03.04.2020 / Din

İslâm âlimleri arasında, dinî hayatın bütünlüğü açısından imanla amel arasında sıkı bir ilişkinin bulunduğunda ihtilâf yoktur.

Sanırım, iş işten geçmeden irdelemeliyiz?

Şu ayetlerle, bu hususu değerlendirebiliriz:

 

Bakara 6

Hakiki kâfirler, gerçekte şu kimselerdir:

Kendilerini ikaz etsen de etmesen de değişmeyenlerdir;

Bkz. (3/86-91. 9/115. 124-127. 18/57; 87/9-13).

[Yani delil de sunsan, tehdit de savursan] asla iman etmeyenlerdir.

Bkz. (4/168. 10/96-97. 12/103. 36/5-11. 51/55)

Samimi bir itirafımız vardır: Şu ayete göre, halkının ekserisi Müslüman sayılan ülkelerdeki gayrimüslim sayısı, halkının neredeyse tamamının gayrimüslim sayıldığı ülkelerdekinden ne yazık ki daha fazladır. Zira sürekli ikaz edilenlerin ekserisi bu topraklardadır.

«İbnül-Cevzî imanı, “kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve organlarla amel” şeklinde tanımlar.

İman kalbe atfedilen bir eylem olmakla birlikte (Hucurât 14; Mücâdile 22), cennet ehlini iman ve sâlih amel sahiplerinin teşkil edeceği belirtilerek (Bakara 82), imanla ilâhî emirlere uymak arasında sıkı bir ilişki bulunduğuna dikkat çekilir.

Kur’an’da, müminlerin Allah’tan başka bir tanrıya tapmamak, O’nun haram kıldığı cana kıymamak ve zina etmemek gibi yasaklara uydukları (Furkan 68), oruç tutmak, namaz kılmak, iyiliği emretmek ve kötülüğü engellemek gibi buyrukları yerine getirdikleri (Tevbe 112) belirtilir. Böylece, iradeye dayalı imanın, ilâhî rızaya uygun amellerle tamamlanmasının gerekliliğine işaret edilir.

Gerçek müminler, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, ayetleri okunduğunda imanları artan ve yalnız rablerine güvenen / sırf Rablerini vekil edinen, namazlarını kılan / ayakta tutan ve muhafaza eden dahası servetlerinden Allah yolunda harcayan kimseler olarak nitelendirilir (Enfâl 2-4).

İslâm âlimleri arasında, dinî hayatın bütünlüğü açısından imanla amel arasında sıkı bir ilişkinin bulunduğunda ihtilâf yoktur.

Hatta Hâricî, Mu‘tezilî ve Şiî kelâmcıları ameli imandan bir cüz kabul etmişlerdir. Bu âlimler, hangi itaatin imandan sayıldığı konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerse de genel olarak Hâricîler büyük günah işleyen ve ilâhî emirlerden birini terk edenin kâfir olduğunu, Mu‘tezile ise, büyük günah işleyenin imandan çıkmakla birlikte küfre girmeyip ikisi arasında bir yerde bulunduğunu, işlediği günahtan dolayı tövbe etmeden öldüğü takdirde ebedî olarak cehennemde kalacağını ifade eder.

Dinin temel hükümlerine iman edilmesi hayatın bu hükümlere göre düzenlenmesini gerektirir. İslâm dini imanın hayata yansımasını ister. İmanın amele tesir ederek onu kemiyet ve keyfiyet yönünden daha iyi bir konuma getirdiği, amelin de imanı kuvvetlendirdiği, bu açıdan aralarında olumlu ve olumsuz etkileşimlerin bulunduğu bilinen bir gerçektir.» [1]

 

Enam 157

156.       [Bu Kur’an size şu yüzden indirildi, açıklamamızı dinlemelisiniz]:

“Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa gönderildi” demeyesiniz;

“Biz ise, onların verdiği derslerden habersiziz” diye mazeret üretmeyesiniz.

157.       Yine demeyesiniz ki, öncekilere indirildiği gibi bize de kitap indirilseydi eğer,

Olurduk öncekilerden daha fazla hidâyet üzere/verirdik dine daha çok değer. 9/124

[Bulmayasınız diye böyle bir kılıf / böyle bir bahane],

Size de geldi Rabbinizden, işte bir beyan / bir beyyine.[2]

O beyyine / o bildiri hem bir hidayet kaynağıdır hem de bir rahmet;

Hiç kimse, Allâh’ın âyetlerini yalanlayandan daha zalim değildir elbet.

Evet, kim daha zalimdir, [kişileri] Allah’ın ayetlerinden çevirenden?

