24.12.2020 / Sağlık / Tarih

Binlerce yıl önce Mısır ve Hindistan’da ortaya çıktığı düşünülen ve 200 yıldan fazla bitirilmesine yönelik mücadelesi sürdürülen çiçek virüsü (variola vera), en nihayetinde 1979 yılında Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yapılan resmi açıklama ile birlikte tehdit olmaktan çıkmıştı. Fakat ölümcül virüs, bu tarihe kadar 300 milyondan fazla insanın ölümüne sebep olmuştu.

Var olduğu süreçte üç yetişkinden birinin ve beş bebekten dördünün hayatını kaybetmesine yol açan çiçek hastalığının, hayatta kalanlar üzerinde de birçok etkisi devam ediyor ve körlüğe ya da çeşitli vücut yaralarına sebep oluyordu. Virüsün enfekte olduğu kişilerde, tüm vücut sızlıyor, yüksek ateş, boğaz ve baş ağrısı ile birlikte nefes almakta zorlanma yaşanıyordu. Daha kötüsü, korkunç görünümde döküntüler meydana geliyordu. Baş kısmında, ayaklarda, boğazda ve hatta akciğerlerde içi irin dolu sivilceler çıkarıyordu. Bu kabartılar kuruyup düştüklerinde, geride şekil bozuklukları bırakıyor ve bazı insanlar söz konusu izler nedeniyle intihar ediyordu.

ölümcül çiçek virüsünün enfekte olduğu kişilerin baş kısmında, ayaklarda, boğazda ve hatta akciğerlerde içi irin dolu sivilceler çıkarıyordu

Özellikle Avrupa kıtasında etkin olan bu hastalığa dair tedaviler arasında ise tuhaf ve işe yaramaz seçenekler mevcuttu. İnsanları sıcak ya da soğuk odalarda tutmak ve kırmızı kumaşa sarmak gibi yöntemlerin yanı sıra bir doktorun günde 12 şişe bira içmeyi önermesi de kayıtlara geçmişti. Yani Avrupa’da çiçek virüsünün bilinen, etkin ve kabul görmüş bir tedavi yolu bulunmamaktaydı.

Fakat aynı sıralarda Osmanlı Devleti, çiçek aşısını bulmakla kalmamış, çoktan uygulamalarına da başlamıştı. Özellikle İstanbul’da yoğunlaşılan bu aşılamaların ilk kapsamlı olanı, 1718 ve 1730 yılları arasında yani Lale Devri'nde uygulanmıştı.

İstanbul’a geldiği bir ziyaret sırasında çiçek aşısının uygulandığını gören İngiltere büyükelçisinin eşi Mary Wortley Montagu, bu durum karşısında hayretler içinde kalmış ve kendi çocuklarını da aşılatmıştı. Hemen ardından yazdığı bir mektupla İngiltere hükümetini detaylı bir şekilde bilgilendirmişti.

1796 yılında İngiliz doktor Edward Jenner tarafından, bugünkü anlamıyla kabul edilen ilk aşı geliştirildi. Özellikle sütçülük yapanların çiçekten etkilenmediğini gözlemleyen Jenner, sığır çiçeği hastalığını geçirenlerin çiçek hastalığına karşı bağışıklık kazandığını ispat etmişti. Hasta bir ineği sağan köylü kızının parmağının yara olduğunu, yaranın üzerinde de küçük su dolu lenflerin bulunduğunu gören doktor, bu lenften örnek almış ve oluşturduğu aşıyı bir erkek çocuğuna enjekte etmişti. Daha sonrasında ise çocuğun çiçek virüsüne karşı bağışıklık kazandığını görmüştü.

İngiliz doktor Edward Jenner 1796 yılında bugünkü anlamıyla kabul edilen ilk çiçek aşısını geliştirdi

Aşıyı üretmek, dağıtmak ve uygulamaya geçirmek, 18.yy'da o kadar da kolay değildi. Aşının var olması daha fazla ineğin sığırcık virüsü taşımasına bağlıydı. Öyle ki Fransız doktorlar üretimin sürebilmesi için yavru iken hayvanlara sığırcık hastalığı enjekte ediyordu. Fakat yapılan çalışmalar oldukça etkili sonuç vermiş ve Osmanlı’da da aşı uygulaması resmi bir politika haline getirilerek, “Çiçek Nizamnamesi” adıyla kanun çıkarılmıştı. Sonraki yıllarda gelişen bilim ve tıp metotları sayesinde aşılama hız kazanmış ve küresel çapta etkin aşılama yöntemi ile salgın 200 sene gibi bir sürede sonlandırılmıştır.

Günümüzde Dünya'da yalnızca iki laboratuvarda çiçek virüsü bulunmaktadır. Biri Amerika’nın Atlanta şehrinde, diğeri de Rusya'nın Koltsovo bölgesindeki Rus Devlet Laboratuvarı’ndadır.

çiçek virüsü dünyada iki yerde bulunmaktadır. biri amerikada diğeri rusyadadır