31.03.2020 / Fotoğraf: Merve Durdu - Selman Durdu / Seyahat

Mardin, bizi geçmişten geleceğe taşıyan bir yolculuk yapmamızı sağladı dersek abartmış olmayız.

Güneydoğu turumuza Mardin’den başlayarak çok isabetli bir karar vermiş olduk. Gezdiğimiz iller arasında kesinlikle zirveyi Mardin almıştı. Hem tarihi yapısını koruyarak oluşturduğu eski Mardin denilen şehrin belki de yarısını kapsayan taş evleriyle hem de kendini batıdaki illerle yarışacak kadar geliştirmiş olan yeni Mardin denen, muhteşem binalarıyla göz dolduran gezmeye doyamadığımız şehrin adı MARDİN oldu.

gezmeye doyamamak

Gezilecek yerler listesi epey kabarık olan şehirde maalesef listeyi bitiremedik. Gitmeden mutlaka gezi tavsiye site ve uygulamalarını kurcalayın, vaktiniz varsa ve çocuksuzsanız kesinlikle karış karış hepsini gezin.

İki kızım, eşim ve erkek kardeşimle yaptığımız yolculuk; zorluklarıyla, yorgunluklarıyla ve benzersiz tecrübeleriyle zihnimizde çok güzel bir yer edindi. Anlatacaklarımı kısıtlı bir zaman içinde, çocuklarla ve kış aylarında yaptığımızı bilerek okursanız eksikliklerimizi ya da gözden kaçırdıklarımızı da mazur görebilirsiniz.

Biz gezerken önceliklerimizi şehre uzak olan mekânlardan yana kullandık ve böylece yorulmadan oraları bitirmiş olduk. Şehre kalan vaktin tamamını şehirde gezerek ve yemek yiyerek sonlandırdık. Mardin’e Şanlıurfa yolundan girdik ve karşımıza ilk eski Mardin’in dağ üzerindeki taş evleri çıktı. Karşıdan bakıldığında büyükçe bir tepenin üzerine konumlanmış olan eski Mardin beni epey şaşırttı. O kadar engebeli bir görüntü beklemiyordum açıkçası.

İlk olarak yönümüzü Deyruzzafaran Manastırı’na çevirerek çok isabetli bir karar vermiş olduğumuzu fark ettik, çünkü Manastır öğlendeki ibadet saatinde kapanıyormuş, biz de içeri girebilen son ziyaretçi olarak kendimizi çok şanslı hissettik. Manastır konumu ve yapısı itibari ile muhteşem bir doğaya ve manzaraya sahip. İlk girişte küçük bir kafeden geçerek vakfın yararına kullanılacak olan küçük bir ziyaret ücreti verip ağaçlı bayır bir yoldan Manastıra tırmanıyorsunuz. Büyükçe bir kapıdan geçerek Manastırın bahçesine girdiğinizde yapının iç açıcı ferah ve bir o kadar huzur veren işçiliği sizi kendine hayran bırakıyor.

huzur veren işçilik

Fotoğraflayan: Merve DURDU

Manzara izleme terası ve Manastıra ulaşmanızı sağlayan çift merdiveni adeta sizi içerideki büyüye hazırlıyor. Merdivenlerin sonundaki yine büyükçe ve muhteşem olan kapıdan içeriye girdiğinizde avluya ulaşıyorsunuz. Avluya bakan birçok oda penceresi, ibadethane kapıları, su kuyuları ve bizim yeşil halini göremediğimiz birçok ağaç mevcut.

su kuyuları

Fotoğraflayan: Merve DURDU

İbadethane bölümleri, vaftiz odası ve içini göremediğimiz birçok kısım görsel olarak, yılların tahribatını göz önünde bulundurduğumuzda hayranlığımızı gizleyemediğimiz bir yapıya ev sahipliği yapıyor.

Yer altında bulunan mahzen tarzı bir odaya indiğinizde hem hayrete düşüyor hem de kafanızı çarpmamak için dikkatle yürümeye çalışıyorsunuz. Bu kısmı çok büyük yatay taşları n şeklinde birleştirerek tavanını oluşturmuşlar ve aralarında herhangi bir harç malzemesi kullanmamışlar. İlginç bir görüntüye sahip olmasından dolayı bolca fotoğraf çekmeye çalıştım. İçerinin aydınlatması da çok tatlı olduğundan bir an canım dışarıya çıkmak istemedi doğrusu.

Manastırın büyüsünden henüz nasibimizi almışken çıkmamız istendi ve biz bahçesine çıkarak biraz daha yapıyı dıştan izlemeye çalıştık. Bayır aşağı iki tarafınızı saran ağaçlı yoldan inerken kendinizi burada olmaktan aşırı zevk almış bulacaksınız.

İkinci durağımız Dara Mezopotamya Harabeleri olarak belirlenmişti fakat manastırdan inerken şehre bir 30 km daha uzaklaşmamız gerektiğini söyleyen navigasyon bir an bizi tereddüt ettirmişti. Oysaki en merak ettiklerimizden biriydi bu durak. Buralara kadar gelmişken 30 km daha gitmemiz gerektiğine kanaat getirince Harabelerin yolunu tuttuk sonunda.

harabelerin yolunu tutmak

Fotoğraflayan: Merve DURDU

Harabelerin giriş kapısına arabayı park ettiğimizde harabelerin görünen kısmı bizi bir an için acaba hata mı ettik bu kadar küçük bir yer için bunca yol gelmekle dedirtti; fakat arabadan inip kapıdan içeri girdiğimizde kesinlikle doğru karar verdiğimizi iliklerimize kadar hissettik.