 [İnsanları buluşturmamak için],[3] uzaklaştıranları bu ayetlerimizden, (41/26; 43/57, 58)

Azabın en fecisiyle cezalandıracağız şu engelleyici tavırları yüzünden.

«Hz. Peygamber'in getirdiği zarurî olarak bilinen bütün şeylerde O'nu tasdik eden herkes mümindir. Yaratıcının varlığını ve O'nun tek, noksanlardan ve kusurlardan münezzeh olduğunu veya Hz. Muhammed'in nübüvvetini, Kur’an-ı Kerîm'in doğruluğunu ve namazın, zekâtın, orucun ve haccın farz olması; faizin, içkinin haram olması gibi, Hz. Muhammed'in dini cümlesinden olduğunu kesin olarak bildiğimiz dinî ahkâmı reddeden kimse kâfir olur. Çünkü bu, Hz. Peygamberin dininden olduğu zarurî olarak bilinen şeylerde, Hz. Resûlü terk etmek demektir.»[4]

«Küfür, kalp, söz veya fiille olur. Fiil ile yalanlama, iman ile bir araya gelmesi mümkün olmayan bir fiili yapmaktır. Dince kutsal sayılan şeylere hakaret etmek ve onları küçümsemek, ateistliği yaymağa çalışmak, haramı helâl, helâli de haram saymak gibi fiiller, insanı küfre düşüren durumlar arasında sayılabilir.»[5]

«Küfür kelimesinin sözlük manası örtmektir, kâfir de “örten” demektir. Din dilinde küfür, hak dinin getirdiği gerçekleri kabul etmemek, onların üstünü örtmek, onları yok saymaktır. Enam 157’nin niteliklerini verdiği “inkâr edenler”, hak din karşısındaki olumsuz düşüncelerini ve tutumlarını gizlemeyen, tercihlerini açıkça inançsızlık ve ret yönünde kullanan, zaman geçtikçe inkârcılıkla şartlanan, başka düşüncelere ve inançlara (bu arada hak dine) kulaklarını, göz ve gönüllerini kapayan kimselerdir.» [6]

Kehf 29

De ki: Rabbinizden gelen bir hak / bir hakikattir Kur’an;

İsteyen reddetsin bu Kur’an’ı, isteyen de etsin ona iman.

[Küfreden] zalimlere, ateş hazırladık muhakkak; (14/27)

Bu ateş, o zalimleri kat be kat sarıp sarmalayacak.

Susayıp su istediklerinde, suratlarını kavuran yanık yağ tortusu gibi bir su sunulacak;

O ne berbat bir içecektir ve orası, [kâfire] ne fena bir refik/ne kötü bir arkadaş olacak.

«Bu ayetteki Hak kelimesi, “İlâhî kitaplar ve bu kitaplardaki akideler, şeriatlar ve hakikatler” anlamına da gelmektedir.»[7]

 

Ahzab 36

Ne mümin bir erkek ne de mümin bir kadın, muhayyer/öyle keyfe keder bırakılmaz;

Allah’ın ve elçisinin ilettiği kararlara karşı, her ikisine de serbestlik/özerklik tanınmaz.

Kim [onların kararlarına karşı çıkarak] Allah’a ve elçisine ederse isyan,

İşte o kişi, belirgin bir dalâlete / net bir sapıklığa düşer tam da işte o an.

«Bu ayet, bir müminin âmirinin kendi nefsi olmayıp, iradenin nefsinde olduğu zannına kapılmamasını söylüyor. Allah’ın ve Elçisinin hükmü bulunan bir meselede, mü'min kadın ve erkeğin başka bir seçim hakkı olmadığını, uyulması gerekenin, Allah'ın ve Elçisinin emri olduğunu, onlara muhalefet edenin dinden saptığını bildiriyor.»[8]

«Allah’ın ve resulünün emrine itaat etmeyenler, doğru yoldan açıkça sapmışlardır.»[9]

İslâm’ı seçenler, artık öyle istedikleri gibi serbest değildirler. Kadını-erkeği hepsi, sonrasında heveslerinin peşlerinde gidemez, istedikleri gibi hareket edemezler. Yapıp yapmamakta başlarına buyruk bırakılmazlar. Uyma ve uymama konusunda tercih hakkı kullanamazlar. Hâsılı, işin aslı şudur: İnsanlar İslâm’ı seçip, seçmemekte serbesttirler; (18/29); ama seçtikten sonra onun ilkelerini ruhsat verilmeksizin terk edemezler. Âyetin asıl ve öncelikli muhatabı Rasûlüllâh’ın bizzat kendisidir. Kendisinden, bir sonraki âyette, bahsi geçen mahalle baskısına boyun eğen ilk andaki pozisyonunu terk etmesi istenmektedir.

