11.02.2022 / Deneme / Genel

Kültürel kodlarımıza işlenmiş batıl inanışlarda bile belli alanlarda kabul etmediğimiz hayvanlar için şimdi yeni hadisler uydurmak üzereyiz.

İnsanlık tarihi boyunca Ademoğlu, tüm evren kendilerine amade gidip har vurup harman savurarak yaşamaya alışmış olduğundan, tüketerek faydalandığı şeylerin mevcudiyetinin önemini pek kavrayamıyor. Bu durum canlı ya da cansız diğer tüm varlıkların giderek yaşam alanlarının kısıtlanmasına ve yok olmaya yüz tutmasına sebep oluyor.

Günümüzde de hızını kesmeyen bu süreç, bugün sokak hayvanlarına tahammül gösteremeyecek bir kindar algı oluşturuyor. Ademoğlunun bugünkü sureti, şeytanı bile takva sahibi gösterecek bir hale geldi. O kadar ki bazı insan müsveddeleri, hayvanları sevmeyi ve korumayı kendine görev edinmiş güzel ahlaklı insanları, söylemedikleri sözler ve yapmadıkları eylemler üzerinden suçlayarak toplum içine fitne sokmayı maharet olarak görmeye başladı.

Bazı gazeteler kindar bir yaklaşımla sokak hayvanları üzerinden algı oluşturuyor

Ülkemizde maalesef her gün gündem olan “kadın cinayetleri”, “çocuk tacizcileri”, “dolandırıcılar”, “koltuk sevdalıları”, “kara para aklayıcıları” gibi konularda zorunlu pasif haberler yaparken, sokak hayvanlarının birine saldırısını “terörizm faaliyetiymişçesine” servis eden haber kanalları ve bazı gazeteciler, zaten alanlarını yok ettiğimiz bu hayvanların, fazlasıyla olduğunu sandıkları barınaklara yerleştirilmesi gerektiğini savunuyor.

Maalesef ki ülkemizde barınaklar, gerçekten ihtiyacı olan yaşlı ve hasta hayvanların dahi yer bulamayacağı kadar yetersiz. Kaldı ki, bazılarının iç yüzü fazlasıyla karanlık. Henüz bu konularda yeterli denetim yapılamıyor olması, bu barınakların birer hapishaneye dönüşmesine zemin hazırlıyor ve birçok hayvanın psikolojisinin bozulmasına ya da fiziksel olarak hastalanmasına sebep oluyor.

Aslında işin şöyle bir çelişkisi de var. Zaten sokaklarda yeterince mama ve su bulamayan, sıcakta sıcaktan kaçacak, soğukta soğuktan kaçacak yerleri olmayan masum dostlarımızın mevcut hayatı da esaretten öte değil. Dışarıda işkenceye varacak şekilde şiddet görmekte, her gün tonlarca yemek çöpe atılmasına rağmen aç kalmakta, gezegenimizi küresel ısıtacak kadar enerji harcayabiliyorken, onlar basit bir sıcaklıktan bile mahrum bırakılmakta.

Hal böyle olunca “barınak” fikri kulağa hiç de kötü gelmiyor. Gönül istiyor ki, bu dostlarımız yaban ellerde olmaktansa evlerimizin ve dükkanlarımızın bir köşesinde kendilerine yuva bulabilsin ama eğer böyle bir imkan yoksa da, en azından düzenli olarak mama bulabilecekleri, sağlık problemlerine anlık olarak müdahale edilebileceği, yağmurdan çamurdan ve dış tehlikelerden korunabilecekleri bir yerleri olması, dışarıda olmalarından çok daha iyi görünüyor.

Fakat durumun bu hale getirilebilmesi için öncelikle yeni ve yüksek kapasiteli barınaklar oluşturulması, buralarda yeterli çalışan bulundurulması ve sürekli olarak denetimde bulunulması gerekiyor. Ki bu düzenleme yapılsa dahi “Hayvan Olmak” yazımızda belirttiğimiz gibi, sokak köpeklerinin illegal işlere bulaştırılması ve bilinçsizce sahiplenme sorunlarına eğilmedikçe çözüm de havada kalıyor.

Geçtiğimiz günlerde Instagram hesabımda bu konuyla ilgili iki soru sordum. “Hayvanlar sokaktan toplatılmalı mı?” sorusuna 512 kişiden 116 kişi (%23) “evet” derken, 396 kişi (%77) “hayır” cevabını verdi. Fakat soru “Peki hayvanlar sokakta mı yaşamalı barınakta mı?” şeklinde sorulduğunda aynı kitlenin yalnızca %53’ü “sokakta” derken %47’si “barınakta” cevabını vermek zorunda hissetti. Bunun nedeni, vicdanen değerlendirdiğimizde aslında onların daha iyi bir ortama ihtiyacı olduklarını biliyor olmamız. Ama aynı oranda ihtiyaçların yetersiz olduğunun da farkındayız.

Sokak hayvanları

Bir de bunun yanı sıra, hiç bahsi geçmemesine rağmen bu hayvanların hayatımıza kattığı değer ve faydanın da haddi hesabı yok. Şimdiye kadar tehlikelerden korudukları insanlar, bazı türdaşlarının zarar verdiklerinden çoktur. “Edirne'de selden köpek havlamasıyla kurtuldular” haberi bunun en güzel ve güncel örneği. Malum dijital gazete, sokak hayvanları hakkında atıp tutarken aynı zamanda gerekliliğini de inkar edemeyecek noktada olduklarının farkında mıdır; pek sanmıyorum.

Tüm bu söylediklerimizi bir araya getirince karşımıza yine bir ikilik çıkıyor. Ne mevcut durumları kabul edilesi ne de şu anda teklif edildiği şekilde barınaklara alınmaları. Ya bu sessiz dostlarımıza kucak açıp sahipleneceğiz ve devlet kurumlarının da desteği ile tüm bakımlarını üstleneceğiz, ki sanıldığı kadar zor bir şey değil. Ya da onları, fiziksel ve zihinsel anlamda zaten hiç rahat bırakmadığımız ve işgal ettiğimiz dünyalarından uzaklaştırmak için, en azından onların yaşam kalitesini artıracak barınaklara yerleştireceğiz. Ama bunun için de algı oluşturmak yerine ön ayak olup, kaliteli ve güvenli barınakların oluşumunun takibinde olacağız.

Aksi halde, tersine dönmüş bu dünyada tek düşen ittiklerimiz olmaz.