06.12.2020 / Deneme

Kelimelere düşmeden kalbimize sığmıştı sevdamız. Öğretmişti annem. Aşkta mühim olan niyetti. Dokunmadan ve görmeden sevmek sanırım bu yüzden ibadetti.

Mutlu sonla bitmeyecek bir hikâyenin kahramanlarıydık bizler. Kalbimize sığmıyor, sokaklara taşıyordu sevdamız. Fakat her sevda doğasında biraz ayrılık gizler. Unutuyorduk.

Kabul etmek istemedik önceleri. İnkâr ettik kalplerimizde yeşeren aşk filizini. Ama yüzümüzdeki tebessüm ele veriyordu bizi. Kızaran yanaklarımız ve terleyen avuçlarımız vardı. Kalplerimiz daha hızlı çarpardı aynı ortamda bir araya gelince. Çocukluğumuzun mahalle araları kadar cıvıl cıvıldı gönüllerimiz. Etrafımızdakiler ara sıra kaçamak bakışlarımızı yakalardı. Gizlemeye çalıştıkça bizi ele verirdi ucu yenmiş tırnaklarımız.

kaçamak bakışlarımız

Temiz hava alma bahanesiyle birbirimizi görmeye çalışırdık. Onun oksijene, benimse ona ihtiyacım vardı. Ben isimlerimizin baş harfini yazardım sokağımızdaki evlerin her bir duvarına. O ise sabah güneşi gibi görünürdü pencereden. Gönlüm aydınlanırdı. Onu göremediğim vakitlerde ise anlardım ki kötü geçecek günüm. Saatlerce evinin penceresine bakar, perdesinin aralanmasını beklerdim. Duvarları yosun tutmuş bir taş binanın hüznü çökerdi yüreğime. O geciktikçe artardı endişem. Sonra ansızın sokağın köşesinden çıkıp gelirdi. En sevdiği oyuncağına kavuşmuş küçük bir çocuğun sevinci gibi, sevinçle dolardı içim. Görenler sanırdı ki memlekete bahar gelmiş. Böyle böyle çekingenliğimizle birlikte sevdamızı da büyüttük içimizde.

sevdamızı büyüttük içimizde

Çok zaman geçti kalplerimizin üzerinden. Bulutlar savruldu peşi sıra. Mevsimler bir bir aktı. Rüzgârlar hep ferahlatıcı ve ay, hep güneş ışığına muhtaçtı. Bizimse hala eksikti hikâyemiz. Benim ona, onunsa oksijene olan ihtiyacımız artmıştı. Muhtaçtık birbirimize ve suskunduk ikimiz de. Sonra bir sabah, mevsim güzken, Sinop Cezaevi kadar puslu ve Erzurum kadar soğukken hava, bir çığlık yükseldi mahalleden. Lastik tekerlek peşinde koşturan çocuklar sustu önce. Ardından bağırmayı bıraktı nayloncu. Uçmadı mahallenin çatılarında yaşayan güvercinleri. Benimse yüreğimde bildik bir endişe. Başımda bin bir ağrı, ense kökümde sancı. Nöbette gözlerimdeki sicim gibi yaşlar. Annemin yarası kadar tanıdık her biri.

ense kökümde sancı

Hani ne olduğunu bilir ve kabul etmek istemezsin ya. İşte bu duygunun ta kendisi. Kelimeler. Ah kelimeler… Dikenli tel misali kan revan içinde bıraktı kalbimi. Sonra bir daha mahallede hiç görünmedi güvercinler. Nayloncu mahalleden geçerken hiç bağırmadı. Ve bahar bir daha hiç uğramadı memleketimize.

görünmedi güvercinler

Kelimelere düşmeden kalbimize sığmıştı sevdamız. Öğretmişti annem. Aşkta mühim olan niyetti. Dokunmadan ve görmeden sevmek sanırım bu yüzden ibadetti.