27.11.2019 / Biyografi / Kültür / Sanat

Yazar ve şair Sabahattin Ali, Türk edebiyatının önemli isimlerinden bir tanesidir. Bugünkü Bulgaristan’da dünyaya gelmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde bugünkü Bulgaristan’ın Kırcaali iline bağlı Eğridere’de 25 Şubat 1907 tarihinde dünyaya gelen yazar ve şair Sabahattin Ali, yapmış olduğu çalışmalar sonucunda cumhuriyet dönemi Türk edebiyatını etkileyen bir figür hâline geldi.

Roman türünde yazdığı eserler ile ön plana çıkan yazar Sabahattin Ali, romanlarında aşk ve sevgi temasını işlemekten çekinmedi. Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf (1937), İçimizdeki Şeytan (1940) ve Kürk Mantolu Madonna (1943) romanları Türkiye'deki edebiyat çevrelerinin takdirini toplayan önemli eserleri arasında yer alıyor.

sabahattin ali

İlk şiir denemelerine Balıkesir de başlayan Sabahattin Ali, ardından İstanbul’a taşındı. İstanbul’daki öğretmeni Ali Canip Yöntem'in desteğini alan yazar Sabahattin Ali’nin şiirleri Akbaba ve Çağlayan dergilerinde yayımlanmaya başladı.

Devlet desteği ile Almanya’ya gidip Almanca öğrendikten sonra yurda dönen Sabahattin Ali, Almanca öğretmenliğine başladı. Kısa süre sonra da komünizm yaptığı gerekçesi ile tutuklandı. Atatürk hakkında yazdığı şiir sonrasında devlet memurluğuna geri döndü. Kendisine yüklenen sosyalist algısını yıkmak için Esirler adlı bir oyunu da kaleme aldı.

Sabahattin Ali’nin Ailesi

Sabahattin Ali, Karadenizli bir ailenin çocuğudur. Büyükbabası, Oflu Salih Efendi’dir. Sabahattin Ali'nin Mehpare Taşduman'a yazdığı 24 Ağustos 1928 tarihli mektupta geçen "Babam İstanbul'un eski ve asil bir ailesinin çocuğu idi." cümlesi, büyükbabasının gençken veya çocukken İstanbul'a gelip yerleştiğini göstermektedir. İçimizdeki Şeytanlar adlı eserinde Nihal Atsız, Sabahattin Ali'nin kendisine Oflu bir babanın çocuğu olduğunu söylediğini belirtiyor.

Sabahattin Ali’nin eşi Aliye Ali’de verdiği bir röportajda eşinin Karadenizli olduğunu ve büyükbabasının sonradan İstanbul’a geldiğini söyledi.

Sabahattin Ali’nin babası Ali Selahattin Bey’dir. Annesi ise Hüsniye Hanım’dır. Fikret ve Süheyla adında iki de kardeşi vardır.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Ali Selahattin BeyDivan-ı Harb Orfi Reisi” olarak Çanakkale’ye çağrılır. Ali Selahattin Bey, eşini ve çocuklarını alarak Çanakkale’ye yerleşir. 4 yıl Çanakkale’de kalan aile, bir süre sonra İzmir’e taşınır. İzmir’de gazino ve tiyatro işleri yapmaya başlayan Ali Selahattin Bey, İzmir’in işgali ile sıkıntılı günler çekmeye başlar. Sıkıntılı günlerin ardından ailecek Edremit’e Hüsniye Hanım’ın babasının yanına taşınırlar. Süheyla Hanım, burada dünyaya gelir.

sabahattin ali kimdir

Sabahattin Ali’nin Hayatı

25 Şubat 1907 tarihinde Edirne Vilayeti'nin Gümülcine Sancağı'na bağlı Eğridere'de dünyaya gelen Sabahattin Ali, adını Ali Selahattin Bey’in çok iyi dostu olan Prens Sabahaddin’den almaktadır. Ayrıca Ali Selahattin Bey, diğer dostu olan Tevfik Fikret’in adını da ikinci oğluna vermiştir.

