27.07.2022 / Eğitim / Genel

Bir hukuki uyuşmazlığı yargılama yetkisinin hangi devlete ait olduğu ve uyuşmazlığa hangi ülke hukukunun uygulanacağının belirlenmesidir.

Türk vatandaşı T’nin, Mozambik vatandaşı M’yi Almanya’da öldürmesi veya Türk vatandaşı T ile Fransız vatandaşı F’nin İngiltere’deki boşanma davasında, bu davalarda yargılama yetkisinin hangi ülke ya da ülkelere ait olduğu ve bu davaların hangi ülkenin hukuk kurallarına göre çözümleneceği sorunu ortaya çıkar.

Hukuki Uyuşmazlığı Yargılama Yetkisinin Hangi Devlete Ait Olduğunun Belirlenmesi

Hukuk kurallarının yer bakımından uygulanmasına ilişkin kuralların birinci görünümü, bir uyuşmazlığı yargılama yetkisinin hangi devlete ait olduğudur. Bir hukuki uyuşmazlığı yargılama yetkisine sahip olan devletin belirlenmesinde mülkilik, şahsilik, koruma ve evrensellik olmak üzere başlıca dört ilke vardır.

Mülkilik (Ülkesellik) İlkesi

Ulus devlet sisteminde hukuk kurallarının yer bakımından uygulanmasında asıl ilke olan mülkilik ilkesi, taraflarının vatandaşlık bağı ne olursa olsun yargılama yetkisinin, hukuki uyuşmazlığın ülkesinde meydana geldiği devlete ait olmasını ifade eder. Dolayısıyla bu ilkeye göre bir hukuki uyuşmazlığı yargılama yetkisi, o uyuşmazlığın meydana geldiği devlete ait olup, uyuşmazlığı yargılamakla yetkili devletin belirlenmesinde, uyuşmazlığın taraflarının vatandaşlık bağı, o devletin vatandaşı olup olmadığı önem taşımaz.

Şahsilik (Vatandaşlık) İlkesi

Bir hukuki uyuşmazlığın çözümlenmesi yetkisinin hangi devlete ait olduğunun ya da hangi ülkenin hukuk kuralının uygulanacağının belirlenmesinde, uyuşmazlığın meydana geldiği yeri değil, uyuşmazlığın taraflarının vatandaşlık bağını dikkate alan ilkeye şahsilik ilkesi denir. Dolayısıyla şahsilik ilkesi, kişinin milli hukuku olarak tanımlanan vatandaşı olduğu ülke hukukunun kendisini yurtdışında da izlediği ve bir kişinin yabancı ülkede olsa bile vatandaşı olduğu devletin kanunlarına tabi olduğu kabulünün bir yansımasıdır.

Bir hukuki uyuşmazlıkta en az iki taraf bulunduğundan, şahsilik ilkesinin uygulanmasında, özel hukuk uyuşmazlıklarında davacının ya da davalının, ceza hukuku uyuşmazlıklarında da mağdurun veya failin vatandaşlık bağının dikkate alınması söz konusu olabilir. Bu bağlamda şahsilik ilkesi, yurtdışında işlenen bir suça ilişkin yargılamada devletin yargı yetkisinin belirlenmesinde failin veya mağdurun vatandaşlık bağının esas alınmasına göre, faile veya mağdura göre şahsilik olmak üzere ikiye ayrılır. Yurtdışında işlenen bir suçta, yargılama yetkisinin belirlenmesinde suç failinin vatandaşlık bağının esas alınmasına faile göre şahsilik; bunun aksine suçun mağdurunun vatandaşlık bağının esas alınmasına ise mağdura göre şahsilik ilkesi denir.

Yukarıda verilen, Türk vatandaşı T’nin Belçika’da Avusturya vatandaşı A’yı öldürmesi örneğinde, işlenen insan öldürme suçunun yargılanması açısından failin vatandaşı olduğu Türkiye’nin yargı yetkisi kazanması, faile göre şahsilik ilkesi; suçun mağdurunun vatandaşı olduğu Avusturya Devletinin yargı yetkisi kazanması mağdura göre şahsilik ve suçun işlendiği Belçika Devletinin yargı yetkisi kazanması da mülkilik ilkesine göre mümkün olur.

Koruma İlkesi

Koruma ilkesi, bir devletin, çıkarlarını ihlal eden fiilleri, söz konusu fiil o devlette işlenmese veya suçun faili çıkarları ihlal edilen devletin vatandaşı olmasa bile yargılama yetkisine sahip olmasını ifade eder. Koruma ilkesi büyük ölçüde ceza hukuku alanıyla ilgili bir ilkedir. İlke gereğince, devletler çıkarları aleyhine başka ülkelerde kendi vatandaşı olmayan kişilerce işlenen suçlar üzerinde de yargılama yetkisi kazanmaktadır. Bu ilkeye hukukumuzda, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 10, 12 ve 13. maddelerinde yer verilmiştir.

