11.12.2019 / Eğitim / Ekonomi

Vergilerin doğru bir şekilde uygulanabilmesi ve başarılı bir sonuç elde edilebilmesi için belirlenen ölçütlere vergi ilkeleri denir.

Vergi ilkeleri vergi uygulamalarında uyulması gereken esaslardan oluşur. İlkelere uyulursa vergiden beklenen amaca daha kolay ve en az masrafla ulaşılır.

vergi ilkeleri nelerdir

Verginin Adalet İlkesi

Bu ilke vergide adil olunmasını ifade eder. Adaletli olmak içinde bulunulan topluma ve o toplumda yaşayan kişilere, onların alışkanlıklarına gelenek ve göreneklerine, örf ve adetlerine göre değişiklik göstermektedir. Her toplum bu kavramı kendine göre yorumlar. Vergi adaleti de toplumdan topluma farklılık göstermektedir.

Adaletli bir vergi uygulamasında mükelleflerin ödeme güçlerine göre vergi yüküne katılmaları sağlanmalıdır (Vergide eşitlik ilkesi). Gelir ve vergi bakımından aynı düzeyde bulunan kişilerin vergileme konusunda aynı işlemlere tabi tutumları gerekmektedir. Kişilerin durumlarının eşitliğini tespit etmek zor bir iştir. Çünkü kişilerin gelirleri, harcamaları, servetleri, nüfusları, medeni durumları ve borçları eğitim durumları birbirlerinden farklıdır.

Kişilerin şahsi özelliklerinin ve ödeme güçlerinin farklığı vergi yüklerinin belirlenmesinde ve dağıtılmasında eşitliği mümkün kılmamaktadır. Ancak bazı vergilerle örneğin, Veraset ve İntikal Vergileri, Gelir Vergileri, Servet Vergileri ile vergi yükünün dağıtımında eşitliğe uyulmaya çalışılmaktadır.

Vergi adaletinin sağlanmasında kişilerin asgari geçim sınırlarının vergi dışında tutulması, bu sınırın üzerinin vergilendirilmesi esastır. Ayrıca, Kişilerin şahsi ve ailevi özelikleri, dikkatten kaçırılmamalı, vergi kaçakçılığı dikkatle takip edilmeli ve çifte vergi önlenmelidir. Sermaye geliri ile faaliyet gelirlerinin ayrı ayrı vergilendirilmeleri gerekmektedir.

verginin adalet ilkesi

Adil bir vergilendirmenin yapılmasında kişilerin din, dil, ırk, unvan, vb. özelliklerini dikkate alınmadan (vergide genellik ilkesi) herkesin kendi gelir, servet ve harcamaları vergiye tabi tutulmalıdır. Bir ülkede yaşayan bütün vatandaşlar ile başka ülkede yaşamakla beraber ülke içinde gayrimenkulü olanlar ve ülkede altı aydan fazla ikamet eden yabancı uyruklu kişiler vergiye tabidirler.

Herkes vergi ödemekle mükelleftir. Ancak, bazı siyasi, ekonomik ve sosyal nedenlerle bazı gruplar ya da kişiler vergi dışında tutulmaktadırlar. Bu durum vergi muafiyeti adı ile adlandırılır. Vergi alınması gerekirken bazı konuların vergi dışında tutulması ise vergi istisnası olarak adlandırılmaktadır. Örneğin, sakatlık durumlarında vergi indirimi, sakatlığın ve özrün durumuna göre vergi muafiyeti, ihracat konularına göre vergi istisnası uygulamaları, ordu evleri ve askeri kantinlerin vergi dışı tutulması.

Kişilerin kamu hizmetlerinden yararlanma derecelerine göre vergilendirilmeleri gerektiği fayda yaklaşımı ile ele alınmaktadır. Bu yaklaşıma göre kişiler kamusal hizmetlerden faydalandıkları ölçüde vergiye tabi tutulurlar. Örneğin, motorlu araç sürücüleri kara yollarının aşınmasından sorumlu oldukları için Motorlu Taşıtlar Vergisi ödemektedirler.

Vergide adaletin sağlanmasında önemli bir ölçü olmakla birlikte kişilerin hizmetlerden faydalanma derecelerinin tespiti oldukça güçtür. Kamusal hizmetlerin kişilere sağladıkları faydalar bölünemez ve belirlenemez, diğer taraftan kişiler faydalandıkları hizmetleri gizleyebilirler ve kamusal hizmetlere olan taleplerini ifade etmeyebilirler. Bu nedenlerle fayda yaklaşımı tek başına yeterli olmamaktadır.

Vergide adaletin sağlanmasında kişilerin ödeme güçlerinin dikkate alınması gerektiğini savunan yaklaşım ise ödeme gücü yaklaşımıdır. Kişinin vergi ödeme gücünün göstergeleri, kişinin geliri, serveti ve harcamalarıdır. Kişinin vergi ödeme gücüne göre vergilendirilmesi aynı zamanda gelir dağılımında da adaleti sağlamaktadır.

verginin kesinlik ilkesi

Verginin Kesinlik İlkesi

Vergi alındıktan sonra kişiye tekrar ödenmez. Ancak vergiyi teşvik amaçlı bazı vergi iadesi uygulamaları bu ilkeyi ortadan kaldırmaz. Verginin konusu, oranları, ödeme yeri ve zamanı ve ödeme şekli vergi kanunlarında açık ve net bir şekilde belirtilmektedir. Bu konuda herhangi bir belirsizlik ya da değişik anlaşılmalara sebep olacak ifadeler yer almamaktadır.

