30.05.2022 / Deneme / Genel

İnanmıştım. Bu sefer gazozumla kekimi aynı anda bitirmeye inanmıştım evin karşısındaki bakkaldan alırken. Neyine inandıysam?

Gazozum yine önce bitti. Hatta son yudumumu az önce içtim. Son yudum önemliydi. Gazoz şişesinin bana kaldığının bir göstergesiydi çünkü. Şişeyi bıraktım bankın iki tahtasının arasına. Kapağı da hemen yanı başında. Bir çift bu kadar uyumlu olamazdı. Çift. Çifter çifter içtiğim gazozlar…

Arı kondu kapağına. Böyle konmaya da tam kararlı değil. Geziniyor kapağın keskin yerlerinde. Ne bulabilir ki orada? Gerçi ben ne buluyordum gazoz kapaklarında ki yıllardır poşet poşet biriktiriyorum. He bir de sadece kapakları olsa, şişelerini de. Atamazdım ki. Çok denedim olmadı. Tıpkı birçok şeyi denediğim gibi. Neleri denemiştik biz? Kıyafetleri mi? Yapmam dediklerimizi? Yeni bulduğumuz bir yemek tarifini mi? Bunları sadece bir şey denemek için mi yapıyorduk? Arı da balı deneye deneye mi yapıyordu?

“İstanbul’da okumam lazım.”

İstanbul

Bunu korkmadan ama nasıl çekinerek söylediğimde tam yaz ortasıydı. Güneş batmaya yakın balkondaydık babamla. Karşı karşıya. Gerçekten karşımdaymış. Bunu tam fark ettiğim de yine gazoz içiyordum. Farklı markaydı içtiğim. Belki de o yüzden farkına varmadım o zamana dek. Bazen hep aynı gazozu içememeliyiz.

Susmuştu babam. Çayı bitti. Bardak masaya kondu. Çay damlası kurudu bardakta. Çiçek kurursa arı yine de ondan toplayabilir miydi her ne istiyorsa? Babam da kurumak mı istemişti? Kuruduk. Birimiz kitabın arasında. Farkımız buydu. Neden sustun baba? Neden ikinci bardak çayı istemedin? İsteseydin belki her şey daha değişik olabilirdi. İstemedin.

Kaybolmak. Yıllar sonra onu sevdiği parka getirdiğim zaman beraber gazoz içerken söylemişti bana. Neden bunca zaman bekledin baba? Kaybolma mı bekledin? Bulan sen miydin? Ben bir gazoz şişesinde bile kaybolabilirken babam haklı mıydı? Ama. Gazozun içi dışı birken ben kaybolamazdım baba.

Çiçek değildi ki bal topluyor olsun. Şişenin içine girseydi çıkamazdı belki. O yüzden kolayına kaçtı kapak da yem bulmak. Haberi yoktu kapağın kenarlarının sivri olduğundan. Ne garip iğnesi olan iğneden korkuyor. Küçükken kapakları taşla eze eze para haline getirirken ki masumlukla geziniyordu arı. Para olmayacağını bile bile vurduk taşı. Kapaktan hiç bal çıkar mı? Pekmezini çıkarttığımız kapakların hürmetine.

O gün kim çiçekti baba? Neden o gün açmadın? Ve ben iğnemi ‘lazım’ kelimesinde mi değdirmiştim sana?

Her şeyin bize lazım olduğuna inanarak başlıyoruz. Çiçekten çiçeğe konmalarımız hep bu yüzden. Sonu güzel. Ama dıbık dıbık. Neden her şey bal dök yala şeklinde olmalı? Bal peteğinin bile köşeleri varken her güzel şeye ‘bal gibi’ demeyi bırakmalıydık. Benim anlamadığım neden şimdi bu arı gazoz kapağında?

Açıldığımız yerden vuruyor bizi arı. Açıldığımız yerde peteğine yeni bir katılımcı arıyordu. Anladım. Bir çiçekti kapak onun için. Şişe ise yapraklardan kalan her neyse. Birinin içmesi için açılan gazoz, çiçeğin tıpkı arının ondan bal yapmasını sağlamak için açılması gibiydi. Demek ki korkmamalıydık kapağımızın açılmasından. İllaki saklayan ve onu ballandıran arılar bulunurdu. İğnesi olan arı hiçbir çiçeği sokmuş mu? İlahi!

O kadar gazoz içmeme rağmen neden onun gibi şeffaf olamıyorum? Olamıyoruz? Yanıltıyoruz arıları. İçimiz boş gibi gözükerek. Dıştan da su gibi gözüktüğümüzü unutuyoruz. Tadımıza bakmayan nereden bilebilir ki gazoz olduğumuzu? Kapaklarımızı biri açana dek hapsoluyoruz bir şişede. Kimdi kapağımızı açan? Bizi su gibi görünen halimizden gazoz olduğumuzu açığa çıkaran?

Hep çiçek gibi açıldığımız ve arıları misafir ettiğimiz bir balkonda oturmalıyız. Kaybolmaktan değil bizi birinin bulabileceğini kaybetmekten korkmalıyız. Yeri geldiğinde ikinci bardak çayı istemeliyiz. Konduğumuz her şey bizi bala götürecek iken ballandıra ballandıra misafir olmanın gayesi yoktu.

“Kaybolursam da gazoz şişesinde kaybolurum baba. Ve sen bu sefer yeni bir gazoz şişesi açarsın. Ben yolumu bulur yenisinde de kaybolurum.”

Naçizane.

Baba oğul