İlkokul hayatına İstanbul’da Üsküdar'ın Doğancılar Mahallesi'nde Füyûzâtı Osmâniye Mektebi’nde başlayan Sabahattin Ali, babasının Çanakkale’ye tayininden dolayı eğitim hayatına Çanakkale İptidai Mektebi'nde devam etti. Çanakkale’de eğitim gördüğü sırada seferberlik ilan edilince öğretmensiz kalan okul kapandı. Okulun tekrar açılmasında Ali Selahattin Bey’in de emeği oldu.

1921 yılında Edremit İptidai Mektebi'ni başarılı bir şekilde bitiren Sabahattin Ali, İstanbul’daki büyük dayısının yanına gitti. Bir yılın ardından Balıkesir’e geri döndü. Balıkesir Muallim Mektebi'ne kaydolan Sabahattin Ali, okulun ikinci yılında gazete ve dergilere yazılar göndermeye başladı.

Arkadaşlarıyla birlikte okul gazetesi çıkartan Sabahattin Ali, okulda geçirdiği süre içerisinde günlük tutmaya başladı. Tiyatro ve sinemaya daha fazla giderek sanata olan ilgisini arttırdı. Okul müdürünün desteği ile İstanbul’a nakil olan Sabahattin Ali, edebiyat öğretmeni olan Ali Canip Yöntem'in desteğiyle, Çağlayan ve Akbaba gibi dergilere şiir ve hikâyeler göndermeye başladı.

sabahattin ali hayatı

Öğretmenliğinin ilk Yılları

Öğretmenlik diplomasını alan Sabahattin Ali, Ankara’da bulunan dayısı Rıfat Ali Ertüzün’ün yanına gitti. Kısa süre sonra dayısının Yozgat Devlet Hastanesi'nde başhekimlik görevi için tayini çıkınca, yeğenini yanına almak isteyen Ertüzün, dönemin mebuslarından Cevat Dursunoğlu ile görüştü ve yeğeninin Yozgat Merkez Cumhuriyet İlkokulu'na öğretmen olarak atanmasını sağladı.

Yozgat’ta yazdığı şiirlerin okuyucusu olmayınca yalnızlaşan şair Sabahattin Ali, stajyer öğretmenlik döneminde tanıştığı yakın arkadaşı Nahit Hanım’a durumu izah eden mektuplar göndermeye başladı. Bu dostluk zamanla yerini aşka bıraksa da Nahit Hanım, bu aşka karşılık vermedi. Bu gelişme sonrasında Sabahattin Ali tarafından 2 Şubat 1928 tarihinde Servet-i Fünun dergisi için yazılan Bir Macera adlı şiiri Nahit Hanım’a ithaf edilmişti. Sabahattin Ali, karşılık görmeyen aşkını "Ne Kazandık" (1927), "Kalbimde Aşkınız" (1927), "Ebedi" (1928), "Yat ve Uyu" (1928), "Bütün İnsanlara" (1928), "Firar" (1928) ve "Kudurmak" (1928) adlı şiirlerinde işledi.

Almanya’ya Gidişi ve Dönüşü

Sabahattin Ali, Yozgat’ta sıkılınca İstanbul’a dönmeye karar verir. Bu sırada dayısı da Ankara’da özel bir hastane açarak Yozgat’tan taşınır. Şair ve yazar Sabahattin Ali, İstanbul’a gitmeden önce Ankara’ya Milli Eğitim Bakanlığı’na uğrar. Burada alınan karar neticesinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından 1928 yılı Kasım ayında Almanya'ya eğitim amacıyla gönderilir.

Sabahattin Ali, on beş gün Berlin'de kaldıktan sonra Potsdam'a yerleşti. Almanya’da dil öğrenmek için yaşlı bir kadının yanında pansiyoner olarak çalışmaya başlayan Sabahattin Ali, özel bir kurumda Almanca derslerine de başladı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’de bulunan ve çok az Türkçe bilen Alman bir subaydan da ders almaya başladı.

