10.07.2020 / Tarih / Eğitim

Atatürk dönemi dış politikada Lozan’dan kalan veya uygulamadan kaynaklı sorunları çözmek üzerine bir politika belirlenmiş ve izlenmiştir.

Lozan Barış Antlaşması’nda gündeme gelen ama çözülemeyen ve sonraya bırakılan konulardan bir tanesi de Irak sınırının belirlenmesiydi. 1924 tarihinde düzenlenen ve Türkiye’yi Ali Fethi Okyar’ın temsil ettiği Haliç Konferansı, İngiltere’nin Musul ve Hakkari’yi istemesi üzerine başarısız oldu. Ardından bu konu Türkiye’nin üye olmadığı Milletler Cemiyeti’ne getirildi. Burada alınan karar ile Musul, İngiliz mandasında bulunan Irak’a bırakıldı. Türkiye, bu karara tepki gösterse de aşağıdaki sebeplerden dolayı Musul üzerindeki yetkisini kaybetmiştir.

  • Suriyeliler, Türkiye’ye karşı İngilizler tarafından silahlandırılınca Türk ordusu Suriye bölgesine kaydırıldı.
  • İngiliz destekli Şeyh Sait isyanı çıktı.
  • Hakkari’nin yanında olan Süleymaniye kenti İngilizler tarafından vuruldu.

1926 yılında Türkiye ile İngiltere arasında imzalan Ankara Antlaşması ile Musul, İngiliz yönetimindeki Irak’a bırakılacak ve Musul petrollerinin %10’u Türkiye’ye 25 sene boyunca verilecek. Fakat Türkiye’nin petrole dayalı bir sanayisi olmadığı için bu maddeyi 500 bin sterline çevirmiş ve bu parayı da dış borçlarında kullanmıştır. Musul’un Irak’a bırakılması Misakı Milli sınırlarında toprak kaybına sebep olmuştur.

Lozan Barış Antlaşması’nda yabancı okullar sorunu çözülse de 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun çıkarılması ile tekrar ortaya çıktı. Türkiye kanuna uymayan okulları kapattı. Başta Fransa olmak üzere Papalık, ABD, İngiltere ve Belçika gibi Türkiye’de okulu olan tüm devletler bu kanuna tepki gösterdi. Ancak Türkiye, bu konuyu uluslararası bir platformda çözmek istemedi.

lozanı imzalayan heyet

Lozan sonrasında 1926 yılında çıkarılan Medeni Kanun ile Patrikhane sorunu da ortaya çıktı. Bu kanuna göre Patrikhane’nin mahkeme kurma yetkisi elinden alındı. Ancak Türkiye, bu konuda da geri adım atmadı.

Lozan’da görüşülen ve anlaşılan nüfus mübadelesi sorunu çözüme ulaşsa da Yunanistan, İstanbul’da daha fazla Rum bırakmak ve mübadele yapılacak kişilerin daha az olmasını istediği için tekrar bu sorun ortaya çıktı. 1930 yılında yapılan Nüfus Mübadelesi (Ahali) Antlaşması ile Batı Trakya’da oturan Türkler ile İstanbul’da oturan Rumlar, yerleşme tarihlerine bakılmaksınız yer değiştirmeyecek. Geri kalan bölgelerdeki kişiler ise yer değiştirecek.

Bu sorun Milletler Cemiyeti’ne götürüldü. Rumların ne zaman yerleştiğine dair kayıt olmadığı için Milletler Cemiyeti çözüm sunamadı. Nüfus mübadelesi sorununun çözülmesi ile Türk-Yunan dostluğu başladı. Bu dostluk 1954 yılında Kıbrıs Sorununun çıkması ile sona erdi.

Lozan görüşmelerinde alınan kararlar doğrultusunda Türkiye dış borçlarını Frank ile ödeyecekti. İlk taksitinin ödemesi de 1930 yılında başlayacaktı. Fakat 1929 yılında çıkan Dünya ekonomik krizi sonucunda Türkiye, Hoover Moratoryumu’ndan yararlanarak borcu ertelemek istedi. Krizden en çok etkilenen ülkelerden biri olan Fransa ile Türkiye bir kez daha masaya oturdu. Yapılan antlaşmaya göre taksit sayıları arttırıldı ve ödemeler Türk Lirası ile yapılması kararları alındı. Türkiye borcunu 1933 yılında ödemeye başladı ve 1954 yılında bitirdi.

Adana-Mersin demir yollarının millileştirmek isteyen Türkiye, Fransa ile sorun yaşadı. Ardından yapılan bir antlaşma ile Türkiye bu demir yollarını satın aldı ve sorun çözüldü.

atatürk dönemi dış politika

Barışçıl politika izleyen Türkiye, Lozan’da Musul konusunda istenmeyen bir karar çıkması ve Birleşmiş Milletler üyesi olan ülkelerin bu birliği kendi çıkarları doğrultusunda yönetmesi sonucunda 1932 yılına kadar Birleşmiş Milletler’e üye olmamıştır. İspanya’nın davetini alan Türkiye, Japonya ve Yunanistan’ın desteği ile 1932 yılında üye oldu. Türkiye, ilk defa bir kuruluşa davet usulü ile üye olmuştur. Kuruluşlar, davet değil başvuru ile üye alırlar.