 

Ahkâf 1-3:

Hâ, mîm / Hâkimiyet, [Allah’ın] Mülkünde / tasarrufundadır.

Bu Kitabın indirilişi, galibiyet ve hâkimiyet sahibi Allah’tandır.

[Boşuna] yaratmadık biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları;

[Yarattık] ancak, gerçek bir amaç uğruna/bana kul olmaları adına bunları. (51/56)

Ömürleri de sınırlı/hepsi gelip geçicidir zaten.

Kâfirler ise, bu gerçeğe rağmen,

Yüz çeviriyorlar ikaz edildikleri her şeyden.

«Allah’ın indirdiği kitabı görenlerin artık bir bahanesi kalmaz. Bunları görmezlikten gelmek, kâfirlik olur.»[10]

 

Bakara 214 

[Kolayca] cennete girebileceğinizi mi sanıyorsunuz yoksa sizler,

Sizin başınıza da gelmeden önce, evvelkilerin başlarına gelenler? (23/84-89; 29/1)

Onlar, çıldırtacak sıkıntılara ve hadsiz zorluklara maruz kaldılar;

Öylesine bunaldılar ki, en sonunda Rasül ve beraberinde olanlar:

“[Öldük bittik biz], Allah’ın yardımı nerede kaldı” demeye başladılar.

Evet, ancak o vakit: “Allah’ın yardımı yakındır” [diyen ilâhî ilânı aldılar].

«Bil ki ayetin takdiri şudur: "Ey müminler, sizler Allah'ın sizi kullukla mükellef tuttuğu her şey ile ibadet etmediğiniz, sizi imtihan ettiği şeylere sabretmediğiniz, kâfirlerin eziyetine, fakirlik ve yoksulluğa, geçim sıkıntısı ve darlıklarına katlanmadığınız, düşmanla savaşın dehşet ve korkunç hallerine göğüs germediğiniz müddetçe, sırf bana iman edip, peygamberimi tasdik etmek suretiyle cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz?» [11]

 

Ankebût 1-3

Elif, Lâm, Mîm.

Sırf “iman ettik” demekle insanlar,

Hiç sınanmadan bırakılacaklarını mı sanırlar? 75/36

Andolsun, fitneledik/sınadık biz kendilerinden öncekileri; 2/214.  3/142, 179. 9/16. 23/115,

[Böylece] bilecek/seçip ayıracak[12] Allah, doğrular ile eğrileri. Bkz: 29/11

 

Al-i İmran, 142

Yoksa siz, cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz [hemen];

Allah içinizdeki gayretlileri ve sabredenleri belirlemeden?

Bkz. 2/214;3/179; 9/16; 23/115

 

Sohbetimi bir Hadis ile noktalıyor, değerlendirmeyi siz okurlara bırakıyorum:

Kays İbn Ebî Hazım, Habbâb İbn Eret'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Müşriklerden görmüş olduğumuz eziyet ve sıkıntıları Allah'ın elçisine şikâyet etmiştik. Bunun üzerine O:

“Sizden öncekiler çeşitli işkenceler görürlerdi. Hiçbir eziyet, onları dinlerinden döndüremezdi. Şöyle ki, kişinin başı testere ile iki parçaya ayrılır veya kişinin etleri ve sinirleri demir taraklarla kemiklerinden sıyrılırdı. Tüm bu eziyetlere rağmen, onlar yine de Allah’ın dininden ayrılmazlardı." (Buhari, İkrah, 1. ).»[13]



[1] TDV İslâm Ansiklopedisi, 22. cilt, 212-214

[2] Buradaki beyyine: Kitap

[3] Sadef: Buluşma/karşılaşma/tesadüf ile ilgili. Bkz: S. Mutçalı, 474-475

[4] Fahreddin Razi - Tefsiri Kebir - BAKARA SURESİ 6. Hasenat.net

[5] Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, I, 191

[6] Diyanet - Kuran Yolu - BAKARA SURESİ - 2.6

[7] Hasenat.net

[8] Fahreddin Razi - Tefsiri Kebir - AHZAB SURESİ - 33.36

[9] Diyanet - Kuran Yolu - AHZAB SURESİ - 33.36

[10] Süleymaniye Vakfı Meâli

[11] Hasenat.net. Fahreddin Razi - Tefsiri Kebir - BAKARA SURESİ - 2.214

[12] M. İslâmoğlu

[13] Hasenat.net. Fahreddin Razi - Tefsiri Kebir - BAKARA SURESİ - 2.214