Almanya’ya giden ekip arasında yer alan Melahat Togar ile bağını koparmayan Sabahattin Ali, dil öğrenimi konusunda kendisini çok geliştirmişti. Melahat Togar, “Arkadaşım Sabahattin Ali” başlıklı yazısında henüz Almancayı çok iyi öğrenmeden Almanca diline çevrilmiş Rus yazarların eserlerini okuduğu kaleme aldı. Sabahattin Ali bu yönü sayesinde İvan Turgenyev, Maksim Gorki, Edgar Allan Poe, Guy de Maupassant, Heinrich von Kleist, ETA Hofmann ve Thomas Mann gibi isimleri tanıdı ve onların eserlerinden ilham aldı.

Postdam’da kaldığı süre içerisinde Nahit Hanım’ı unutamayan Sabahattin Ali, 1 Ocak 1929 tarihinde yılbaşı hediyesi olarak aşkına şiirler gönderse de dönüş alamadı.

Almanya’da yatılı okula başlayan Sabahattin Ali, ikinci yılında Türkiye’ye geri döndü. Geriye dönüş ile ilgili çeşitli iddialar dolansa da en çok konuşulan “Sabahattin Ali’nin ‘Türkleri buradan atmalıyız’ diyen bir Almanı dövmesi” ve “Sabahattin Ali’nin çok provokasyon yapması” iddiaları oldu.

sabahattin ali öğretmen

Öğretmenlik Hayatı ve Soruşturmalar

1930 yıllarında İstanbul’a dönen Sabahattin Ali, İstanbul Yüksek Muallim Mektebi'nde yatılı okumakta olan Nihal Atsız, Pertev Naili Boratav, Orhan Şaik Gökyay, ve Nihad Sâmi Banarlı gibi arkadaşlarının yanında kalmaya başladı. Daha sonra bu okulun müdürünün de yardımıyla Bursa'nın Orhaneli ilçesine ilkokul öğretmeni olarak atandı.

Öğretmenliğinin ilk yılında Ankara’da bulunan Gazi Terbiye Enstitüsü'nde açılan Almanca yeterlilik sınavına girdi ve başarılı sınav sonucunda Aydın Ortaokulu'na Almanca öğretmeni olarak atandı. Öğretmenlik yıllarında provokasyon yaptığı iddiasıyla hakkında soruşturma başlatıldı. Mahkeme için 1931 yılında İstanbul’a sevk edilen Sabahattin Ali, tutuksuz yargılanması sonucunda rahatlasa da soruşturmaların derinleştirilmesi sonucunda tutuklu yargılanma kararı açıklandı. 9 Eylül 1931 tarihine kadar Aydın Hapishanesi'nde tutuklu kaldı. Serbest kaldıktan yirmi bir gün sonra ise Konya Ortaokulu'na Almanca öğretmeni olarak atandı.

Öğrencilerinden Melahat Muhtar’a ilgi duymaya başlayan Sabahattin Ali, ilgisi karşılık görünce “Çocuklar Gibi” adlı şiirini yazdı. Bir toplantıda okuduğu şiir ile Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü gibi Türk devlet yöneticilerini yerdiği iddiasıyla 22 Aralık 1932 tarihinde tekrar tutuklanması ile Melahat Muhtar’a duyduğu ilgi azaldı.

Hey anavatanından ayrılmayanlar” diye başlayan şirinde Atatürk'ü tahkir ettiği iddiasıyla Konya Asliye Ceza Mahkemesi tarafından bir yıllık cezaya çarptırılsa da davaya temyizde iki ay daha eklendi ve ceza on dört aya çıkarıldı. Bu gelişmenin ardından Sabahattin Ali, Konya Cezaevi'nden yakın arkadaşı Ayşe Sıtkı’ya bir mektup yazdı.

