir yılan olacaktır.” (Buhârî, Tefsir, 9/6).»[16]

Ebû Zer (r.a) bu ayeti Şam’da Muâviye’ye okumuş, Muâviye bunun yalnız Kitap ehli hakkında olduğunu söylemiş, Ebû Zer ise, “Bu ayet bizim ve onların hakkındadır” demiştir (Buhârî, Tefsir, 9/6).

 

Hadid 27

Sonra onların peşinden, elçilerimizi [yine] ardı ardına gönderdik;

Peşleri sıra Meryem oğlu İsa’ya da elçilerin izlerini takip ettirdik;

İsa’ya İncil’i de biz verdik;

Ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirdik.

Biz [kendilerine kitapta] önermediğimiz/yazmadığımız halde,

Kendileri sırf Allah rızasını aramak için ruhbanlık icat ettiler bir de.

Bu kendi seçimleri olmasına rağmen tuttular yine,

Hakkıyla riayet etmediler bu tarz yaşamın gereğine.

Verdik ecirlerini iman edenlere onlardan,

Birçokları ise fâsık idi/uzak idiler imandan.

«Rahipler, Allah’ın rızasına ermek için kendilerine emredilen ibadetlerin yanında bir de ruhbanlık[17] denen dünyadan el etek çekme zühdünü ortaya koymuşlar, ancak temelde Allah’ın kendilerine farz kılmadığı bu ruhbanlığa da sonradan gereği saygılı olmamışlardır.

Ruhbanlık, Allah korkusuyla, toplumdan çekilip, dünya lezzetlerini terk ederek, zühde yönelmek ve nefsin isteklerine karşı çıkarak kendini ibadete vermek demektir. Ancak, Hristiyanların bu samimi çizgiden çabucak ayrıldıkları da ayetin devamında belirtilmektedir.

Kısacası onlar Allah’ın rızasını aramak için böyle bir yolu tercih etmişler, ama çoğu bunun gereklerine uymamıştır. “Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu insanların mallarını haksız yollardan yerler ve insanları Allah yolundan engellerler” (Tevbe 34) ayeti, onların içine düştükleri bu durumu açıklamaktadır. Buna göre, onların dünya zevklerinden, fazla yiyip içmekten ve evlenmekten vazgeçip kendilerini aşırı ibadete, dini ve sosyal hizmetlere vermeleri, ilk anda güzel bir yol gibi gözükse de çokları bunu kötüye kullanmış, mal biriktirme ve döneminin yöneticileri ile iş birliği yapma amacına çevirmiştir.»[18]

«Ayetteki “yoldan çıkmışlar” anlamı verilen fâsık kelimesi –Kur’an’daki kullanımlar ve bağlam dikkate alınarak– hem “günahkâr” hem de “kâfir” anlamlarıyla izah edilmiştir (Taberî, XXVII, 237-238; Râzî, XXIX, 244).»[19]

 

Cin 1-5

De: Bana vahyolundu ki, cinlerden bir bölük beni dinlemişler;

Ve: “Biz çok acayip / harikulâde[20] bir Kur’an dinledik” demişler. (46/29)

“[O Kur’an] rüşd’e/ hayra / faydalıya[21] eriştirdiği için, ona derhal iman ettik;[22] (42/52)

Ve [bundan sonra] kimseyi Rabbimize ortak koşmayacağımıza [ahdettik].”

“Doğrusu Rabbimizin şanı çok yücedir;

O, ne bir eş, ne de bir çocuk edinmiştir.”

“Meğer bizim beyinsiz [beyin takımı]ımıza pek kanmışız;

Allah üzerine ne yalanlar söylüyormuş [da hepimiz ona aldanmışız];

Meğer biz insin ve cinin, Allah adına asla yalan söylemeyeceğini sanmışız.[23]

«Ayet, cinlerin bu tür cahilliklere taklit sebebiyle düştüklerini ama daha sonra bu cehaletten, Kur’an’dan delil edinme, kitaptan kanıt arama hareketiyle kurtulduklarını belirtmektedir.»[24]

 

A’râf sûresinin 3’üncü ayeti ile sohbetimizi bitiriyoruz.