Evrensellik İlkesi

Evrensellik ilkesi, bir devletin kendi ülkesinde işlenmeyen, taraflarının kendi vatandaşı olmadığı ve kendi çıkarlarına karşı işlenmeyen bir fiilden kaynaklanan hukuki uyuşmazlıklar hakkında yargılama yetkisi kazanabilmesini ifade eder. Dolayısıyla bu ilke bir devlete, dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir kişi tarafından işlenen fiiller üzerinde yargılama yetkisi verir. İlkenin temelinde tüm insanlığa ait olduğu düşünülen, çevrenin korunması, insan ırkının korunması gibi hukuki değerlerin ihlalini yargılama yetkisinin bütün devletlere ait olduğu düşüncesi vardır. Koruma ilkesi gibi evrensellik ilkesi de asıl olarak ceza hukuku alanda geçerli bir ilkedir.

Hukuki Uyuşmazlığa Hangi Ülke Hukukunun Uygulanacağının Belirlenmesi

Hukuk kurallarının yer bakımından uygulanmasının ikinci boyutu, bir uyuşmazlığı yargılayan mahkemenin, uyuşmazlığın çözümünde hangi ülkenin hukuk kurallarını uygulanacağının belirlenmesidir. Bir hukuki uyuşmazlığın, hangi ülke hukukuna göre çözümleneceği konusunda, bu uyuşmazlığın kamu hukuku ve özel hukuka ilişkin olmasına göre farklılıklar söz konusu olabilmektedir. Devletin, dolayısıyla kamu gücünün hâkim konumda olduğu, anayasa, idare, ceza ve vergi hukuku gibi kamu hukuku uyuşmazlıklarının çözülmesinde uygulanacak hukukun belirlenmesinde mülkilik ilkesi esas alınır. Mülkilik ilkesi, bir hukuki uyuşmazlığa uygulanacak hukukun belirlenmesinde, söz konusu hukuki uyuşmazlığın, yargılamanın yapıldığı ülkenin hukuk kuralları uygulanarak çözümlenmesini öngörür.

Taraf iradelerinin eşit değerde olduğu eşya, borçlar, aile, miras, ticaret hukuku gibi özel hukuk uyuşmazlıklarına uygulanacak hukuk, uyuşmazlığın özelliğine göre mülkilik veya şahsilik ilkelerine göre belirlenebileceği gibi, kimi durumlarda da tarafların bu konudaki iradesi esas alınarak belirlenir. Örneğin, taşınmaz ya da taşınır mülkiyeti gibi ayni haklara ilişkin hukuki uyuşmazlıklar, gayrimenkulün bulunduğu ülke hukukuna göre çözümlenir (Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun m.21, m.22).

Dolayısıyla bu gibi özel hukuk uyuşmazlıklarında uygulanacak hukuk kuralının belirlenmesinde de mülkilik ilkesi geçerli olup, Türk mahkemeleri bu gibi uyuşmazlıkları, Türk hukukundaki konuya ilişkin hükümlere göre çözer. Bunun aksine mirasa ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde uygulanacak hukuk kuralının belirlenmesinde ise şahsilik ilkesi geçerlidir. Bu nedenle Türk mahkemeleri, taşınmaz hariç, mirasa ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde ölen murisin vatandaşı olduğu ülke hukukunu esas alır (Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun m.20).

Örneğin, Türkiye’de ölen bir Rus vatandaşından geriye kalan mirasa ilişkin Türk mahkemelerinde açılan davada Türk mahkemeleri uyuşmazlığı, Rusya Devletinin miras hukuku kurallarına göre çözer. Bunların aksine sözleşmelerden doğan borç ilişkilerinden ve fikri mülkiyet hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümüyse tarafların kendi iradelerine göre seçtikleri hukuka göre yapılır (Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun m.23, m.24 ve m.28). Dolayısıyla bu durumda uyuşmazlığın hangi ülke hukukuna göre çözümleneceğinde mülkilik veya şahsilik değil, taraf iradeleri esas alınır.

Örneğin, Türkiye’de yaşayan ve ticaret yapan bir İngiliz bir de Çin vatandaşı arasında çıkacak uyuşmazlığın İsviçre hukukuna göre çözümleneceğini öngören satım sözleşmesinden kaynaklanan davayı yargılamakla görevli Türk mahkemesi, uyuşmazlığı İsviçre Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümlerine göre çözer.

Muhakeme hukukuna dair kuralların uygulanmasında mülkilik ilkesi geçerlidir. Bu sebeple mahkemeler gerek kamu hukuku gerek özel hukuktan kaynaklanan davalarda yargılamayı, Türk medeni, idari veya ceza muhakemesi kurallarına göre yaparlar. Bu sebeple yukarıda verilen örnekte İngiliz ve Çin vatandaşları arasında Türk mahkemelerinde görülen davanın esasını oluşturan maddi hukuk boyutu İsviçre hukuku kurallarına göre çözümlenmesine karşın, yargılama 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre yapılır.

Ayrıca Bakınız