Benim mesele, senin zannettiğin gibi fiyakalı bir zamanımda ağzımdan kaçırdığım sözlerin neticesi değildir. Aramın açıldığı bir iki namuzsuz başıma bu işi getirdi. Geçen sene Mayıs'ında falanca yerde Gazi'yi ima ve telmihen tahkiri tazammün eden bir şiiri falan yerde okudu, dediler. Adli safahat lehimde olduğu halde, müdde-i umumi yaranmak için mahkûmiyetimi talep etti, hakim de korktuğu için mahkûm etti. Temyiz, cezayı aleyhimde nakseti, cezama iki ay daha ilave edildi. Şimdi 14 aya mahkûmum ve aşağı yukarı üç ayını yattım. 11 ayım kaldı.

29 Nisan 1933 tarihinde memurluktan kaydı silindi ve Sinop Cezaevi’ne gönderildi. Cezaevinde koğuş arkadaşları Sabahattin Ali’nin geceleri okuyup gündüzleri de yazdığını belirtti. Sabahattin Ali, Sinop Cezaevi’nde kaldığı dönemde “Aldırma Gönül” şiirini kaleme almış ve ardından bu şiiri usta sanatçı Edip Akbayram seslendirmiştir.

Sabahattin Ali, 10 ay yedi gün süren tutukluluğunun ardından Cumhuriyet'in 10. kuruluş yıl dönümü sebebiyle çıkan genel aftan yararlanarak serbest kaldı.

sabahattin ali

Yeniden Atanması

Tutukluluğu sona eren Sabahattin Ali, yeniden göreve atanmak için Ankara’ya gitti. dönemin Orta Öğretim Genel Müdürü Reşat Şemseddin Sirer ve Müsteşar Vekili Rıdvan Nafiz Edgüer ile görüşen Sabahattin Ali, “Atatürk’ü tahrik etmekten” dolayı hapis yattığı göreve atanamadı.

Müdürler Encümeni tarafından alınan karar doğrultusunda Sabahattin Ali’nin öğretmenlik dışında başka bir görevde değerlendirilmesine karar verildi. Fakat atama kararı Maarif Vekili tarafından reddedildi. Bu gelişmenin ardından 15 Ocak 1934 yılında Varlık dergisinde “Benim Aşkım” adında Atatürk’e hitaben bir şiir yazdı. Bu şiir de atanmasına yardımcı olmadı.

Maarif Vekili ile görüşen yazar, kendisine atfedilen edilen komünist sıfatının doğru olmadığını ispat edebilmek için yazılar yazdığını ve Esirler adlı oyununun halkevleri tarafından sahneye konacağını söyledi. Bu gelişmenin ardından Atatürk'ten izin alınarak önce geçici olarak Orta Tedrisat Şube Müdürlüğü'ne (Mayıs 1934), ardından da asli olarak Milli Talim ve Terbiye'ye atandı.

Sebahattin Ali Benim Aşkım

Bir kalemin ucundan hislerimiz akınca

Bir ince yol onları sıkıyor, daraltıyor;

Beni anlayamazsan gözlerime bakınca

Göğsümü parçala bak kalbim nasıl atıyor.

 

Daha pek doymamışken yaşamanın tadına

Gönül bağlanmaz oldu ne kıza, ne kadına…

Gönlüm yüz sürmek ister yalnız senin katına.

Senden başka her şeyi bir mangıra satıyor.

 

Sensin, kalbim değildir, böyle göğsüme vuran,

Sensin “Ülkü” adıyla beynimde dimdik duran.

Sensin çeyrek asırlık günlerimi dolduran;

Seni çıkarsam, ömrüm başlamadan bitiyor.

 

Hem bunları ne çıkar anlatsam bir dizeye?

Hisler kambur oluyor dökülünce yazıya.

Kısacası gönlümü verdim Ulu Gazi’ye.

Göğsümde şimdi yalnız onun aşkı yatıyor.