Bütün Müslümanlara cin gibi uyanık olmayı tavsiye ediyoruz:    

(İnsanlar)![25] Uyunuz, öncelikle Rabbinizden size indirilen[ler]e!

Bkz. 2/170. 6/106, 155. 10/109. 33/2. 39/55. 43/43. 45/18. 46/9

Uymayasınız asla, Kur’an’ın dışındaki velilere[26]/şeytan liderlere!

Bkz. 6/116, 121. (6/52-57’de 56. 21/106. 25/27-30). (7/196-198)

Kişi, kulluğu hiçbir vakit terk etmemektedir. Kur’an’ı din edinmeyenler, başkalarına veya başka şeylere mutlaka kulluk etmektedir (11/2).

Kur’an’ı veli edinmeyenler, Allah dışındakileri / şeytanı ve şeytanlaşanları veli edinirler (7/27, 30); dolayısıyla kulluğu başkalarına hasrederler (2/165).



[1] Hasenat.net. Diyanet - Kuran Yolu - BAKARA SURESİ 174

[2] Koçyiğit ve Cerrahoğlu

[3] Hasenat.net. Diyanet - Kuran Yolu – ALİ İMRAN SURESİ 78

[4] Deseydi ne olurdu? Bkz. 17/74-75. 42/24. 69 Hâkka 44-48

[5] Mustafa İslamoğlu Meali: Allah’ın kendisine kitap, hüküm ve elçilik verdiği hiç kimsenin, ardı sıra toplumuna: “Allah’ın yanı sıra bana da kulluk edin!” demesi düşünülemez. Aksine “İlâhî kelâmı derinliğine öğrenip onu başkalarına da öğreterek / İlâhî kelâmla terbiye olup başkalarını da terbiye ederek Rabbânî şahsiyetler olun!” der.

[6] [16/102]

[7] Kâfirlere azıcık meyletmenin cezası buysa, küfre körü körüne razı olmanın cezası nasıldır acaba?

[8] DİA, RABBÂNİYYÛN Müellif: SALİME LEYLA GÜRKAN

[9] DİA, RUHBAN Müellif: SALİME LEYLA GÜRKAN

[10] Hamdi Döndüren Meali

[11] Hasenat.net. Diyanet - Kuran Yolu - MAİDE SURESİ 63

[12] H. B. Çantay / 9/29

[13] [3/64. 4/171. 5/17, 72-75, 116-117. 6/15. 9/30-31. 12/39-40]

[14] Hasenat.net. Diyanet - Kuran Yolu - TEVBE SURESİ - 9.31

[15] Hasenat.net. Diyanet - Kuran Yolu - TEVBE SURESİ - 9.34

[16] Hasenat.net. Hamdi Döndüren Meali

[17] İslâm’a sonradan ilave dilen tarikat benzeri bir oluşum. Kur’an’a uygunsa ve uyuluyorsa sorun yok. Aksi takdirde baş belası bir durum…

[18] Hasenat.net. Hamdi Döndüren Meali

[19] Hasenat.net. Diyanet - Kuran Yolu - HADİD SURESİ - 57.27

[20] Ali Özek ve arkadaşları

[21] 72/10; 72/21

[22] Efendimiz de, dünyası ve âhireti için mahzâ hayr olan imanî olgunluğa/yani rüşd’e Kur’ân ile erdirildi idi: 42/52

[23] Hasan Basri Çantay Meali: «Gerçek biz de insan (olsun), cin (olsun) Allaha karşı (hiçbiri) asla yalan söylemez, sanmıştık.»

[24] Hasenat.net. bkz. Fahreddin Razi - Tefsiri Kebir - CİN SURESİ - 72.5

[25] (A. Ünal)

[26] Velimiz Allah’tır (7/155, 196); dolayısıyla bizi bağlayan da “kelâmüllah”tır. Ayrıca bkz: 39/1-3. 42/9, 28, 31, 44, 46. 45/10, 19. 46/32