İtalya, Almanya ve Bulgaristan’ın yayılmacı politikasına karşı Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya bir araya gelerek 1904 yılında Atina’da Balkan Antantını (Paktını) kurdular. Bu antanta İtalya’nın baskısı sonucu Arnavutluk katılmadı. Türkiye’nin bu pakta girmesi, Batı sınırlarını güvence altına almaya çalışmasından dolayıdır. Pakt üyeleri, 1936 yılında düzenlenen Montrö Konferansı’nda boğazların Türkiye’de kalması yönünde görüş bildirdi. Pakt, II. Dünya Savaşı’nın çıkması sonucunda önemini yitirdi.

Türkiye, boğazlar sorununu ilk defa Londra Silahsızlanma Konferansı’nda dile getirdi. 1936 yılında Almanya, Fransa’ya ait olan Ren bölgesini işgal etti. Ren’i kaybeden Fransa, boğazlardan ve Suriye bölgesinden askerlerini geri çekti. Suriye ve Lübnan’a da bağımsızlık verdi.

İtalya’da bu gelişmeler yaşanırken Habeşistan bölgesini işgal etti. Bu durumdan da İngilizler rahatsızlık duydu. İngilizler de boğazlardan askerlerini geri çekmek zorunda kaldı.

boğazlar sorunu ve çözümü

Boğazların güvenliği için kurulan komisyonun başında bir Türk bulunsa da, boğazların bir yakasını İngilizler diğer yakasını da Fransızlar koruyordu. Her iki devletin de askerlerini geri çekmesi sonucunda boğazlar savunmasız kaldı.

Bu gelişmelerin ardından Türkiye, Lozan’da boğazlar sorunu için toplanan ülkelere bir nota verdi. Ardından İsviçre’nin Montrö kentinde toplanıldı. 20 yıl sürecek Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Bu antlaşmayı en geç imzalayan devlet İtalya oldu. Türkiye adına imzayı atan Tevfik Rüştü Aras, Dışişleri Bakanı olarak imzaladı. Antlaşmaya göre komisyon kaldırıldı ve her iki yakasına Türk askeri yerleştirildi.

İtalya’nın yayılmacı politikasına karşılık olarak 1936 yılında Türkiye’nin içerisinde bulunduğu Akdeniz Paktı bulundu. İtalya ve Almanya’nın yayılmacı politikalarına karşı Türkiye, İran, Irak ve Afganistan bir araya gelerek 1937 yılında İran’da bir araya gelerek Sadabat Paktı’nı kurdular. Türkiye bu pakta katılarak Doğu sınırlarını güvence altına almaya çalıştı. Irak ile sınır problemi ve Türkiye ile Hatay sorunu yaşayan Suriye bu pakta katılmadı. II. Dünya Savaşı’nın çıkması ile önemini yitirdi. 1980-88 yılları arasında yaşanılan İran-Irak savaşı ile tamamen sona erdi.

1921 yılında imzalanan Ankara Antlaşması ile Hatay, İngiliz mandasındaki Suriye’ye bırakılmıştı. Fakat Hatay’a Arap göçü engellenmiş ve Türkçe konuşulması serbest bırakılmıştı. Fransa’nın Ren’i kaybetmesi ile askerlerini geri çekmesi sonucu Hatay, Suriye’ye bırakılmıştı. Türkiye tarafından bu konuyu Milletler Meclisi’ne taşıdı. Bölgede Türkçe’nin konuşulması ve Türklerin çok olmasından dolayı Milletler Meclisi Hatay’ın Türkiye’ye verilmesini kararlaştırdı. Ancak bu kararı Fransa kabul etmedi.

1937 Türkiye, Hatay’a vali gönderdi. 1938 yılında Hatay Bağımsız Cumhuriyeti adı altında bir devlet kuruldu. İlk cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen, ilk başbakanı Abdurrahman Melek ve ilk meclis başkanı da Abdülgani Türkmen olmuştur. 1939 yılında İsmet İnönü döneminde Hatay Meclisi tarafından alınan karar ile Hatay, Türkiye’ye katılmış oldu.

Hatay sorunu ile ilgili Mustafa Kemal, “benim şahsi meselemdir” ve “40 yıllık Türk yurdu yabancı bir devlete bırakılamaz” demiştir. Mustafa Kemal, bu sorun ile çokça ilgilenmediğini düşündüğü İsmet İnönü ve Celal Bayar’ı Kurun adı verilen gazetede Asım Us sahte adı ile eleştirmiştir.

Kaynak: Benim Hocam Yayınları