Aliye Hanım ile Evlenmesi

1932 yılında İstanbul’da Eczacı Salih Başotaç’ın evinde tanıştığı Aliye Hanım ile evlenme kararı alan Sabahattin Ali, sicil kaydından dolayı Aliye Hanım’ın ailesi tarafından kabul edilmedi. Aliye Hanım’ın da isteği sonucu ailesi onay verdi ve evlilikleri gerçekleşti.

16 Mayıs 1935 tarihinde Kadıköy Evlendirme Dairesi’nde evlenen çift, daha sonra Ankara’ya yerleşti. Evliliğinin ardından bir ortaokulda Almanca dersleri vermeye başladı. Varlık'ta "Kağnı", "Arap Hayri", "Pazarcı" adlı hikâyelerini yayınladı. Knut Hamsun, Liam O'Flaherty ve Panteleymon Romanov'tan tercümeler yaptı; Ayda Bir adlı dergide ise "Kamyon", "Bir Şaka", "Apartman", "Arabalar Beş Kuruşa" ve "Düşman" adlı öykülerini yayınladı.

Soyadı Kanunu

Sabahattin Ali'nin ailesi Soyadı Kanunu sonrasında "Şenyuva" soyadını aldı. Fakat yazar babasının ön adı olan "Ali"yi kullanmak isteyen Sabahattin Ali, çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanan şiir ve hikâyelerinde "Sabahattin Ali" imzasını kullandı.

Askerlik Sonrası Dönemi

30 yaşına gelen Sabahattin Ali, İstanbul Eski Harbiye’de 2 ay er ve 6 ay yedek subay olarak askerlik görevini tamamladı. Bu süreçte eşini de İstanbul’a getiren Sabahattin Ali, askerliğin bitiminden sonra Musiki Muallim Mektebi'ne Türkçe öğretmeni olarak atandı ve Ankara'ya yerleşti.

İlerleyen dönemlerde Devlet Konservatuvarı'na atanarak Karl Albert'in asistanlığını yaptı. Edebi çalışmalara yoğunlaşan Sabahattin Ali, İçimizdeki Şeytan adlı eserini 1939 yılında yazdı. Yayımlanan bu roman ise beraberinde siyasi tartışmaları da getirdi. Tam da bu dönemde Nihal Atsız tarafından yayımlanan İçimizdeki Şeytanlar adlı kitap, Sabahattin Ali hakkında bilgiler de içeriyordu.

İkinci Dünya Savaşı öncesinde ilan edilen seferberlik ile tekrar askere alınan Sabahattin Ali, 4 ay İstanbul’da askerlik yaptı. Askerlik yaptığı dönemde Kürk Mantolu Madonna adlı eserini de yazdı.

sabahattin ali almanya

Tartışmalı Yılları

Nihal Atsız, 1 Nisan 1944 tarihinde Orhun dergisinde yazdığı yazısında Sabahattin Ali’nin komünist olduğunu söyledi. Hasan Âli Yücel’in şahsi sempatisi yüzünden göreve getirilen Sabahattin Ali’nin, daha önceden Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Ali Çetinkaya gibi isimlere hakaret ettiğini kaleme aldı. Sabahattin Ali’nin vatan haini olduğunu ve devlet tarafından korunmasını da kınadığı yazısı sonucunda Nihal Atsız, görevden alındı.

Sabahattin Ali ise bu yazı sonrasında Nihal Atsız’a hakaret davası açtı. Davaya Sabahattin Ali avukatsız katılırken Nihal Atsız'ı ise Hamit Şevket İnce başkanlığındaki avukatlar savundu. Dava görülürken içeride ve adliye önünde "İstiklâl Marşı" okundu, ortam gerilince de dava başka bir tarihe ertelendi.

Davanın ilerleyen sürecinde Hamit Şevket İnce, Nihal Atsız’ın avukatlığından istifa etti. Davanın ikinci duruşmasında sonuç çıkmayınca üçüncü duruşma yapıldı. Duruşma da Nihal Atsız 6 ay hapis cezası altı. Mazisi temiz olduğu için ceza 4 aya düşürüldü.

