20.07.2022 / Eğitim / Genel

Tüketim kavramı, üretilen ya da yapılan bir şeylerin kullanılıp harcanması, bitirilmesi, yok edilmesi ya da israf edilmesi anlamlarına gelir.

Ekonomik olarak tüketim eylemi, kişilerin ihtiyaçlarını karşılama ya da fayda sağlama amacıyla mal ve hizmetleri elde etmesi veya kullanması ve bunun karşılığında da parasal bir bedel ödediği ekonomiye dayalı durumu ifade etmektedir. Bu şekliyle, herhangi bir fiyat ödemeden mala/ürüne erişim yada hizmetten faydalanma tüketim eyleminin dışında değerlendirilir.

Genel olarak tüketim kavramı, ihtiyaç ve isteklerin giderilmesi amacına yönelik parasal ya da değer ifade eden unsurlara dayalı hem ekonomik hem de sosyal bir yapı olarak karşımıza çıkmaktadır (Torlak, 2000; Orçan, 2004; Odabaşı, 2006). Tüketim kavramının itici güçlerini ise, kişilerin ihtiyaç ve istekleri oluşturmaktadır (İslamoğlu ve Altunışık, 2013).

İhtiyaç bir şeye karşı duyduğumuz, “gereksinim, güçlü istek, yoksulluk, yokluk” olarak tanımlanmaktadır (TDK, 2019). Giderilmeye çalışılan bu yokluk hissi, tatmin edildiğinde kişilere haz sağlarken tatmin edilmediğinde ise acı ve kedere sebep olmaktadır (Odabaşı ve Barış, 2003). En temel anlamıyla istek kavramı ise, “bir şeye karşı duyulan eğilim, arzu, şevk ve talep” tir (TDK, 2019).

Tatmin edilemeyen ihtiyaçlar nedeniyle ortaya çıkan istek ayrıca ihtiyacın nasıl tatmin edileceğine dair yön de göstermektedir. Örneğin, bir kişinin herhangi bir ürün/hizmete yönelik duyduğu ihtiyaç, o ürüne/hizmete karşı satın alma yönünde bir isteğe dönüşmektedir (Odabaşı, 2006). Söz konusu satın alma eylemi ise, günlük ihtiyaçlarımızın ötesinde mobilya, araba alımı ya da kredi çekme, konaklama gibi çok sayıda ve farklı alanları kapsamaktadır.

Maslow’un (1943) “İhtiyaçlar Hiyerarşisi Kuramı” ile ortaya koyduğu fikir, insanların motivasyonlarının kendi kişisel ihtiyaçlarına dayandığı yönündedir. İhtiyaçlar hiyerarşisi basamaklarında en altta yer alan ve karşılanması gereken temel ihtiyaç yemek, içmek, uyumak gibi fizyolojik olanlardır. Bu temel ihtiyaçlar karşılandıktan sonra sırasıyla, iş, sağlık, mülkiyet gibi güvenlik ve aile, aidiyet, arkadaşlık gibi sosyal ihtiyaçlar gelmektedir. Statü, başarı gibi saygınlık ihtiyacı ve kendini gerçekleştirme ihtiyacı ise piramidin üstünde son iki basamakta yer alan ve sayıcı daha az kişi tarafından giderilebilen ihtiyaçlardır.

Kurama göre kişilerin ihtiyaçları sınırsızdır ve her bir ihtiyaç giderildikten sonra başka bir ihtiyaç ortaya çıkmaktadır. Maslow’un yaklaşımının aksine Hoeschele (2010) bireylerin ihtiyaçlarının sınırlı olduğunu fakat kapitalist düzenin toplumda sürekli yeni ihtiyaçlar yarattığına dikkat çeker. Özellikle endüstriyel gelişim ile birlikte modern toplumlarda kitlesel üretim gerçekleştirilmiş ve bunun sonucunda ürünlerin satılıp yenilerinin üretilebilmesi için ihtiyaçların farklılaştırılıp, yeni ihtiyaçların yaratılması ekonomik sistemin devamı açısından bir gereklilik olmuştur (Yanıklar, 2010).

Tüketimden ziyade üretimin daha değerli görüldüğü ve sınırlı üretimin gerçekleştirildiği geleneksel toplumlarda, kişiler temel ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliyorken, günümüz toplumlarında teknolojide yaşanan ilerlemeler, toplumsal ve kültürel yapıda görülen değişimler sonucunda kişilerin istek ve arzularının tatmin edilmesi daha hayati bir hâl alarak, “tüketim” “üretim”den daha önemli hâle gelmiştir. Özellikle, kitle iletişim araçlarının yoğun şekilde kullanımı, alışveriş merkezlerinin artması, kentleşmeyle birlikte moda anlayışının gelişimi ve reklamlar arzu ve istekleri sürekli canlı tutarak, yeni ihtiyaçların oluşmasına öncülük etmektedir.

Günümüz toplumunda tüketim, ihtiyacın ötesinde istek ve arzuların hâkim olduğu bir yapıya dönüşmüştür (Baudrillard, 2004). Tüketim, kişiler satın aldıkları ürünlerden ya da deneyimledikleri hizmetlerden somut yarar beklentisi yerine, alışveriş eylemini bir eğlence ve zevk yaşama yani bir nevi haz alma süreci olarak görürler (Hirschman ve Holbrook, 1982). Kişiler tüketim eylemi ile psikolojik tatmin sağlayıp, çevreleriyle de ilişki ve iletişim içerisinde olmaktadır (Douglas ve Isherwood, 1999). Kullanılan ürünlere sembol ve göstergeler vasıtasıyla çeşitli ve yeni anlamlar yüklenmekte böylelikle kişilerin sosyal bir süreç içerisinde yer alıp toplum tarafından onaylanmaları, kabul görmeleri sağlanmaktadır (Bocock, 2005).

Featherstone (2008)’e göre de, tüketim kavramı ekonomik bir olgu olmaktan çıkarak kültürel ve sosyal boyutların daha ön planda olduğu bir yapıya dönüşmüştür. Tüketim, bireylerin yaşam biçimlerinin oluşmasında ve kişiliklerinin ifade edilmesinde (Schiffman ve Kanuk, 2007) yani kim oldukları, düşünce yapıları, değer yargıları ve tutumları hakkında çevrelerine ve topluma kullandıkları ürünlerle mesaj göndermektedirler. Bu bakımdan, kişilerin yeme-içme biçimleri, yaptıkları sosyo-kültürel aktiviteler ve tükettikleri ürünler/hizmetler bulundukları sosyal sınıflara göre farklılık göstermekte ve ayırıcı olmaktadır (Bourdieu 2006). Veblen (2005)’de benzer şekilde, günümüzde tüketiminin her toplumda yer alan farklı gruplardaki bireylerin sosyal statüleri hakkında bilgiler vererek diğer bireylerden farklılaşmayı sağladığını savunur.

Özetle, son yıllarda tüketimin fizyolojik bir olgudan psikolojik, sosyolojik, kültürel ve duygusal bir olguya dönüştüğü görülmektedir. Duygusal ve sosyal tatminin ağır bastığı pazarlardan biri lüks ürün/hizmet gruplarıdır. Bain&Co.’nun 2017 verilerine göre, dünya lüks pazarı 1,2 trilyon Euro’ya ulaşmıştır. Lüks pazarların ulaştığı bu büyüklük ise, tüketimin geçirdiği dönüşümü kanıtlar niteliktedir.