Mükelleflerin vergilerini kanunda belirtilen şekilde ve yerde ödemeleri ve bu konuda herhangi bir şüphe duymamaları gerekmektedir.

verginin ekonomik ilkesi

Verginin Ekonomik İlkesi

Vergi uygulama ve toplama maliyeti, elde edilen vergi hâsılatına göre yüksek bir seviyede olmamalıdır. Mükellefin cebinden çıkan para ile devlet hazine giren para arasındaki fark çok küçük olmalıdır. Vergiden beklenen hâsılatın belirli bir dönem içinde elde edilmiş olması ve elde edilirken en az masrafla yani harcamaların asgari seviyede tutularak tahsil edilmesini öngörmektedir. Burada önemli olan hem vergi tahsilâtının vergi süresi içerisinde yapılabilmesi hem de vergi maliyetinin en düşük seviyede tutulabilmesidir. Vergi uygulamasının maliyetleri içinde vergi ile ilgili görevli memurların aylıkları, kırtasiye, ısıtma, aydınlatma, haberleşme masrafları, vergi uyuşmazlıkları ve vergi yargısı ile ilgili masraflar, posta, ulaşım, danışman ücretleri, yayın ve araştırma masrafları ve diğer saklı maliyetler (kolaylıkla hesaplanamayan) girmektedir.

Verginin Uygunluk İlkesi

Vergi mükellefler için en uygun ve doğru bir zamanda, en uygun biçimde alınmalıdır. Vergi toplumun yapısına uyumlu olarak, ekonomiyi zorlamadan elde edilen bir gelir olmalıdır. Bu her birey için uygun olan zamanda vergilendirilmenin yapılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Bireysel olarak tek tek uygunluğun sağlanması mümkün değildir. Çünkü mükellefler arası ekonomik, sosyal, mali ve psikolojik duruma göre uygun zaman ve koşullar arasında önemli farklılıklar vardır. Burada önemli olan uygunluğun genele göre belirlenmesidir. Örneğin, çiftçilerden alınacak olan vergilerin tahsil zamanı hasatlarını aldıktan sonraki bir zaman olmalıdır. Bunun dışındaki zamanlarda vergi alınması çiftçinin para darlığı çektiği dönemler olacağı için tahsili mümkün olmayabilir ve çiftçileri zor durumda bırakır.

verginin kanuniliği ilkesi

Verginin Kanuniliği (Yasllığı) İlkesi

Vergileme ilkelerinin oluşumunda, Anayasa’nın sadece doğrudan vergi ile ilgili hükümlerinin değil, tümünün dikkate alınması gerekir. Anayasa’nın ceza hukukuna ilişkin suç ve cezaların yasallığı, suç ve cezaların önceden belli olması vb. gibi ilkeler, vergi ceza hukukunun temel ilkeleri olmak durumundadır. Hukuk devleti ilkesinin hukuki güvenlik ve hukuki istikrar ilkeleri aynı zamanda vergi hukukunun da ilkeleri olmak durumundadır. Özel girişim özgürlüğü ve sözleşme özgürlüğünün asıl olması, vergileme ilkeleri içerisinde, bu özgürlükleri kullanılamaz hale getirmeme şeklinde belirmelidir.

Anayasanın 73. maddesi “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir, kaldırılır” düzenlemesini içermekte olup öğreti ve uygulamada verginin yasallığı ilkesi olarak adlandırılan bu ilke vergi, resim, harç ve benzeri kamusal güce dayalı bütün yükümlülüklerin yasayla düzenlenmesi zorunluluğunu öngörmektedir.

verginin yasallık ilkesi

Verginin yasallığı ilkesi devlet açısından, verginin alınması zorunluluğu ve verginin cebri icra yoluyla alınmasının sınırlarını belirlerken aynı zamanda da birey yararına da “temsilsiz vergi olmaz”, “kanunsuz vergi olmaz” ve “verginin belirgin olması” gibi ilkelere dikkat ederek sınırları belirlemektedir.

Verginin yasallığı ilkesi demokratik mücadelenin sonucu olarak uzun bir tarihi süreç içinde bugünkü anayasal yerini ve boyutunu kazanmıştır. Vergi koyma yalnızca parlamentoya ait olan devredilmez bir yetkidir. Bu ilke yazılı hukuk kuralları şeklinde düzenlenen vergisel konuların ancak yasaların düzenlendiği çerçeve içinde değerlendirilmesini gerekli kılar. Aksi takdirde yasanın oluşumunda ya da uygulanmasında ifade olunan sözler ya da fikirler ancak söz ya da fikir sahiplerini bağlar.

Verginin yasallığı ilkesi keyfi ve takdiri uygulamaları önleyecek ilkelerin yasada yer alması amacını güderek, bireylerin özgürlüklerini devlete karşı koruyan güvenlik sınırlarını çizmektedir. Bu ilke ülkemizde ilk kez 1924 anayasasında yer almıştır. Bunu takip eden 1961 ve 1982 anayasalarında birtakım değişikliklerle bu ilkeye yer verilmiştir.