Rengi ve doğal yapıların görünümü insanın içini açıyor adeta. Birçok antik kentte alamadığım farklı bir hava vardı burada, tadilat esnasında doğal yapılara zarar verilmediği çok belliydi ve bu da gerçekten bizi zamanda yolculuğa götürmüştü.

İçerde birçok kemik kalıntılarının olduğu yeri camekânlarla kapatıp üzerinde yürümenize olanak sağlanmış, bir yandan korkunç olan bu durum aslında ortamı ferahlatmış. Sarkıtların içerisinde cam üzerinde yürürken aşağıdaki kemikleri incelemek pek mümkün olmuyor, sarkıtları mı izlesek kemiklere mi baksak derken kendinizi dışarıda buluyorsunuz.

Eski çağların aslında bize anlatıldığı kadar teknolojisiz ve olanaksız olmadığını daha net hissediyor insan bu yapıları gördükçe. İnsan eliyle oyularak yapılacak yapılar değil bunlar, eski insanlar kesinlikle en az bizim kadar alet edevat kullanmış olmalılar.

Gezi planımızın bir sonraki durağı Kasımiyye Medresesi…  Adeta Mezopotamya topraklarını bir deniz gibi önünüze seren manzarası, tarihi yapı ile birleştiğinde görsel şöleni izlemeye doyamıyorsunuz. Medrese içerisinde ufak bir çeşme ve çeşmeden akan suların aktığı yol oradan da biriktiği ufak bir havuz mevcut, üstü açık etrafı kapalı olan avlu binayı doya doya izleme fırsatı sunuyor. Bir başka bölümünde ufak bay ve bayan mescitleri var. Biz gittiğimizde diğer bölümler ziyarete kapalıydı üst katlara çıkamadık. 

kasımiyye medresesi ve görsel şölen

Fotoğraflayan: Selman DURDU

Bol bol gelin görme ihtimalinizin olduğu düğün fotoğrafçılarının adeta istila ettiği Kasımiyye Medresesi eski Mardin merkezindeki ilk durağımız oldu, buradan sonra da en çok merak ettiğim Mardin Ulu Cami’ne vardık.

Ulu Cami’ye gitmek için navigasyon açtığımızda bizi eski Mardin’in tarih kokan dar sokaklarından yukarı doğru çıkarttığında önce tedirgin olduk, yanlış gittiğimizi düşünerek; fakat çıktıkça gördüklerimiz bizi mest ediyordu. Arabanın çıkabileceği en son sokağa kadar çıktığımızda Ulu Cami'nin alt sokağında bulduk kendimizi. Arabayı münasip bir yere bırakıp Ulu Cami'ye doğru merdivenleri tırmandık.

ulucamiye doğru

Fotoğraflayan: Merve DURDU

Arka girişinden avluya girip vakit namazını Mardin Ulu Cami'de kılabilmiştik. Caminin otantik serin ve manevi havası insanı geldiğine gördüğüne şükrettiriyor. 1 yaşındaki kızımın ablasıyla camide koşturmaları, cıvıltıları seyretmelik bir şenlik idi adeta; fakat maalesef zaman kavramı insanı bazı zevklerden mahrum ediyor. Akşam olmak üzereyken henüz görmeyi planladığımız yerler bitmediğinden Ulu Cami'yi biraz da yukarlardan seyretmeyi umarak çıktık camiden.

Mardin Arkeoloji Müzesi için tırmanmaya devam ettiğimizde bir üst sokağın cadde olduğunu fark etmiştik. Aslında arabamızı cadde üzerindeki otoparka park etmeliymişiz; ama hiç de pişman olmadık açıkçası. Müze, küçük bir arazi üzerine yapılmış 3-4 kattan oluşan biraz da yorucu olmasından dolayı vaktimizi fazlasıyla almıştı. Küçük odacıklarda bölüm bölüm birbirinden ayrı kategoriler bulunmakta.

müzenin küçük odacıkları

Fotoğraflayan: Merve DURDU

Planımızda Mardin Protestan Kilisesi, Meryem Ana Kilisesi ve Patrikhanesi, Kırklar Kilisesi (Mor Behnam), Şahkulubey Konağı, Zinciriye Medresesi, Mardin Kalesi gibi diğer önemli yerler de olmasına karşın maalesef çocuklar, açlık ve yorgunluk sebebiyle yetiştiremedik.

Yemek için tavsiye olarak Seyri Merdin isminde kapalı mekânı küçük, açık bölümleri ise kış şartlarından dolayı kullanılmayan lezzeti ve manzarası harika olan işletmeyi biz de Mardin’e giden herkese tavsiye ediyoruz. Mardin maceramızın sonuna geldiğimizde Diyarbakır’a doğru yol alırken yeni Mardin’i görme şansımız oldu. Işıl ışıl büyük binalardan oluşan yeni Mardin insanı geçmişten geleceğe taşıyan bir yolculuk yapmamızı sağladı dersek abartmış olmayız. Eski Mardin’i gezerken geçmişte yaşadığımızı düşünmeye başlamışken birden 2020’de olduğumuzu hatırladık. Mardin’den ayrılırken aklımızda göremediğimiz yerlerin merakı ‘acaba neler kaçırdık?’ düşüncesiyle Diyarbakır yollarına düştük.

 

(Güneydoğu turunun Diyarbakır kısmını okumak için tıklayınız.)

(Güneydoğu turunun Şanlıurfa kısmını okumak için tıklayınız.)

seyri merdinden ulucami

Fotoğraflayan: Merve DURDU

güneydoğu turu mardin galeri