1944 yılında ailesini Ankara’da bırakıp İstanbul’a gelen Sabahattin Ali, Aziz Nesin ile beraber Markopaşa dergisini çıkardı. İlk üç sayısında iyi bir kitle yakalayan Markopaşa, daha sonra mizah yerine siyasi içeriklere yer verince tepki çekti. İlerleyen sayılarda imzasız yayınlanan ve tepki çeken yazılardan dolayı Sabahattin Ali’ye davalar açılmaya başlandı. Yazıların çoğu Aziz Nesin ile Rıfat Ilgaz’a ait olsa da dergi sahibi Sabahattin Ali olduğu için cezayı alan da kendisi oldu. Girdiği hapishaneden 10 Eylül 1947 tarihinde tahliye oldu. Bu dönem de Markopaşa dergisi kapatıldı. Yerine Merhum Paşa ve Malum Paşa gazeteleri çıkartıldı.

İlerleyen dönemlerde Ali Baba dergisini çıkartan Sabahattin Ali, Sırça Köşk adlı öyküsünü de yayınladı. Yayınlanan Sırça Köşk öyküsü Bakanlar Kurulu kararı ile toplatıldı. Olayın ardından tutuklanan Sabahattin Ali, Sultanahmet Cezaevi’ne gönderildi. 31 Aralık 1947 tarihinde tahliye olan Sabahattin Ali, çektiği ekonomik sıkıntılardan dolayı Ali Baba dergisini kapattı.

Sabahattin Ali’ye pasaport verilmemesi kararlaştırılmıştı. Fransa’ya gitmek isteyen Sabahattin Ali, nakliyecilik işine başladı. Arabasının tamirini bitirdikten sonra “Edirne’ye peynir nakli yapmak” için yola çıktı.

Ölümü

Sabahattin Ali’nin Edirne’ye gitmekteki amacı peynir taşımak değildi. Bulgaristan’ı aşarak kaçak yollardan Avrupa’ya ulaşmaktı. Mahkemelerden kurtulamayan Sabahattin Ali, Avrupa’ya giderek rahatlamak istiyordu.

Üsküdar Paşakapısı Cezaevi'nden arkadaşı olan Berber Hasan aracılığı ile tanıştığı Ali ErtekinSabahattin Ali’nin kaçışına yardımcı olacak kişiydi. Sabahattin Ali ve Ali Ertekin tanıştıktan bir süre sonra Kırklareli'ne doğru kamyonla yol aldılar.

Bu yolculuk sonrasında Sabahattin Ali’den haber alınamadı. Yakalanan Ali Ertekin ise Kırklareli Cumhuriyet Savcılığına verdiği ifadesinde Sabahattin Ali’nin sınırı geçtikten sonra Bulgaristan’da ve Rusya’da çalışmalar yaparak Türkiye’ye karşı komünist bir ihtilal çıkarmayı planladığını belirtti. Sabahattin Ali’nin kötü bir insan olduğunu söyleyen Ali Ertekin, yol boyunca tartıştıklarını ve sonrasında kafasına sopa ile defalarca vurarak öldürdüğünü itiraf etti.

Sabahattin Ali’nin bedenini bir çoban buldu ve 16 Haziran 1948 günü jandarmaya giderek durumu bildirdi. Yapılan incelemeler sonucunda cesedin kimliği teşhis edilemedi. Bu dönemlerde İstanbul polisi Bulgaristan'a adam kaçıran bir şebekeyi yakaladı. Sabahattin Ali'yi öldüren Ali Ertekin de bu şebekenin mensubuydu ve yakalanınca Sabahattin Ali'yi öldürdüğünü itiraf etti.

Ali Ertekin idam cezasıyla yargılanmasına rağmen dört yılla hüküm giydi, kısa bir süre sonra da serbest kaldı.